Aslında sanatın temeli bir tür sevinçtir, hatta sanatın niyeti de budur.
Trajik yapıt olamaz, çünkü yaratmada zorunlu olarak bir sevinç vardır: sanat ister istemez her şeyi, öncelikle de trajik olanı paramparça eden bir özgürleşmedir.
Nietzsche, "trajik kahraman neşelidir" diyordu.
"Güzel, yüce şeyler! . . " kırk yaşımda bana az çektirmedi, ama kırkıncı yaşıma basınca böyle oldu bu; oysa o sıralar, ah, o gençlik yıllarımda çıkacaklardı karşıma! O zaman kendime uygun bir iş de bulurdum: Bütün o güzel, yüksek şeylerin onuruna içerdim. Kadehime önce biraz gözyaşı akıtmak, sonra da onu bütün güzel, yüksek şeylerin onuruna kaldırmak için hiçbir fırsatı kaçırmazdım. Dünyada ne varsa hepsini güzellik, yücelik açısından görür; en pis, en iğrenç şeylerde bile güzel, yüce bir yan bulurdum. İstediği zaman gözyaşı dökebilen bir adam kesilirdim. Ressamın biri kalkıp Ghe* ayarında bir tablo yaptı diyelim. Hemen böyle bir tablo yapmış olan ressamın onuruna içerdim, çünkü bütün güzel yüksek şeyleri seven bir adamdım ben. "Canınız nasıl isterse" adında bir yapıt mı yazıldı, hemen "Canınız nasıl isterse"nin onuruna kadehimi kaldırırdım; dedim ya, güzellik, yücelik adına yapmayacağım şey yoktur. .
Bir yapıt, açık, kesin, belirli bir düşünceyi içermelidir. Belirli bir amaç olmadan yola çıkarsanız ya yolunuzu şaşırırsınız ya da yeteneğiniz yok eder sizi
18. yüzyıl Fransız materyalistlerinin fikirlerine karşı belirli bir alerjisi olduğu anlaşılan Macfarline'i, Türk doktorlarıyla karşılaşmasında daha başka sürprizler de bekliyordu.
"Doktorlara ve Türk asistanlarına ayrılan mükemmel döşenmiş bir salona davet edilmiştim. Kanepenin üzerinde bir kitap vardı. Alıp baktım. Bu da Baron d'Holbach'ın dinsizlik kitabı olan 'Systeme de la nature'ün en son Paris baskısı idi. Kitabın çok okunmakta olduğunu sayfalarında birçok parçanın işaretlenmiş olmasından anladım. Bu parçalar özellikle tanrının varlığına inanmanın saçmalığını, ruhun ölmezliği inancının imkansızlığını matematikte gösteren parçalardı. Kitabı yerine koyarken Türk doktorlardan biri yanıma geldi. Fransızca olarak şunları söyledi: C'est un grand ouvrage! C'est un grand philosophe! Il a toujours raison! (Bu büyük bir yapıt! Adam büyük bir feylesof; tüm dedikleri haklı!)"
Bektaşilik ve materyalistlikle suçlanarak, sürgünde ölen hekim Şanizade Ataullah'ın ruhu demek ki fizik, anatomi ve fizyoloji okuyan modern tıp mezunlarının kafasında yeniden diriliş buluyordu.