Mehmet Rauf’un günlük formatında kurguladığı Genç Kız Kalbi romanı, genç bir kızın iç dünyasını birinci tekil şahıs anlatımıyla yansıtıyor. Okurun, karakterin duygularını ve gözlemlerini doğrudan onun dilinden dinlemesi eseri samimi kılarken, üslubunu da edebi bir incelikle örüyor.
Eser, başkahraman Pervin’in babasını binbir türlü zorlukla ikna etmesi ve İzmir’den İstanbul’a geçiş macerasıyla başlıyor. Pervin’in gözünden 1911 yılı İstanbul’unun sosyal hayatını aktaran roman; aşk ve evlilik konularını işlerken dönemin toplum yapısı içinde kabul görmeyen ilişkilere ve özellikle İstanbul hanımlarının gündelik hayatına dair eleştirilerde bulunmaktan da kaçınmıyor. Yazar; kadınların yaşam tarzındaki yüzeyselliği, dedikoduya ve gösterişe dayalı alışkanlıklarını eleştiriyor. Bu hayatın içtenlikten uzak olduğunu, kadınlar ve erkekler arasındaki duygu farklılıklarını ortaya koyarak aşk ile evlilik kurumunu sorguluyor.
Özellikle kadın haklarına dair pasajlarıyla dönemin toplumsal baskılarını ve patriarkal zihniyetini çarpıcı bir biçimde sergiliyor. Kadınların tiyatroya gitmesinin dahi engellenmesi, sokağa çıkmalarının yasaklanması ve çarşaflarının parçalanması gibi sahneler, onların kamusal hayattan sistemli bir şekilde dışlandığını gösteriyor. Mehmet Rauf, Pervin’in gözünden bu eşitsizlikleri eleştirirken bir yandan da kadın-erkek eşitliği ile bireysel eğitimin önemini vurguluyor. Böylece eserin zamanı aşan, evrensel bir tutumu oluyor ve yapıt, kadınların özgürlük mücadelesine dair güçlü bir toplumsal eleştiri niteliği kazanıyor.
Kısa ve net bir novella tarzında, lirik tonlar barındıran, psikolojik gerçekçiliğiyle öne çıkan bu eser; düşündürücü yönüyle okuru bireysel hayaller ile toplumsal gerçekler arasındaki çatışmayı yeniden sorgulamaya davet ediyor