8/10
·454 syf.··
2026 6. kitabı
·
117 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:14
4 ayda bir kitap bitirmeme inanamıyorum. Bir süredir ara vermiştim çok da akıcı bir kitap ama neden olduğunu anlamadım geri dönmek iyi hissettirdi. Nicholai Hel’in bu kadar mükemmel olması çok imkansız geliyor aynı zamanda da kıskançlık hissettirdi bana. Bi de ramazanda okuyodum ben bunu ofiste yanımda götürüyordum öğle arası iki müdür de gördü bayıldıklarını söylediler ben bu kitabı baharın tavsiyesi üzerine alıp okumaya karar verdim. Çevremde bu kadar övülen bir kitap beklentimi çok arttırdı haliyle ama o beklentimi de karşılamadı. Sanırım sakin bi zamanda tekrar okursam daha iyi hissederim.
ŞibumiTrevanian · E Yayınları · 20249,5bin okunma
Puan vermedi
Açık konuşacağım; çok sevdiğim, yakından tanıdığım bir kadının elinden böyle devasa bir iş çıktığını görmek beni kelimenin tam anlamıyla büyüledi, altüst etti ve çok fazla heyecanlandırdı! Resmen keyiften dört köşe oldum, okurken bir ara kalkıp biraz koşasım falan geldi! Biz Burcu’yla beraber güleriz, konuşuruz, fikir alışverişinde bulunuruz. O yüzden de ben kitabı elime alırken bizim Burcu’yu okuyacağımı sanıyordum; meğer karşımda yılların edebiyatçısı, demlenmiş bir usta yazar varmış da haberim yokmuş. Burcu’cum, bu nasıl bir emek, nasıl bir şahane delilik? Kitap boyunca beni bir oraya fırlattı bir buraya. Tam bir öyküde ince bir ironi yakalayıp gülerken, çat diye bir sonraki sayfada tokat yemiş gibi kalakaldım. (Hele o bir tatlı isimli öykü var ya... İsim vermiyorum spoiler olmasın ama o çok komik başlayıp insanı paramparça eden o son beni mahvetti... ) Okurken beni asıl vuran yerlerden biri de o muazzam gözlem yeteneği oldu. Halkın o en saf, en bizden halini öyle bir yakalamış ki... Karakterlerin konuşma metinleri, o diyaloglar gerçekten harikaydı. Hani o mahallemizin, ailemizin içindeki samimi sesler var ya; onları yapaylığa hiç kaçmadan, o kadar doğal ve usta işi aktarmış ki diyalogları okurken resmen muhabbet yanımda dönüyor gibi hissettim. :) Kendi de çoğunlukla öyle konuşur zaten; mesela beni arayıp ulaşamamışsa doğrudan *"Neredesin Allah'ın cezası!"* der. İşte o samimiyet aynen kitaba akmış. Sinematik betimlemelerinin başarısı zaten apayrı bir seviye ama argoyu öykülere öyle güzel, öyle dozunda yedirmiş ki... Hiç mi sırıtmaz bir kelime! Hayatın içindeki o gerçekçiliği ve sokağın ruhunu aynen hissettim, oralar tıpkı film gibiydi, çok hoştu. Kitapta en sevdiğim bir diğer konu da kadınların yaşadığı sorunlar, o görünmez mücadeleler ve toplumsal dertlerimiz
Ben Yokmuşum GibiBurcu Ünlü · Everest Yayınları · 2023196 okunma
Reklam
Martin Eden
Puan vermedi·517 syf.··
2026 8. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:29
·
Kitabı biraz önce kapattım. Üzerime çöken ağır hüznü anlatabilmem mümkün değil. Sanki yıllardır tanıdığım, hayallerine ortak olduğum hatta gerçekleşmesini onun kadar istediğim, onunla birlikte aç kaldığım, onunla birlikte kitapların sayfaları arasında kaybolduğum, çektiği çilelerine şahit olduğum bir dostumu okyanusun karanlık sularına kurban vermiş gibiyim. Martin Eden’ın hikayesi insanın kendi cehaletinin farkına vararak cehaletten aydınlığa doğru yürüyüp nihayet zirveye ulaştığında o zirvenin aslında ne kadar çorak bir çöl toprağı olduğunun dehşetli bi anlatımıdır. Martin bu durumu görüyor ve buna isyan ediyor. Onun okyanusa attığı o son adım benim gözümde bir yenilgiden ziyade iki yüzlü, çıkarcı, maddiyatçı topluma ve burjuva ahlakına karşı yapılmış isyandır. Kitap boyunca Martin’in bitmez tükenmez öğrenme aşkına, Ruth’a duyduğu o saf aşka tanıklık ederken kendi içimdeki arayışı da yeniden sorguladım. Martin öğrendikçe hayalini kurduğu dünyanın ne kadar sığ ve ruhsuz olduğu gerçekliğiyle yüzleşti. Bu sadece onun değil benimde umutlarımı kırdı. Entelektüel birikimiyie ve kalbiyle bu gerçeği görmeye başladığında artık geri dönülemez bir yalnızlığa mahkum olduğunu anladı. Ölüm ona bu iki yüzlü, çıkarcı, maddiyatçı insanlardan kurtuluş olarak görünmeye başladı. Bu beni kahrediyor çünkü o sadece bir parça ekmek, biraz sevgi ve düşünüp konuşabileceği yazabileceği sohbet edebileceği insanlar istemişti. Şimdi yanımda kitabın son sayfasına bakıp ‘’Karanlığın içindeydi artık. Bunu fark ettiği anda da farkındalığı sona erdi’’ satırlarını okurken hissettiğim tek şey hayal kırıklığı. Martin’le yaptığım bu yolculuğu hiç unutmayacağım anısı ben de hep yaşayacak.
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
BURJUVAZİNİN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNDE BOĞULAN BİR RUH: MARTIN EDEN
7/10
·517 syf.··
2026 63. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 21:47
Martin Eden benim için sadece bir kitap değil, içimde günlerdir dinmeyen kocaman bir fırtınanın adı artık. Jack London bu eserde sadece bir başarı ya da aşk hikayesi anlatmıyor; insanın kendini sıfırdan var etme çabasını, entelektüel yalnızlığın zirvesini ve burjuva dünyasının o pırıl pırıl parlayan ama içi tamamen çürümüş olan iki yüzlü ahlakını adeta yüzümüze çarpıyor. kitabı bitirdiğimden beri içimdeki o burukluk, o yoğun kızgınlık ve hayal kırıklığı hissi asla geçmiyor. kitabın son sayfasını kapattığım an,Martin’in o yalnız, hırpalanmış ruhuna sarılıp ağlamak istedim... hikayenin en başına döndüğümüzde, karşımızda kaba saba, eğitimsiz ama içinde keşfedilmeyi bekleyen devasa bir cevher barındıran gemici bir Martin var. ve onun hayatını tamamen değiştiren o an: Ruth Morse ile tanışması. Martin, Ruth’a öyle saf, öyle temiz ve adeta onu ilahlaştıran bir aşkla bağlanıyor ki, sırf onun gözündeki o "yüksek" dünyaya adım atabilmek, ona layık bir adam olabilmek için kelimenin tam anlamıyla bir savaşa giriyor. geceleri sadece birkaç saat uyuyor, aç kalıyor, parasızlıkla boğuşuyor, rehin dükkanlarına eşyalarını bırakıyor ama okumaktan, yazmaktan, öğrenmekten asla vazgeçmiyor. elleri nasır tutmuş bir gemiciden, felsefeyi, sosyolojiyi, edebiyatı yutmuş bir dehaya dönüşüyor. kendi küllerinden yepyeni, muazzam bir insan yaratıyor. ancak kitabın en can yakıcı, insanı okurken sinirden delirten noktası da tam olarak burada başlıyor: Martin, Ruth’u ve onun ailesinin temsil ettiği o üst sınıf burjuva dünyasını gözünde o kadar kutsallaştırıyor, onları o kadar "kusursuz ve bilgili" sanıyor ki, kendi entelektüel seviyesi yükseldikçe asıl gerçeği görmeye başlıyor. Martin tırnaklarıyla kazıyarak yükselirken, Ruth’un ve çevresinin aslında ne kadar sığ, önyargılı, kalıplara sıkışmış ve tamamen
İnceleme
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 20:15
Kitabı elimden şimdi bıraktım. Sıcağı sıcağına duygularımı yazmak istedim. Ben ne okudum öyle? Çok etkilendim. İyi anlamda değil ama. Fred'in deli kişiliği, Miranda'nın çaresiz çırpınışları beni çok etkiledi ve korkuttu. Kitap bitince Fred yanımda olsaydı muhtemelen öldürürdüm. Konusundan biraz bahsedecek olursam; Fred bir memurdur, kelebek koleksiyoncusu ve asosyal bir kişiliğe sahiptir. Miranda'yı görür ve ona aşık olur. Bahisten yüklü miktarda para kazanır. Miranda'ya açılmak yerine onu kaçırır ve bir mahzene hapseder. Bundan sonraki süreçte Fred'in kendini anlattığını ve Miranda ile yaşadıklarını okuyoruz. Akabinde de Miranda'nın hissettiklerini. Miranda, Fred'i sürekli hor görür; Fred ise ilkel benliğinden asla çıkamaz. Miranda'nın sanatçı kişiliğine ve bilgili, zeki olmasına karşın Fred tam bir cahil ve sonradan görmedir. Romanı okurken ister sıradan bir öykü gibi okuyun ister metaforik olarak okuyun asla sırıtmaz. Çok yönlü bir kurgu. Kitap bitince erkeklerin ne kadar bencil ve duyarsız; kadınların da ne kadar duyarlı ve hassas olduğunu görüyorsunuz. Yukarıda da belirttiğim gibi çok etkileyici bir psikolojik gerilim kitabı kendisi. Bu türe ilginiz varsa tavsiyedir. İçim kaldırmaz diyorsanız, aman ha, derim.
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 01:55
Bahçıvan ve Ölüm’ün sayfalarını ilk araladığımda, bir başkasının hikayesini değil, kendi hayatımın en kuytu odalarını okuyor gibi hissettim. Babalarımız... Sırtımızı yasladığımız, gölgesinde soluklandığımız o ulu dağlar. Çocukluk aklıyla onları ölümsüz sanırız. Oysa zaman ilerledikçe, o dağların da bir gün dumanlanıp gözden kaybolacağını fısıldar hayat kulaklarımıza. Kimi babalar bir fırtınayla, ansızın göçer bu dünyadan; kimileri ise yapraklarını yavaş yavaş döker. İnsan, bir hastane odasının o soğuk beyazlığında yüzleşir en büyük korkusuyla ve zihninde o amansız sorular filizlenir: Onsuz ne yaparım? Bu boşluğu nasıl göğüslerim? Yokluğun o sağır edici sessizliğine nasıl alışırım? Oysa dünya kuruldu kurulalı, zamanın tekerrürden ibaret o kadim döngüsü hiç değişmedi: Doğarız, büyürüz ve nihayetinde aslımıza döneriz. İnsanoğlu, yolun sonundaki o mutlak karanlığı, öleceğini bile bile hayata sarılan, her şafağa yeniden umut eken yegâne varlıktır. Şükür ki babam henüz hayatta ve yanımda. İleride heybemde "keşke"ler taşımamak için, şimdiden her anın sarrafı olmaya çalışıyorum. Yazarın o incelikli anlatımında bulduğum gibi; her yeni hastalıkla ölümün gölgesi biraz daha yaklaşıyor belki de üzerimize. Ve biz, her başarılı tedavinin ardından koparılan küçük bir zaman dilimiyle, ölümü biraz daha ertelemiş olmanın o buruk, o kırılgan mutluluğuyla avunuyoruz. Bu kitap, hayatın bu durağına henüz uğramamış olanlar için sıradan bir metin gibi görünebilir. Fakat o koridordan geçenler için sessiz bir çığlık, tanıdık bir ağıttır. Sayfalardaki o hastalık süreçlerini okurken, kendi saklı aynamla karşılaştım. Peki ya sonrası? Sonrasını düşünmek, kalbime dar gelen bir hırkayı giymek gibi... Onu düşünmeyi, şimdilik sadece ertelemeyi seçiyorum.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Reklam
Reklam