Lisede okurlardı bu kitabı, o dönem maddi durumumuz pek parlak değildi. Bu bahar döneminin bitimine yakın arkadaşlarla muhabbet ederken lafı geçti kitabın. Ben okumadım ama okumayı çok istiyorum deyince, annemin de katıldığı bir hengâme ile konu komşudan kitap sormaya başladık, koskoca mahallede hiç kimseden çıkmadı kitap, daha da garibi ise ne BKM'de ne Trendyol'da stokta yok basım. Bunu bulsam bulsam sahaflarda bulurum diye azimle Kızılay'a yola aldım. Uzun araştırmalarım neticesinde de buldum kitabımı.
Hani bir solukta derler ya, uzun zamandır böyle içimi kıpır kıpır edecek, sinirden deliye döndürecek, aşktan gözümü kör edecek, eski anıları meydana getirecek bir kitap okumamışım ve okumaya da çok ihityacım varmış.
Şimdi beni ve anılarımı okuduysanız kitabın incelemesine şöyle bir bismillah deyip geçelim.
Minimini kız çocuğumuz Feride'nin yanılmıyorsam Beyrut'ta Arap cariyesi Fatma ile başlayan ayrılık ve hüzün öyküsünü kıymetli Güzide validesinin vefatı ile devam eder, bir süre Arap çöllerinde Hüseyin yoldaşlığında çocukluğuna devam eder. Feride'nin haylazlıklarından usanan asker babası Feride'yi Hüseyin ile beraber İstanbul'a merhum eşinin kız kardeşlerinin yanına yollar(postalar). Burada bir süre sonra bir Fransız mektebine kaydolan Feride alimallah ordaki Sör'leri de canından bezdirir ki bir an önce okul bitsin diye 4 gözle beklerler. Bu esnada Kâmran ile denkleşen Feride aman teyzesinin nazik oğluna bir zıt gider ki sormayın. Yaş ergenliğe tekâmül edip de etraftan sevgili yâren hikayeleri duyan Çalıkuşu aşağı kalır mı? Kalmaz. O da bir hikaye uydurur ki nereden bilsin gerçek olacak. 13-14 yaşlarında kuzenine olan bu aşkını kankası Müjgan'a söyler. Müjgan ağzında bakla ıslanmayacak cinsten bir sırdaştır tabii. Herkescikler duyuverir Feride kızımızın aşkını,