• Geldi, darmadağın etti ve gitti…
    Genelde böyle olmaz mı zaten? Geçer diye kendimi avuttuğum hiçbir şey geçmedi aksine daha çok acıttı canımı.
    Çok seviyordum oysa ona sarıldığımda onun kalp atışından daha çok kendi kalp atışımı duyduğuma yemin edebilirim. Ses tonunu hiç çıkartamıyorum aklımdan. O bir kere bana seslenirdi ben dünyanın en güzel şiirini dinliyorum sanırdım.
    Bir gün biteceğinden korkuyorum dediğimde bitmeyecek diye her defasında inandırıyordu beni. Bana hep inan bana diyordu. Kimse güvenmiyor bana, sen güven diyordu.
    Bende kendime en büyük kötülüğü yaptım inandım. Kendi inancımı kendi ellerimle yaraladım.
    Uzakta okuyordu herkes gidince bitecek diyordu. O kadar güzel sevdiğine inandırıyordu ki insan kıyamıyordu. Nasıl bu kadar güzel sevebilir diyordum. Daha önce hiç kimse bu kadar çok sevmemişken onunda sevmesi tuhaf geliyordu. Nitekim haklı çıkan taraf ben oldum. Bazen haklı olmakta insanın canını yakıyormuş bunu öğrendim. Can bırakmıyormuş hatta.
    Sevmedi, dahası ayrıldıktan sonra benim aklımdan çıkmazken ben onun aklına bile gelmedim.
    Kaç defa dön dedim kaç defa tekrar deneyelim dedim ama olmadı.
    İnsan o tüm olumsuz cevaplarda kendini çok daha değersiz hissediyor.
    Her yazdıktan sonra belki düzelir diye bin bir ümitle bekledim. Ama her defasında beni pişman etti.
    Niye yazdım bilmiyorum bunca şeyi. Az önce bir yazı okudum en çok istediğim şey ona sarılmaktı ama yapamadım, yapamayacağım yazıyordu.
    Ben o cümlede uzun süre takılı kaldım. Muhtemelen bende bir daha asla sarılamayacağım. Başım bir daha asla sol göğsüne denk düşmeyecek.
    Peki bu acı ne zaman bitecek?
    Ne zaman saçma sapan bir filmde aklıma gelmekten vazgeçecek?
    Ne zaman dinlediğim müziklerde kendini belli etmekten vazgeçecek?
    Ne zaman mutlu bir şey olduğunda gülümsemelerimi yarıda bırakmaktan vazgeçecek?
    Ben ne zaman aklımdan, kalbimden onu atabileceğim?
    O benim sol tarafımın en hüzünlü yanı…
    O benim canımın acısı, kalbimin ağrısı…
  • Bunu, bunları veya birçok şeyi “yüzüne” söylemek isterdim ama olmadı. Çok fazla yol açtım ve yoluma çok fazla engel kondu. Bu engeller bazen sen, bazense başkaları, bazense kendim tarafındandı. Engeller aşılmak için vardır dedim, bir daha denedim, sonra bir daha, sonra bir daha. İnan ki olmadı. Yüzünü bir saniye güldürmek istedim veya tutmak ellerinden veya “buradayım” demek veya her neyse işte. Yapamadım. Yapsam yapardım ama dediğim gibi engel kondu benim yoluma. Engelleri aşamayınca oturup dinleneyim, sonra devam ederim dedim. Giderken, aklım hep başlangıç noktasında kaldı. Mola verirken de, aklım hep yolun sonundaydı.

    Dedim ya, çok denedim. Vazgeçerim belki dedim sonra. Vazgeçemedim de. Oturup dinlenmek istedim, onu da beceremedim. Aklıma sahip çıkamadım da zaten.

    O kadar kazımışım ki seni beynime, ben istesem bile nöronlarım kabul etmedi yokluğunu. Bir şeyler oldu, olmadı. Bir şeyler olur gibi oldu, olmadı.

    Ama kalbim kırık değil. Gerçekten değil. Biraz sevgiyle düzelirdi ama yine de iyiyim. Seni tanımak ,uzaktan tanımak daha iyi bir tabir olur, çok güzel bir deneyim. Güzel bir macera. Beni yazma serüvenine atışın bile harikaydı. Ve o serüvenden hâlâ çıkamadım.
  • Olmadı,yapamadım.
  • "Olmadı," deme . "Oluyor," de..

    "Bitiremedim " deme . "Bitiriyorum " de...

    "Yapamadım" deme. "Yapıyorum" de...

    "Başaramadım" deme. "Başarıyorum" de...
  • Hatırlarmısın Begonyam!

    İlk halin geldi, gözlerimin önüne... yıldızlar düşerdi bir bir yer yüzüne, gözlerinden.

    Öyle bir bahardı ki, sonbahar'ı düşünmeden sarıldım sana. Nasıl dile gelir ki, söyleyemediğim o anı.

    Ooff!

    Bir çiçekler içindeydim, elimde bir bardak çay, öylecesine içiyordum, hastane'nin bir köşesinde... Yalnız, yalnızım, bir tek ben mi yalnızım... ben yalnız değilişim meğer, öyle sanmışım..

    Bir yudum daha aldım, sigaramı attım şöylece bir tarafa, sonra kalktım ayağıya, eğildim yere ve , aldım. O benden mi yalnızdı... - saçmalıyorum - - saçmalıyorum, çünkü nasıl anlatacağımı, tarif edeceğimi bilmiyorum...

    -Gözlerimi kapatıp, cesaret topluyorum - -

    Sağım da sıralı dört ağaç, solumda bir kaç dikenli, budaklı öylesine görkem verilmek istenen, bahçenin, yeşilimsi çitleri.. bir kaçının dalları kırılmış, ufalanmış yerlerde çöp olmuş...

    Son yudumumu aliyorum dudaklarıma değen soğuk tenli bir çay..! Çöp kutusuna bıraktım onu, o da beni, sana getirdi. Döndüm seni çapraz gören bank'ın bir tarafında oturdum sessizce; başka şey'ler ile ilgilenir gibi oyalanmaya - beceremem de belli ederim kendimi - - bir an kavradığımı düşünmüştüm. Kendimi hep belli ederdim, saklayamazdım meğer sen baska hülyalardaymışsın... Akşam karanliğında dökülen göz yaşlarının parlakliğının yere düşmesine kadar...

    Beni farketmemene sevinmiştim, ya da sevindiğimi sanmışım, ben yalnız değil, sen yalnızmışsın Begonyam, özür dilerim!

    Dayanamadım, dayanamazdım ki, bir insan ağlasın, ben kalkıp bir çay daha alıp içeyim, sonra kalkıp gideyim... yapamadım Begonyam, yapamadım...

    İçimde beni terslemenin korkusu ile geldim sana, ne mutlu bana Begonyam, ne mutlu seni sevmeme, Begonyam.

    -sustum- (doldum) !

    Evet Begonyam, müsade istemiştim "otura bilirmiyim?" diye. Ne kadar naziktin, cevapsız, kaydın kenara... oturmuştum yanına, aşık olacağımı bilmeden. Hani içim bir hoş olmadı değil ama, bilmem bir gariptim, böyle değildim.

    "Kıvılcım, düşmüş yoluna, yoksa getirirmiydi seni bana 'Ateş Böceğim' "

    "Neyiniz var" dedim. Ardından devam ettim, "Ağlıyorsunuz?"

    Başını çevirip baktığın "o gözlere, ebediyen mahkümüm hücrem.." gülücük kondurdunuz, nasıl cesarettir bana o gülücük ki, elimi korkarakta olsa kaldırdım, baş-parmağım ile "özür dilerim!" dedim ve sildim sağ gözünü, sağ gözün yakındı, sağ gözünü sildim. Zaten cesaretim olsaydı o kadar, soluna otururdum.. sol yanıma aldım ya! Seni, daha ne...

    "Sol gözümü silmeyecekmisin?" dediğin de sol gözünü öpesim geldi, dudağını, alnını. Ooff Allah'ım yapamadım, utandım... suskun kaldım bir an ama, ne yapayım. Hiç öpmemiştim ki... sağ elimi kaldırdım, sol gözüne dokundum. "Üzülme" dedim. Başımı sağa çevirdim de , parmağımı sen diye öptüm, "tuz göz(l)üm."

    Sonra "bana müsade" diyişin ve bende ki -Hüzün-

    Benden vaz geçmiştim, ardından takip etmiştim. Merdivenleri çıkıyordun, baktın-güldün , "sende mi ?" dediğinde aklıma gelen ilk söz "Artık bende!" oldu... hasta olmuştum, sana... eşlik ettim Onkoloji yazan o baharı, güzel savuran girişin ardına...

    Peki ya godene kadar olan sohbetimiz ? Çok güzeldin Begonya'm. İlk o zaman bana, bir sözden ötürü, "Sersem sende..." diyişinle başladı bütün sana sersemliğim.. sana sersem olan kaç yürek var ki acaba, beni böyle sersem eden o kaç dil olabilir ki öyle... sonra ben hep sana sersemlik ettim durdum. "Sersem sende.." kulağıma dokunacak bir söz vardı, "o da senin dilinden buyurdu..." Ben o tanışmamızda...

    "Biz; ilk gün, sevgili olmanın şokuyla bahar olduk..., güz geldi de savrulduk.."

    - Bıraksalardı, o gece yanına kıvrılıp yatardım -

    Böyleydi işte Begonyam ilk tanışmamız, seni masumca öpüşümde... sarılışlarımda.

    Senden ayrıldığımda ki ilk hislerim de şöyleydi.

    - -
    Dönsen mi geri, dönemem, almazlar içeri,
    Camına taş atsam ama, şimdi serum vakti.
    Yağmurlara desem, vursalar camına...
    Ah! Begonyam, üşüdüm, yağmur sevmezmisin sen...

    Kahvem elimde ama soğuk hava gibi...
    İçimi ısıtan soba değil, bana tebessüm ettiğin halin.
    Dışarıda nasıl esir olunurmuş öğrendimde...
    Soğuktur oda'n şimdi, düşle sarıl bana emi...

    Kadim TATAROĞLU
  • Amigdalam’daki yetkeli rejime;
    Sesleniyorum.
    Neme lazım,
    Biliyorsunuz ya işte...
    Benimkisi Tamamen ereksizlikten...

    ”özür dilerim.”
    Ama yapamadım.

    Şşşş! anlatmayınız yanlış ;
    kolyeniii diyorum kolyeniii...
    Can kırıklarında denk geldi bir dem. Hani Yunan mitolojisinden baz alınmış olanı... size
    sorduğumu... Unutmuşsundur
    da işte.
    Gördüm de
    daha önce bir yerlerde gördüğüme de emindim ya..
    hani yine de ş’URLA
    olmadı belli ki.
    Ya da o beni görmüştü. Benim çevremi kolaçan ettiğim bir anda; benim onu görebilmem için göz kırpmıştı.
    Önemi de vardı belli ki sizin için...

    O an
    Sustum... Susuş susuş Susuştum...
    Suskundum...
    Sanki,ana kumanda odama yabanıl bir kedi girmişçesine içten...
    Sanki,kayan yıldıza
    ıraktaki bir incir ağacına iyi bakmasını yalvaracak kadar da uzaklardan,
    Taa çok uzaktan. Taa Sirius’tan yıldızlarda kaybolduğum bir gece yine B..

    Uykuma giden yolun sapağında..
    elimde en sevdiğin mandalinayla...
    gırla gülerek yaptığıma
    gEcELER İYİ
  • Yorgundu adımların sanki giderken 
    Sonbahardı bu gidiş yazın ardından gelen 
    İçimden koparmaya çalıştım seni 
    Olmadı yapamadım kökün çok derinden ...