Ama kafalarına silah da yasamız bile birçok kişi bu sorulara verecek gerçek bir cevap bulamayacaktır. Sen bulabilir miydin? Biraz olsun zaman ayırıp nasıl olduğuna ve neyi temsil ettiğine dair hiç düşündün mü? Yoksa önemsiz şeylerin peşinde koşmakla, yanlış etkileri taklit etmekle ve hayal kırıklığı ve başarısızlık dolu ya da var olmayan yollarda yürümekle mi meşgulsün?
Şu basit sorularla ne sıklıkla karşılaşıyorsunuz? Kimsin?, Ne iş yapıyorsun? Ya da Nerelisin? Bu soruların tamamını yüzeysel sorular olarak düşünüp aynı yüzeysellikte bir cevaptan daha fazlası için kendimizi yormuyoruz bile.
Rivayet şöyleydi: Bartleby Washington'daki Sahipsiz Mektuplar Bürosu'nda küçük bir memurmuş. Yönetimde değişiklik olunca birdenbire işten çıkarılmış. Bu söylentiyi düşündüğümde içimi kaplayan hissiyatı ifade etmem zor. Sahipsiz mektuplar! Kulağı "ölü insanlar" gibi gelmiyor mu? Tabiatının ve talihsizliğinin sonucu olarak kasvet yüklü bir umutsuzluğa meyletmiş bir adam tasavvuf edin. Durumunu daha beter hale getirmek için sahipsiz mektuplarla uğraşmaktan ve onları yakılmak üzere tasnif etmekten daha uygun bir iş var mıdır? Her yıl bu mektuplardan araba dolusu yakılır. Solgun çehreli kâtip bazen katlanmış kağıtların arasında bir yüzük bulur ama onu takacak parmak belki mezarda çürümektedir ya da Hızır bir yetişsin diye gönderilmiş bir banknot ama ihtiyacını karşılayacak kimse artık ne yemek yiyordur ne de acıkıyordur. Yeis içinde ölenlere teselli; umutsuzluk içinde ölenlere umut; dermansız dertlerin pençesinde ölenler iyi havadisler dolu mektuplar... Hayatın hengâmesi içinde bu mektuplar, aceleyle ölüme koşarlar.
Ah Bartleby! Ah insanlık!
Boşluk duygusu genellikle insanların, hayatlarına ya da içinde yaşadıkları dünyaya ilişkin etkili bir şey yapmaktan aciz olduklarını hissetmesinden kaynaklanır. İçsel boşluk duygusu, yılların birikimiyle, kişinin hayatına yön verme, başka insanların ona olan davranışlarını değiştirme veya içinde bulunduğu dünyayı etkileme gücünün olmadığına dair inancın bir sonucudur. Böylelikle günümüzde pek çok insan gibi derin bir çaresizlik ve anlamsızlık hissine kapılır. İstekleriyle hisleri gerçek anlamda bir fark yaratmayacağı için çok geçmeden istemekten ve hissetmekten vazgeçer. Duyarsızlık ve hissizlik de endişeye karşı birer savunma yöntemidir. Kişi sürekli olarak üstesinden gelemeyeceği tehlikelerle yüzleştiğinde, nihai savunması, bu tehlikeleri hissetmekten kaçınmaktadır.
Fakat dinle: Evde yaşananlar evde kalır. İnsanların duvarımda ne asılı olduğunu, dua edip etmediğimi, ya da evli mi yoksa boşanmış mı olduğumu bilmesini istemiyorum.
Böyle şeyler yazman saygısızlık, anlıyor musun?