“Karlı Kuş Yuvası”
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 07:49
Yaklaşık 20 yıl önce okuduğum Yarın Yapayalnız’ı tekrar okudum. Aradan bunca zaman gelmemiş gibi. Soprano Handan Sarp’ın terzi kızı Elem’e duyduğu büyük aşk ekseninde (bu karşıtlıklar evreninde) toplumun çelişkili yönleri delik deşik ediliyor. Bireyselden toplumsala, oradan da kapkara bir yalnızlığa gidip gelen satırlar… Onlarca çiçek adı, onlarca eser adı, onlarca film adı eşliğinde… Selim İleri’nin kendine en yakın eserlerinden biri olduğunu bildiğim Yarın Yapayalnız, yazıldığı günden beri hiç eskimedi. Post modern duyumsayışları kıskıvrak yakalayan İleri, Reşat Nuri’nin “Çalıkuşu”su ile birlikte eserini bize okutuyor. Ne zaman bir Selim İleri romanı bitirsem kalbim yanar. O acıları ben çekmişim, o hisleri ben duymuşum gibi. Altını çizdiğim cümlelere yıllar içinde dönüp bakmıştım. Ömrüm oldukça da bakacağım. Sizi iyi ki tanıdım Selim Bey. İmzalı bir kitabınız, birlikte çektirdiğimiz bir fotoğrafınız bende ömürlük bir hatıra. “Hangimizin gönlü karlı kuş yuvası değil ki?”
Yarın YapayalnızSelim İleri · Everest Yayınları · 2022120 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2018 52. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2018 00:00
Ay sonuna yaklaşırken bende yavaş yavaş #katillercetesi nin sonuna yaklaşıyorum (şimdilik) serinin beşinci kitabı olan #karakurt an itibariyle bitenlerin yanında yerini aldı. Bir önceki kitapta ortaya çıkan ve çeteye yeni katılan zatı şahanelerine 'ruh hastası' demekte ne kadar haklı olduğum bu kitapta tescillendi bence. Serinin bu kitabında, sırlar nedeniyle ekipten uzaklaşsada İtalya görevine katılan Niklas ele alınmış bu sefer. Bu görev sayesinde birbirlerinin yaptıklarına katlanmak zorunda kalan başka ruh hastalarıyla da tanıştım elbette. Ekiptekilerin 'görev bilinci' adı altında üstlendikleri, görmezden geldikleri şeyleri hayret ederek okudum. İnsan bazı durumlarda kendine hakim olabilir tabi ki, ama bunlardaki hakimiyet akıllara zarar. Bu kitapta Kara Kurt tarafından burnuma çok farklı ve tehlikeli kokular geldi. Sanki farklı seçimler baş karakterlerin canını fena yakacak gibi. Son sürat devam etmesinden dolayı, Victor'u çok merak ediyorum. Seriyi okuyan çoğu arkadaşım Victor'u bekletiyor heyecanla ama ben hem merakımdan, hem de her ay kitaplığımdan bir seri bitirme ritüelimi bozmak istemediğimden beklemeyeceğim. Yarın fidanımız için bir nefeslik Debbie molası verip, ay biterken seriyi de bitirmek niyetindeyim. Keyifli okumalarınız daim olsun...
Kara KurtJ. A. Redmerski · Ephesus Yayınları · 20171,245 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·724 syf.··
2026 2. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 00:00
Tutunamayanlar ’ı bitirdim. Kolay değildi. Bazı bölümlerde takıldım, durdum, geri döndüm. Anlamadığım yerler oldu, kafam karıştı, hatta “ben mi kaçırıyorum?” dediğim sayfalar oldu. Ama şunu fark ettim: Bu kitap okura yol göstermiyor, okuru yolda bırakıyor. Bilerek. Kafamı açtı ama rahatlatmadı. Çünkü #oğuzatay bu kitapta teselli vermiyor, yüzleştiriyor. Her şeyin açıklaması yok, her kapı da açılmak zorunda değil. Bazı kapılar kapalı kalıyor çünkü insanın kendisi de henüz o kapıya hazır değil. Altı ay ,bir sene sonra tekrar okuyacağım sanırım. Çünkü bu kitap bir defa okunup rafa konacak bir şey değil. Zamanla değişen okura göre yeniden yazılan bir metin gibi. Bugün anlamadığım yerlerin, yarın beni yakalayacağını biliyorum. Tutunamayanlar bitti ama hesabı kapanmadı. Bu da zaten iyi kitapların işi.
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,8bin okunma
Üç Kadın üç kıta tek Umut; yaşamak
Puan vermedi·188 syf.··
Beğendi
·
2026 71. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 22:50
"Yarın yeniden işe koyulacağım. Beni bekleyen başka hikayeler, Başka Hayatlar, Başka sayfalar var." Bir kadının gözyaşı başka bir kıtada umuda dönüşebilir mi? Hiç tanımadığınız insanların hayatları, sizin kaderinize dokunabilir mi? Bazen cevaplar uzun yolculuklarda değil, birbirine örülmüş birkaç saç telinin arasında saklıdır. Hayat bazen görünmez düğümler atar. Bir kadın Hindistan'da mücadele verirken, diğeri Kanada'da hayatının yönünü değiştiren bir gerçekle yüzleşir, bir başkası İtalya'da geçmişini omuzlarında taşır. Birbirlerini hiç tanımazlar ama kader, onların hikâyelerini aynı örgünün telleri gibi bir araya getirir. Fransa'dan Hindistan'a, Kanada'dan dünyanın görünmeyen köşelerine uzanan bu hikâyede üç farklı kadınla tanışıyoruz. Birbirlerini hiç tanımayan, aynı dili konuşmayan, aynı gökyüzüne bakmayan üç kadın... Ama hayat, onları görünmez bir saç örgüsünün telleri gibi birbirine bağlıyor. Laetitia ColombaniLaetitia Colombani'ni Saç ÖrgüsüSaç Örgüsü kitabında bu üç kadının hikâyesini öyle ustalıkla örüyor ki okurken bazen Hindistan'ın tozlu sokaklarında yürüyor, bazen Akdeniz kıyılarında denizin kokusunu duyuyor, bazen de modern dünyanın kalabalığında bir kadının sessiz mücadelesine tanıklık ediyorsunuz. Kadınlar bazen düşerler, ama yeniden ayağa kalkmayı, cesareti, içlerindeki umudu beslemeyi bilirler. duygusu romanın her sayfasında hissediliyor. İnsanlar birbirlerini görmeseler de, hayat bazen onları görünmez bağlarla birbirine dokunduruyor. Tıpkı örgüdeki saç telleri gibi... Ayrı ayrı bakıldığında sıradan görünen teller, bir araya geldiğinde güçlü ve kopması zor bir bütün oluşturuyor. Ve bir kadının cesareti, dünyanın başka bir köşesindeki başka bir kadının umuduna dönüşebiliyor. Hayat bu her duyguyu insana en güzel yerinden tatdırıyor. Keyifli okumalar dilerim.
Saç ÖrgüsüLaetitia Colombani · Yan Pasaj Yayınevi · 202017,4bin okunma
Algernon’un dostu Charlie
6/10
·325 syf.·
2026 1. kitabı
Kitabı okumadan önce inceleme okuyanlara kötü haber bu inceleme onlardan değildir. Ben İnstagramda denk geldim kitabın yorumuna be hemen gittim aldım. Üç günde okudum. Kitap akıcı, dili de konusu da yormuyor. Etkilendiğim alıntıları da bırakacağım. Kahramanımız, zeka seviyesi baya düşük bir arkadaş. Kendisi öğrenmeye karşı bitmek bilmeyen bir sebata da sahip gelgelelim potansiyeli belli. Sonrasında bir deneye denek oluyor, işler orada değişiyor. Geçirdiği bir operasyon sonrası kısa sürede zeka seviyesi normalin üzerine çıkıyor. Benim saptamam da burada işte. Charlie, zeka seviyesindeki artışla birlikte kısa zamanda çok şey öğreniyor ve “moron”ken hayran olduğu herkes onun için bir hayal kırıklığı oluyor. Yaşadığı bu durum bence “Martin Eden sendromu”dur. Martin Eden Sendromu, bireyin uzun süreli ve yoğun çabalarla ulaşmayı hedeflediği statü, başarı veya ideale kavuştuktan sonra hissettiği derin tatminsizlik, amaçsızlık ve varoluşsal boşluk durumudur. Öğrenmeye karşı duyduğu arzunun neticesinde zihinsel yükselişe karşın duygusal süreçte bu hıza ayak uydurmakta zorlanır. Yalnızlaşır. Charlie’nin kadınlarla fiziksel ve duygusal ilişkisi geçmişteki travmalarını da tetikler. Tüm bunları okudukları ile de anlamlandırmaya çalışır. Hayatı boyunca öteki olmuş ve sevildiğini zannetmek birinin her şeyin gördüğünden farklı olduğunu anlaması ne demekse Charlie de onu yaşadı. Ekteki alıntılar saptamamı destekler niteliktedir. “Şimdi herkes bana ne kadar farklı görünüyor. Meğer profesörlerin entelektüel birer dev olduklarını düşünmekle ne kadar aptalmışım. Onlar da birer insan, hem de dünyadaki diğer insanların bunu fark etmesinden korkan insanlar... Ve Alice de bir insan - o bir kadın, bir tanrıça değil - ve ben yarın akşam onu konsere götürüyorum.” (Algernon’a Çiçekler,
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,4bin okunma
Seni İçime Gömdüm
Puan vermedi
Sevgili Tomris Uyar’ın Adnan Semih’in etkisinde kalarak Andrew Jolly’den çevirdiği bu küçük ama içerik olarak dev yapıt Kafka, Camus ve Dostoyevski karışımı bir estetik tatla kimlikleşiyor, belleklerimizde bir hüznün romanı olarak irileşiyor. Yapıtın yazarı hakkında yeterli bir bilgiye ise ulaşılamamış. Ancak bu bilge başka bir roman daha yazmış bu bilgiye ben ulaşmadım çünkü araştırmadım. Araştıranlara selam olsun. Diğer kitabının adı; A Time of Soldiers. Başka kitapları var mı? Bilmiyorum. Seni İçime Gömdüm, yaşamın odağında parçalanan aşk, sevgi değil ama bunların üstünde ya da bunların da anlamlandıramadığı psikososyal bir sürece denk geliyor. Yüreğe gömülen bir sevda neye denk gelir? Bence en acı ayrılıklara… Yapıt, ötekilerin romanı. Kavminden sürülmüşlerin… Bir çığlığın romanı: Seni İçime Gömdüm (Lie Down In Me). Yalın! Romanın erkek kahramanlarından Kabrero, kimdir ne iş yapar varlığını nasıl tanımlar ona da bakalım inceleme boyunca. Ama bir sevdanın ardı sıra sürüklenen bir insana bakar gibi. Roman: “Tan ağarırken ölmüştü kız.” cümlesiyle başlar. Kızılderili olan bu kız, hastadır. Bakıma muhtaçtır. Yaralıdır. Hasta bir kıza tutkuyla eğilişin alanı bir evliliğe kayar. “Karı” olarak kendi topraklarının kızlarından birisini seçmez kahraman. Eski kamyonlar yağlı çadırlar misalidir hayat… O yüreğindeki yangına tutkundur. Ağabeyine, sevdiği kızın ya da takıntılı bir şekilde içerikleştirdiği kadının hastalığından söz bile etmez: “Ağabeyine yaradan söz açmayı düşünmedi bile. Duygularını tıpatıp açığa vuracak sözcükleri bulabilse de -diyelim ki vardı böyle sözcükler- yine bir işe yaramazdı; onun sözcükleriyle ağabeyinin aklından geçenler, birbirini tutmuyordu ki” (s.14). Ağabeyi Kızılderili sosyal kişilik/toplum yaşantısını kendince gördüğü için kardeşinin vazgeçmesi
1000Kitap
Seni İçime GömdümAndrew Jolly · Ayrıntı Yayınları · 20221,074 okunma