🤺Kurgu romanın öncüsü Don Quıjote'un birinci cildi, kendisini kahramanlık yapmaya adayan bir adamın serüvenini, bu serüvendeki hayali olayları, toplumsal eleştiri ve ironi çerçevesinde anlatıyor. Kimi yerde güldürüyor, kimi yerde hüzünlendiriyor ama hep düşündürüyor. 🦜Flaubertin Papağanı, beni çok saran bir anlatı değildi. Gustave Flaubert'in başından geçenlere koşut olarak, romandaki kahramanın Flaubert'e ait olan içi doldurulmuş papağının peşine düşmesi, birden fazla olan bu papağanlardan hangisinin gerçek olduğunu araştırması ve bunun felsefi bir açıdan yansıtılması söz konusu. 🌈Gökkuşağı, çok sevdiğim, akıcı bir kitap oldu. İngiltere'de kırsalda yaşayan bir ailenin üç kuşağının hayatını aşk, arayış, kendini keşfetme, kayıplar, cinsiyet rolleri gibi temalarla anlatıyor. 📬Bekle Beni, Livaneli'nin siyasi atmosferin etkilediği bir çiftin hayatını anlattığı akıcı, kısa bir romanı. Çokça işlenmiş bir konusu var. Etkileyici edebi bir dili ve derinliği olduğunu söyleyemem. 📚Hukukun Hareket Tarzı, hukukun sosyal alandaki görünümü, algılanışını etkileyen faktörleri inceleyen bir kitap. Hukuk sosyolojisi ile ilgilenenlere, hukukun geleceği hakkında çıkarımları merak edenlere hitap edebilir. Hukuk mesleklerini icra edenlere kesinlikle tavsiye ederim. 🪔Arayışlar, bir gecede okuduğum, bitirdiğimde çok etkilendiğim, dilini de ayrıca sevdiğim mükemmel bir öykü. Genç bir kadının yolunu bulma hikayesi. ⛴️Doğu'nun Limanları, zaten klasikleşmiş, çok sevilmiş bir yapıt. Tarihi kurgu sevenlerin ilgisini çekecek, Osmanlı İmparatorlu'ğunun çöküşünden itibaren yaşanan, bir ailenin kuşaklar boyu yaşamının değişimi, savaşın tahribatı, göçler, gönül bağları ve aşk mücadelesinin etkileyici bir anlatımı. #doğununlimanları #arayışlar #hukukunharekettarzı #gökkuşağı #okumalar reklamdeğil
Edebiyat
kadim ve yine de ebediyen yeni, tertibatında mekanik ve yine de sadece hayal gücü sayesinde etkili, geometrik olarak sabit bir mekânda sınırlı ve kombinasyonlarında sınırsız, sürekli kendini geliştiren ama yine de kısır, hiçbir yere götürmeyen bir düşünce, hiçbir şey hesaplamayan bir matematik, yapıt vermeyen bir sanat, maddesi olmayan bir mimari ve varlığıyla bütün kitaplardan ve yapıtlardan hiç şüphesiz daha kalıcı, bütün halklara ve bütün zamanlara ait ve can sıkıntısını öldürmek, duyuları keskinleştirmek, ruhu germek için hangi tanrının onu dünyaya taşıdığını kimsenin bilmediği tek oyun. Satranç
Reklam
İLGİ DUYDUĞUNUZ ALANA GÖRE ÖNERİLER.
İlgili Alanlar: Psikoloji, mitoloji, botanik, felsefe, dil ve kökenleri, müzik, sanat tarihi, gastronomi, edebiyat. 1. PSİKOLOJİ 📚 Kitap İnsanın Anlam Arayışı – Viktor E. Frankl (Toplama kampı deneyimlerinden doğan, varoluşçu psikoterapinin temel taşı.) Hafifçe Bir Silkinsek? – Engin Geçtan (Türkiye’nin en değerli psikiyatristlerinden, insan ilişkileri ve çağın getirdiği yabancılaşma üzerine.) Düşünme, Hızlı ve Yavaş – Daniel Kahneman (Zihnimizin kararları nasıl aldığını ve bilişsel yanılsamaları anlatan Nobel ödüllü başyapıt.) 🎬 Film Shutter Island (Zindan Adası) – Yön: Martin Scorsese (Algı, travma ve savunma mekanizmaları üzerine kusursuz bir psikolojik gerilim.) Memento (Akıl Defteri) – Yön: Christopher Nolan (Anterograd amnezi [yakın hafıza kaybı] ve kimlik inşasını ters kronolojiyle işleyen bir yapıt.) Persona – Yön: Ingmar Bergman (İnsan ruhunun maskelerini [persona] ve kimlik çözülmesini anlatan sinema klasiği.) 🎙️ Podcast Merdiven Altı Terapi – Deniz Dülgeroğlu Anlam Arayışı – Umut Ateş Hidden Brain – Shankar Vedantam (NPR) (İngilizce; insan davranışlarının arkasındaki bilinçaltı kalıpları inceliyor.) 📄 Makale / Akademik Eser "Grup Psikolojisi ve Ego Analizi" – Sigmund Freud "Kitlelerin Psikolojisi" – Gustave Le Bon (Kitle davranışlarını anlamak için temel metin.) "The Magical Number Seven, Plus or Minus Two" – George A. Miller (İnsan hafızasının sınırlarını belirleyen, bilişsel psikolojinin en ünlü makalelerinden biri.)
Okumak nedir, ne değildir?
Okuma etkinliğine bugün biçilen paha, niteliksel olmaktan çok çok uzaktır. Yeni kuşak olarak böyle yaklaşır olmamızın nedeni söz konusu etkinliğin artık araçsallaştığının bir göstergesidir. Mevcut koşullar kıskacında artık bir lüks olan okuma eyleminin insana kattığı pek de görülür bir etkisi var değil açıkçası. Yerli yersiz her şeyin saçma bir biçimde sorgulandığı, ama bu sorgulamaların birçoğunun bir çeşit “canlılık tepkisi” olduğu herkesin malumudur. Salt “ne kadar?” ve “ne” sorusu üzerinden durumun vahametini kolayca anlaşılabilir kılabiliriz. “Ahmet 100 adet kitap okumuştur.” Kitap denince eşyanın öznelliği her şeyden daha çok öne çıkıyor. En kral bilimsel teorik eser bile farklı biçimlerde ele alınıp nesnelliği sorgulanırken biz herhangi bir eser üstüne öznel bir yargıya varamayız, öyle mi? Yesinler! Wittgenstein, “Dünya olguların toplamıdır, şeylerin değil.” derken neden doğrudan bütün olguları bünyesinde bütünleyen “olay” kavramını kullanmak yerine, olguları tercih etti dersiniz? Çünkü, daha sonrasında da vurguladığı gibi, “insan deneyimlerini, tanım ve anlamların karşıladığı nesnelerden bağımsız düşünmek imkânsızdır.” Kitap da onca nesneyi karşılayan anlamlarla dolu olduğuna göre okumak, nesnel bir anlayıştan ayrı olarak genellikle sözkonusu öznel deneyim/anlamlarla doludur. Örneğin bir şeyin niceliğini sorgulamak bizim daha çok biçimci bir bakışla yaklaştığımızı imlerken, onun “neliğini” sorgulamak ise bizzat ontolojisini ve bu yapının içerimlerini anlamaya yöneliktir. Tabii bu durum aynı zamanda ciddi bir politizasyonun da parçasıdır. Gözetim/denetim ve gösteri ya da seyirlik toplumunda sömürü kavramı öyle çok nesne yüklendi ki aydınlamayı, ilerlemeyi amaçlayan onca yapıt da bu epistemolojik buhrandan payını aldı. Hayır, sirkülasyon böylece tam olarak
Eleştiri
Ruhun mu ateş,
Bazı yapıtlar vardır ki en ince ruhlardan damıtılmıştır. Hüseyin Nihal Atsız'ın Ruh Adam kitabında bu ruh kitabın adı gibi bir adamda can bulmuş. Atsız'ın kitabını okuyunca kitapta geçen şiirine kapıldım. Roman ciddi manada çok derin, çarpıcı ve zekice kurgulanmış bir yapıt. Önyargılarını yargılayıp bu kitabı okumayan çok şey kaçırır. Bir şiire kapıldığımda yazarı da merak edip hikayesini araştırma gibi bir huyum var. Ve her zaman aşkın sillesini yemiş şairlerin şiirleri efsaneleşiyor. Atsız'ın efsane nitelikteki bir kaç şiirini okuyunca hikayesini de merak ettim. İki büyük aşkı olduğu şiirlerinden de okunuyordu. İlki vatan millet aşkıydı. Bir asker ailesinde yetişmiş, ideolojik kutuplaşmaların zirvesinde yaşamış bir adammış Hüseyin Nihal Atsız. Onun düşünce yapısı, ideolojileri hakkında konuşmaya yetecek birikimim yok. Ama ülkü, dava şiirlerinin sağlamlığını sanırım kimse küçümseyemez. Atsız hayatının bir döneminde öğretmenlik yapar. Çalıştığı okula yeni bir öğretmen atanır. Genç kadını görür görmez çarpılır Atsız. Tam anlamıyla bir yıldırım aşkına düşmüştür. İkinci aşkı bu yeşil gözlü hanım olur. Genç kadına bir şiir yazıp zarfa koyar. Kadının dolabına bırakır zarfı. Günler geçer, beklediği cevap gelmez bir türlü. Bir gün dolabını açtığında zarfı dolabında bulur. Zarf açılmamıştır bile. "Geri Gelen Mektup" adını verdiği şiirin devamını yazar; Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her
Şiir
Son sahneyi anlamıyorsunuz der profesör Ne kadar aşık da olsa Evlilik Lilithin doğasına uygun değildir. Haklı da olsalar kötülükle kazanılmış bir zafer olduğu için Bir kaos ortamı -kimsenin inemeyeceği bir sokak bir cehennem- Çocuğun evlilik teklifi bir itirafa çıkıştır. - Ölüme bir meydan okumadır . - Yüzlerce anarşist ve binlerce feministin karşısına tek başına çıkıyor.Anarşinin kalesinde - iyi kalabilmiş bir insan olarak,küçük bir çocuğun cesaretiyle diz çöküyor önünde. - Bazen ego gurur ve onur değil -TESLİMİYETTİR CESARET GÜVENMEKTİR - İNANMAKTIR. - - Bütün travmaları kalbine yük olsa da Titrese de korkuyla,yansa da canı,gözünün önünden geçse de mâzisi Köprüleri yakıyor. - İtirafı daha önce de gerçekleştirebilirdi Ancak Lilithin en güçlü olduğu o zaferi Gücünün tepe noktasına ulaştığı -hedefine ulaştığı- o anı bekliyor. Lilith en güçlüyken Lilith zirvedeyken - bir dip olarak En zayıf olarak çıkıyor karşısına Yalnızca etiyle kemiyle dikiliyor karşısına Ve aşkıyla meydan okuyup,Lilithe aşkla karşılık veriyor Lilith kabul ettikten sonra “ Sadece senin için Meydan okuyorum bütün kokuşmuşluklara Sadece senin için. “ der. İyi incelemelisiniz - İncelersiniz anlarsınız ki hakikatlerin detay kusuşudur bu yapıt-“ Cesur ol “der yazar hikayesinin başında Cesareti doğru anlayın Ve cesur olun Unutmayın “ - Aydınlık Karanlığın tepe noktasından sonra gelecek.-
Reklam
Reklam