"... Because they fear actually today and the past serves them some kind of justification to run away from their current problems while blaming some invisible enemies."
"Yükselme tutkusunun, para kaygısının ya da kendini beğenmişliğin ağır bastığı bu danışma kurullarında yapılan nedir? Biri çıkar da geçmiş zamanlardan ya da yabancı ülkelerden örnek getirip yeni bir düşünce ileri sürecek olursa, bütün dinleyenlerin akılları başlarından gider; hepsini, hele kendisini beğenmişleri bir telaştır alır, akıllılık ünlerini yitirmekten, budala sayılmaktan korkarlar. Kafalarını eşeleye eşeleye bu düşünceleri çürütecek kanıtlar ararlar, bellekleri bu çürütmeyi beceremedi mi, şu beylik lafın ardına sığınırlar: 'Bizim babalarımız böyle demiş, böyle yapmışlar. Keşke biz de babalarımız kadar akıllı olabilsek. Böyle der ve büyük bir kehanet yumurtlamış gibi böbürlenerek yerlerine otururlar. Onlara bakacak olursanız, aralarından daha akıllı bir adam çıktı mı, insanlık batar. "
"Nerede oturduğuna, ne iş yaptığına, havuzdan çıkıp nereye gitmesi gerektiğine dair hiçbir fikri yoktu ama bu fazlasıyla özgürleştirici bir histi. Kendinden bile tek bir beklentisi olmadan var olabilmek"
"İnsan çok eski zamandan beri doğayı 'kendi kendinden' korumaya çabalıyor. Kendini çevreleyen dünyanın güzelliğini ve zenginliğini korumak gibi güç ve gerçekten yüzyıllara dayanan konuyu çözemiyor. Konu öylesine önemli ki, eski zaman insanları bu konuyu dram ve trajedi biçimine sokarak, kendilerinin doğaya karşı olan tutumunu 'otokritiğe' sunmak, kendi vicdanlarını uyarmak istediler. Bu, benden sonraki kuşaklara da bir uyarı idi."
"Onun tek üstünlüğü bundan ibaretti. Başkalarının gözünde küçük düşmemesiydi...Oysa birçokları hastalıktan değil de kendini daha büyük gösterme ihtirasından ölürlerdi."
"Her biri, hilkatin birer tokadını yiyerek, hayatta birer cihetten zayıf ve âciz kalmış insanlar... Görüyorsun ki hepsi hayata birer miktar kin borçlu. Hepsi çocukluklarından beri mahrum oldukları kuvvete hasret çekerek ve kendilerini yiyerek bu hale gelmişler. Hakikaten kuvvet sahibi olanlara haset ve imkânsızlıkla baka baka nihayet kuvveti en büyük, en tapılmaya layık bir mevcudiyet olarak kabul etmişler... Şimdi öyle bir nazariye yapıyorlar ki, anası aciz ve mahrumiyet... Bu gibi fikirleri doğuranlar, daima, ezilmeye, yok olmaya mahkûm olduklarını hisseden zümrelerdir. Bağırırlar, çağırırlar, ellerine fırsat geçerse suni olarak sahip oldukları bu iktidarı en vahşi bir şekilde kullanmaya kalkarlar; fakat nihayet hayatın ebedi kanunlarının pençesi altında çiğnenir ve mahvolurlar..."