Avukat Refet Bey'in evi, Keçikapı'dan Talas Caddesi'ne çıkan kestirme yolun üzerindedir. Kayseri'de eşine az rastlanan ahşap bir yapı. Kenarları fırlamış; yüz tahtaları kararmıştır. Kapının numarası Arap rakamlarıyla yazılmış. Su, elektrik plakaları Türkçe. Damın bir ucunda bir at nalı, bir boynuz, bir çift mavi boncuk sarkar. Geçmişte yangın tehlikesi geçirmiş saçaklar, kopuk kopuk, kömürleşmiş. Pencereler dar, perdeler sımsıkı örtülüdür.
Sayfa 33·Kitabı okuyor
Alıntı
TALAN
Güzel de çirkin de fâni dünyada Doğarmış, büyürmüş, viran olurmuş Sevda denen yangın meğer sonunda Gözyaşıyla dolu hicran olurmuş Dostlar ayrılırmış yüze bakar da İzleri kalırmış hatıralarda Ümitler yeşerir her ilkbaharda Sonbahar gelince duman olurmuş Gülleri açınca gönül bağının Zehri bal kesilir Leylâ dağının Mevsimi geçince cilve çağının Hayaller, yeminler yalan olurmuş Issız köşelerde yalnız başına Zavallı girermiş en son yaşına Konulunca o musalla taşına Kendi evi bile yaban olurmuş Bir ömür gariban, mahzun, derbeder Mü'minse, mezarda bitermiş keder Mutlulukla gelip acıyla gider Kalanların hepsi talan olurmuş
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Reklam
Bana öyle geliyor ki bunca gülünçlük arasındaki en gülünç şey, bu dünyada meşgul olmak, aşına, işine koşturan bir adam olmak. Bu yüzden ne zaman kritik bir anda bir işadamının burnuna sinek konduğunu, işadamınınkinden daha büyük bir aceleyle yol alan bir arabanın adamın üstüne başına çamur sıçrattığını, adamın önündeki köprü kalkarken beklemek zorunda kaldığını ya da çatıdan düşen bir kiremidin adamı öldürdüğünü görsem katıla katıla gülerim. Kim gülmez ki? Zırıl zırıl meşgul bu adamların başardığı şey nedir? Evinde yangın çıktığında şaşkınlıktan evdeki şömine maşalarını kurtarmaya çalışan bir kadından hiçbir farkları var mı? Hayatın büyük yangınından kurtarabildikleri bir şey var mı gerçekten? (Ya/Ya Da, 1843)
Aynadaki Yangın
"Ama deniz kabuğu kıyıya vurmayı tercih etti." "Deniz kabuğu kıyıya geldi çünkü yosunlardan kurtulmak zorundaydı," diye fısıldadım. "Yanlış," dedi Kartal, gözlerime daha derin bakıyordu şimdi. "Deniz kabuğunun yeri zaten kıyıdır." "Sen kıyı mısın?" Aslında onu bir Anka kuşuna benzetmiştim, bir kıyıya değil. Hatta sızlayan ateşten kanatlarını hâlâ görebiliyordum, kanatlarının etrafından zift renginde kan damlıyordu. "Belki de kıyıya vurmak için savaştığın yosunumdur." "Ama ben buradayım," dedim. "Kendi isteğimle. Bu seni nasıl yosun yapar?" "Deniz kabukları, yosundan kurtulduğunu sansa bile kaçarken yosundan mutlaka bir parça koparır, kıyıya onunla çıkar." dedi. Kartal kül tablasında duran sigarasına uzanırken. "Bir parçamı deniz kıyısına taşıman gerek, Lavinia."
Sayfa 74·Kitabı okuyor
Normalde vücudumuz, içinde gerçekleşen sıcaklık artışlarını terleme aracılığıyla azaltmaya çalışırdı. Ama adamın içinde nükleer bir yangın olduğu için bu ateşi uzaklaştırmaya hiçbir ter bezinin gücü yetmezdi. O nedenle gözyaşları da bu ateşi uzaklaştırmak için yardımına koşmuştu.
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Üçüz paşalar kaçmış ve memleketi alevler içinde bıraktıktan sonra, uzaktan yangın seyirciliğine çıkmışlardır.
Reklam
Reklam