"Kadim ve yine de ebediyen yeni…
Tertibatında mekanik, hayal gücü sayesinde etkili…
Geometrik olarak sınırlı bir alanda oynanıp, kombinasyonlarında sınırsızlaşan…
Sürekli gelişen ama bir o kadar da kısır, hiçbir yere götürmeyen bir düşünce."
Zweig satrancı böyle kuruyor.
Ve bu tanım, kitabın tamamının anahtarı aslında.
Çünkü burada anlatılan şey yalnızca bir oyun değil—
sınırları olan bir alanın içinde sınırsızmış gibi ilerleyen bir zihnin hikâyesi.
Mirko Czentovic.
Hiçbir şey vaat etmeyen bir zihin, neredeyse mekanik bir öğrenme biçimi…
Ama tam da bu yüzden kusursuz.
Düşünmeyen, sadece ilerleyen.
Diğer tarafta Dr. B.
Bir kitap. Üstelik çalıntı bir kitap.
Ve o kitabın içinden doğan bir dünya.
Ama o dünya, dışarı açılmıyor.
“Bir şey olmasını bekliyordum… ve hiçbir şey olmuyordu.”
İşte kırılma burada başlıyor.
İnsan zihni, boşluğu tolere edemiyor.
Ve o boşluğu kendiyle doldurmaya başladığında…
oyun kuruluyor.
“Düşünceler bile bir dayanak noktası bulamazsa kendi etrafında dönmeye başlar.”
Bu noktadan sonra artık öğrenme yok.
İlerleme yok.
Sadece aynı şeyin içinde derinleşme var.
Ve bu derinlik… çıkış değil.
“İçimdeki benlerden biri diğerine yetişemiyordu.”
Stefan Zweig’a ait okuduğum ilk eser.Gerçekten sürükleyici ve hoş bir anlatıma sahip.Bundan sonra Stefan Zweig’in okumayacağım eseri olmayacak herhalde.
Hane bazı kitablar sürekli göz önündedir ama okunmaz ya sürekli gördüğüm bir kitab tı okumak bugün nasip oldu... akıcı bir dili vardı kitabın tabi bazen aşırı detaylara inmesi saymazsak... kitabın bize katkısına gelecek olursak tabi.. Bir şeye körü körüne bağlamanın insana verdiği zararları çok iyi göre biliyorsunuz...
Boşluğun ortasında, bir hiçlikle karşı karşıyayken ne yapıldığı ile ilgili kitaplardan biriydi. Hayatın karşısına koyduğu zorluklara karşı direnmeye çalışan bir kahramanın hikayesini tekrar Zweig'ın o sonuna kadar hissettirdiği hüzünlü üslubuyla okuyorduk. Adeta kendim yaşıyormuşum gibi hissettim.
Tek kelimeyle harikuladeydi.
Stefan Zweig'in bu kitabını 2 yıl oldu alalı. Bu süre içerisinde defalarca elime alıp okumaya başlamama rağmen sıkıcı bularak kitabı ilerletmemiş ilk sayfalarda bırakıp tekrar rafa kaldırmıştım, başka bir zaman okurum niyetiyle. Satrança karşı hiç ilgim olmadı. Onun hakkında en ufak bir bilgim yok. Şah'ın mat'ın ne olduğunu bilmezdim. Çevremdeki insanlar oynarken öyle boş gözlerle izler hiçbir anlam vermezdim. Hiç de ilgimi çekmedi. Belki de bu yüzden kitabın ilk sayfaları beni sıkıyordu ve bırakıyordum kitabı. Normalde ilgimi çeken bir kitapsa onu bitirmeden elimden bırakamazdım. Kitabın ortalarına doğru gelince Dr. B.'nin anlattıklarıyla kitap akıcı olmaya başladı. Ve onun sayesinde kitabı sonlardırdım bir çırpıda.
Bu kitabın bana kattığı şey;
"acının ve insanın başına gelen kötü şeylerin mutlaka insana bir şeyler kattığı. İnsan başına gelen kötü şeylere sitem etmemeli onlardan kendisi için kutlanacak bir şeyler çıkarmalı."
Satranç, Stefan Zweig' in okuduğum 3.kitabı. Bir oyunun bir adamın hayatındaki derin etkilerini anlatıyor. Şöyle ki; Naziler tarafından tutuklanan ve psikolojik baskıya maruz kalan Dr. B. bulduğu satranç kitabıyla zihnini oyalamaya çalışır. Fakat yazarın deyimiyle Satranç zehirlenmesi yaşar. Ve bir gün dünya satranç şampiyonuyla kendisini aynı masada bulur.
Yazar, satranç şampiyonu Czentovic ve Dr.B. arasındaki maçta o gerilimi çok net hissettiriyor.
Stefan Zweig kitapları genelde ince ve bir nefeste okumalık kitaplar. Fakat içerikleri gerçekten etkileyici. Daha önce Ay Işığı Sokağı, Olağanüstü Bir Gece kitaplarını keyifle okumuştum. Satranç kitabını daha çok beğendim diyebilirim.
Her alışkanlık bir zehirlenmedir. Tıpkı içki içen birinin bunu alışkanlık haline getirmesi gibi, kumar oynayanın bunu bir hastalık haline getirmesi gibi. Stefan Zweig'in "Satranç" kitabı kısa ama bir o kadar etkileyici olay örgüsü ve akıcı üslubu ile sizi kendisine adeta büyüleyecektir. Bir odaya kapatılan Dr. B' nin kendini boşlukta hissetmesi ve hiçlik duygusu içinde çırpınışlarını anlatan etkileyici bir eser. İşkencelerin en kötüsü "psikolojik işkencedir" çünkü sinirsel ve duygusal olarak çöken bir ruhun iskelet sisteminden başka bir işlevi kalmayacaktır. Ayrıca bu eser hamle üstüne hamle yapmayı, yapılacak olan hamleyi 7-8 hamle önceden tahmin edilmesi yaşanılan hayatın içinde de yaşadığımız olaylar karşında daha güçlü durmamızı sağlayacaktır. Gerçekten bu romanın ders kitabı olarak her çocuğa öğretilmesi kanısındayım. Keyifli okumalar dilerim
Yalnızlığın seçilmiş olmasının ne kadar önemli olduğunu öğrendim bugün bu kitapla. Seçili yalnızlığı yaşayan çoğumuz istediği zaman buna son verebildiği gibi bunun zorunluluk olmadığını bildiği için de herhangi bir zorluk yaşamıyor. Ama dönüp bakınca bu bir zorunluluk bir tutukluluk olsaydı işler tıpkı Dr. B gibi çığrından çıkardı.
Seçili yalnızlığımı seviyorum ve istediğim zaman buna son verebileceğim için mutluyum. :)
"Yeryüzünde hiç bir şey insana hiçlik kadar baskı yapamaz"
İnanılmaz uzun cümlelerle psikolojik irdelemeler eşliğinde, hiçlik karşısında bir insanın psikolojisinin ne hale geldiğinin cevabını bulacağınız bir kitap. Tavsiye edilir
Satranç kitabı, Stefan Zweig isimli yazarın okuduğum ve hayran kaldığım ilk kitabı. Tek solukta okuduğum nadir kitaplardan. Kitabı okurken kendimi o kadar kaptırmışım ki Dr. B'nin, 2. Dünya Savaşı sırasında yaşadığı olayları anlatırken gizli bir şekilde aldığı kitabın türünün satranç ile ilgili olduğu, söyleyene kadar aklıma bile gelmedi. Kitabın türü hakkında nedense çok farklı şeyler düşündüm. ️Ancak bu gizem bile beni oldukça etkiledi. Kitabı herkese tavsiye ederim. Tabi bahse konu kitap dışında yazarın hayatını da okudum. Kendisinin eşi ile birlikte intihar ettiğini ve yazarın son kitabını olduğunu öğrendim. Bundan dolayı da derin bir üzüntüye kapıldım. Keşke böyle bir sonu olmasaydı. Yazarın diğer kitaplarını da zevkle okuyacağıma eminim. Keyifli okumalar...
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.