O anda bana baktı, gözleri akşam karanlığında masmavi görünüyordu. "Beni özledin mi, Alina? Uzaklardayken beni özledin mi?"
"Hem de her gün," dedim dürüstçe.
"Ben seni her dakika özledim. En kötüsü de neydi biliyor musun? Sana bir şey söylemek için ya da sırf sesini duyabilmek için etrafta seni aramaya alışmışken, günün de artık yanımda olmadığını anlamamdı. Bunu fark edince dünyam yıkıldı. Aynı şeyi her yaşayışımda kendimi hayatın tokadını yiyip yere yıkılmış gibi hissettim. Hayatımı senin için tehlikeye attım. Ravka'nın yarısından fazlasını senin için teptim ve seninle birlikte olacağımı, seninle birlikte aç kalıp soğukta üşüyeceğimi ve her gün peynir yemekten dolayı yakınmanı işiteceğimi bilsem bile bunların hepsini bir an olsun düşünmeden tekrar tekrar yine yaparım. Bu yüzden ne olur bana birbirimize ait olmadığımızı söyleme." Tam karşımdaydı ve kalbim göğsümde güm güm atıyordu. "Seni fark etmem çok vakit aldı, Alina. Ama artık seni görüyor, iliklerimde hissediyorum."
Başını eğdi, dudaklarının dudaklarıma değdiğini hissettim. Dünya sessizliğe bürünürken beni kendisine çeken elinden ve dudaklarıma değen teninin sıcaklığından başka hiçbir şeyi fark etmez oldum.
Abin doğduğunda beynimin artık tümüyle farklı görünüyor olması gerektiği düşüncesine kapıldım; rengi, biçimi değişmiş olmalıydı, böyle olunca elimden kayıp giden düşünceler de tümden başka görünüyordu herhalde. Yepyeni bir dille tanışacağımı hayal ediyordum, içimde eskiden ulaşamadığım derinliklere dalacaktım ve geceleri yanımda çocukla yatakta uzanırken, bu yepyeni dili kullanarak dünyanın henüz görmediği sözcükler ve tümceler yazacaktım.
Ama beynimin rengini ve biçimini değiştiren çocuk değildi, bir kriz yaşamış olmamdı ve bu kriz sözcüklerimi değiştirmek yerine çaldı, bana yeni bir dil vermedi, yazabildiğim tek şey ağladığımdı. Sadece ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum, diye yazıyordum.
Hz. Îsâ aleyhisselâm'a isnad edilen dua:
Allahım! Hoşlanmadığım şeyleri def etmeye, fayda vermesini ümit ettiğim şeyleri de elde etmeye gücüm yetmediği halde sabahladım. Zira bütün işler senin elindedir, başkasının elinde değil.
Allahım! Amelim ile beraber nefsimi de sana rehin vererek sabahladım. Bu nedenle sana, benden daha muhtaç hiç kimse yoktur. Ve sen benim yanımda zenginlerin en zenginisin.
Allahım! Bana düşmanımı sevindirecek bir bela, dostumu üzecek bir musibet verme. Musibetimi dinimde kılma (Çünkü din musibeti dünya musibetinden daha büyüktür). Dünyayı gayemden daha büyük ve sadece ilmimi elde etme yeri kılma. (Bilakis ilmimi sana ulaşmaya vesile kıl.)
Sana karşı olan günahım sebebi ile merhametsiz kimseyi bana musallat etme."
«Sol yanımda bir acı başladı. Bağırmaya başladım. Anne-Babam bir anda toz haline gelip yok olduğu için mi bağırıyordum, yoksa sol yanım çiğ et haline geldiği için mi, bilmiyorum. Ansızın açlık duydum. Yüce İsa'nın çiçeğini yedim.»