Friedrich Dürrenmatt

Friedrich Dürrenmatt

Yazar
7.5/10
62 Kişi
·
170
Okunma
·
23
Beğeni
·
2.298
Gösterim
Adı:
Friedrich Dürrenmatt
Unvan:
Oyun yazarı, yazar
Doğum:
Konolfingen-Bern, 5 Ocak 1921
Ölüm:
14 Aralık 1990
1921'de Bern kantonuna bağlı Konolfingen'de doğdu. Bir Protestan papazın oğlu olan Dürrenmatt, Zürich'te başladığı üniversite öğrenimini yarım bırakıp Bern'e dönerek burada da felsefe, edebiyat ve doğa bilimleri öğrenimi gördü. Bu yıllarda Kierkegaard, Aristophanes ve George Helm gibi isimleri okumaya başladı. İlk oyunu olan Komedi ne yayınlandı ne de oynandı. O hiç umudunu yitirmeyerek çalışmalarını sürdürdü ve savaş sonrasında ilk başarılı oyunu olan Kayıtta Var'ı yazdı.

1948 yılında sahneye konan ikinci oyunu Kör'de yine İncil dilinin etkisi vardır. 1948 yılında yazdığı ancak 1958'de basılan Büyük Romulus oyunuyla komediye yöneldi. Bay Mississippi'nin Evliliği (1952) oyunuyla dinsel ve Marksist ideolojilerin anlamsızlığını sergilemek istedi. 1954'te Babil'e Bir Melek İniyor'u yazan yazara dünya çapında ününü ise Yaşlı Kadının Ziyareti (1956) adlı oyun getirdi. Bu başarılı oyunu izleyen 5. Frank (1960) beğenilmese de 1962 yılında yazdığı Fizikçiler geniş yankı uyandırdı.

Tiyatro oyunların yanında polisiye olarak adlandırılabilecek türde eserler de vermiştir: Adalet, Yagıç ve Celladı, Yemin gibi.
...karısını sevdiğine inandığını ve bu inancını hâlâ koruduğunu, ama insanın birisini sevdiği sanısına kolaylıkla kapılabildiğini, aslında yalnız kendi kendini sevdiğini...
...hala iki özdeş A olabileceğine göre, A=A tümcesinin, doğru olup olmadığı problemiyle uğraştığını, nasıl olursa olsun, gerçeklikle ilişkilendirildiginde bu tümcenin anlamsız olduğunu, hiçbir insanın kendi kendisiyle özdeş olmadığını, çünkü insanın zamana bağlı olduğunu, tam olarak söylemek gerekirse her saniye bir öncekinden başka bir insan olduğunu söyleyerek, kimi zaman kendisinin her sabah başka birisi olduğu duygusuna kapıldığını, sanki başka bir Ben’in önceki Ben’ini kovarak şimdi kendi beynini ve böylelikle de belleğini kullanıyormuş izlenimini edindiğini...
Uzun cümleler kuruyorum, ama çektiğim acılar daha da uzundu.
Friedrich Dürrenmatt
Sayfa 34 - İş Bankası Kültür Yayınları
Uyanması gün ortasını bulmuştu, belki de kapı artık çarparak açılıp kapanmadığı için, gün ışığının içeriye güçlükle sızabileceği denli kirli pencereden, taşlı çalılıklarla kaplı ve boğazlarla dolu bir arazi, arazinin ardında ansızın yükselen dik bir dağ sırtı, sırtın buzul yamaçlarına ve çatlaklarına takılıp kalmış, zirveyi örten ve güneş ışığında kaynıyormuş izlenimi uyandıran bir bulut gördü...
Hiçbir şey şüphe kadar zor yok edilemez, çünkü hiçbir şey böylesine kolayca, tekrar tekrar ortaya çıkmaz.
Friedrich Dürrenmatt
Sayfa 18 - İş Bankası Kültür Yayınları
İyilik için duyulan inanç, hiç değilse kötülük için duyulan inanç kadar kuvvetli olmalı insanın içinde...
Friedrich Dürrenmatt
Sayfa 122 - İş Bankası Kültür Yayınları
176 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10
Adı bile bir tekerleme gibi olan bu kitabı okumak, kısa sayfa sayısına rağmen benim için çok zor oldu. Arka kapağında kitabın her bölümünün tek cümleden oluştuğu söyleniyorsa da bu durum bence gerçeği yansıtmıyor. Çünkü bölümler virgüllerle birbirinden ayrılan cümlelerden ve bölüm sonuna konulan tek bir noktadan oluşuyor. Yani bu durumda, her bölümde tek bir nokta var demek daha doğru. Bu da karmaşık bir anlatıma sebep oluyor.
Okurken, bütüne değil parçaya odaklanmak gerektiğini fark ettiğimde, okuma anlama sorununu kısmen aşmış olsam da, elinizdeki kitabın oldukça bencil bir yapısı olduğunu fark etmeniz uzun sürmüyor. Zira okuduğunuzu anlayabilmek için tamamen kitaba odaklanmanız gerekiyor, Zihninizin küçük bir sapması bile ipin ucunu kaçırmanıza ve daha kötüsü bir daha yakalayamamanıza sebep olabilir.
Hikaye, karısını kaybeden Lambert isimli psikiyatırın, portre filmeri ile ünlenen F ile karşılaması ve karısının ölümünün ortaya çıkartılabilmesi için F ile anlaşmasını konu alıyor. Aslında tür olarak polisiye olsa da, dolambaçlı yapısı sayesinde polisiye tadını almak pek de mümkün olmuyor.
F, bu ölümü çözmeye çalışırken birçok insanla karşılaşıp bazı mekanlara girip çıkıyor. Kurguda benim en çok hoşuma giden, F'nin mantıkçı D ile yaptığı benliği ve varlığı sorgulayan felsefik sohbetleri oldu.
Hikaye boyunca birbirini gözlemleyen ve birbiri tarafından gözlemenen insanları, gözlemleme konusundaki felsefik düşünceleri inceliyorsunuz. Gözlemlemenin yapısı ve doğuş noktası hakkında çeşitli fikirleri okuyorsunuz. Gözlem yapma isteğinin insan olmanın doğasından kaynaklı bir ihtiyaç mı yoksa salt dünyayı, doğayı ve çevreyi anlama isteğinden mi doğduğunu irdelemeye başlıyorsunuz.
Okunması için önerebileceğim bir kitap değil. Zira dili ve felsefik anlatımı sayesinde labirenti andıran ve içinde çok kolay şekilde kaybolabileceğiniz bir yapısı var. Kısa bir kitap olması bu durumu birazcık hafifletse de okumak yine de zor.
Farklı okuma deneyimlerine açık olanların mutlaka denemesi gerektiğini düşündüğüm bir kitap, ama dediğim gibi her okura tavsiye edebileceğim bir eser değil.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgiyle. :)
135 syf.
·Beğendi·6/10
SPOİLER & Hikaye & İşleyiş
Emekli komiser Hans Berlach (kitapta Berlach, tanıtım yazısında Barlach) Kasım 1948’de ameliyet için Bern’deki Salem Hastanesine kaldırılır ve kitabımız başlar. Komiserin ayrıca Türkiye ve Bern arasında devlet görevi (!) sürdürdüğü de hoş bir ayrıntı olmuş.
Doktor Nehle ile Zürih'teki Doktor Emmenberger aynı kişi mi sorusu gerçekten de oldukça gündemde.
Sayfa düzeni ile alakalı da konuşmak istiyorum. Sayfalarda başlıklar değiştikçe yeni sayfaya geçip kitabın sayfasını arttırarak boş alanı açmak mantığı yok. Kitap 100 sayfaysa bunun yarısını boş bırakan yazarlar değil de o 100 sayfada en fazla 2 satır boşluk bırakarak yeni başlığa geçen ve dolu dolu bir kitap yazan yazarı tebrik etmek lazım. Bu konuda benden tam not. :)
Gelecek bölümde kitabımız gene hızlı ilerliyor. Doktorun yerine gidiyor bizim polis ve bir de bakıyorsunuz ki hemen kimlikler ifşa olmuş, polise ilaç vermişler ve noeli kaçırmış. Heyecan dorukta tabi. Seviyorum böyle hızlı kitapları açık konuşayım.
Şu hızlı giden ve heyecanı düşürmeyen kitapların finali neden böyle ‘Gerizekalı’ yapılır anlamıyorum. Yani son 3, 4 sayfayı okumasam da olurmuş ama neyse. Bugün artık kör olmadan uyumanın benim açımdan en iyisi olduğunu düşünüyorum. Cümleten hayırlı geceler. Kendimi yarın sabah saat 06:00’a kadar kitap okumaktan men ediyor, iyi okumalar, mutlu geceler diliyorum..
109 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
İnsanı sarsan kitaplardan biri daha. Kitap daha ismiyle kendisini anlatıyor zaten. Tam beklediğimi bulduğumu söyleyemem. Ama F. Dürrenmett iyi bir yazar, her şeyi açıklamaktan ziyade sizin yorumunuza bırakıyor. Bu açıdan yorucu olabiliyor. Ben Dürrenmatt'ın yazım şeklini beğeniyorum. Ancak yazar genel beğenilere hitap eden biri değil. Yine de kitapseverlerin en az bir kitabını okuyup yazarı tanımalarını öneririm.
44 syf.
·2 günde·7/10
1- Günümüz tiyatroları çok mu geçmişe bağlı kalıyor?
2- Klasiklerin kahramanlarını, konularını, motiflerini vs. kullanan şimdinin tiyatrosu ne kadar "yeni" olabilir?
3- Tiyatro, izleyici için artık bir müze mi?
4- Tiyatroyu izleyiciye müze gezdirme işi yapmak, tiyatronun finansal açıklarını ve kaygılarını kolayca kapatmasını mı sağlar?
4- Bilimin, sanatı didik didik etme çabası bugünün tiyatro yazarlarını kalıplara mı sokuyor? Tiyatro, -artık- anlatılmak istenenin dışında deneyler için bir alan durumuna mı geldi?

Kitapta, Dürrenmatt ilgi çekici bir tespitinde "Shakespeare'in çağı bir hükümdarı kana susamış canavar olarak gösterebilirdi; ama soytarı olarak asla." diyor. Modern tiyatro oyunlarının kabul görmesi için bilinçli olarak bir Goethe, bir Schiller ve bir Sophokles'den yana tutum alınarak olur, düşüncesinde; ancak bundan da oldukça rahatsız. Edebiyattaki söz sanatlarının kullanılması gerekliliği, tiyatronun nazım veya nesir yazılacağına karar verilmesi, mekan-zaman-olay birliği, sahnedeki yalınlık gibi sayılabilecek birçok şey, yazarın canını sıkmış. Dikkatleri şuraya çekiyor: "Üretildiğinden beri atom bombası artık anlatılmıyor.", "Yüzyılımızın nemelazımcılığında, beyaz ırkın bu son dansında artık suçlu, sorumlu da yok..." Yazar, böylesine bir karamsarlıkta okuyucuya cevabını bilmediği şu soruyu yöneltiyor: "Sanatçı, eğitimin ve alfabelerin dünyasında varlığını nasıl sürdürecek?"
135 syf.
“Hayvandı bunlar, Samuel» dedi. düpedüz hayvandı. Doktorsun sen, daha iyi anlarsın. Stutthof toplama kampına ait şu resme bir bak hele. Kamp doktoru Nehle bir tutukluya narkozsuz karın ameliyatı yaparken çekilmiş! «Naziler bazen yapardı bunu» diyen doktor resme bakıp, dergiyi tekrar yerine koyarken sarardı.”
Emekli ve sağlık sorunları yaşayan bir komiser, bir gün bir derginin kapağında Nazi kamplarında, narkozsuz ameliyatlar yapan Nehle adında bir doktorun resmini görür.
Ve bu olayın peşine takılır, çünkü bazı ŞÜPHELERİ vardır.
Kitap aslında konu itibariyle oldukça gerilimli bir hikayaye sahip, lakin sancıları olan ama bir türlü doğuramayan bir kadın misali, o etkiyi yaratamamış bence.
Çeviri de bence çok donuktu. Heyecan olması gereken yerlerde gayet durağan geçişler vardı.

Sonuç kitap beni tam doyuramadı. Sofradan aç kalkmışım hissi ile kitabın son sayfasını çevirdim.
91 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
F.Dürrenmatt basit bir polisiye gibi görünen kitabında yine insan davranışlarına dair felsefi değerlendirmeler de yapıyor. Hızlıca akan güzel bir polisiye.
103 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Birkutukitap’ın Ocak ayı kutusunda yer alan bu kitabı oldukça ilginç buldum. 24 bölümden oluşuyor ve o bölümlerde yazılanlar sayfalarca virgülle birbirine bağlı ancak bölüm sonunda nokta geliyor. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabının yaklaşık 70 sayfada hiç noktalama işareti yoktu onu andırdı bu yönüyle. İşlenen bir cinayetin ardından yaşanılanlar anlatıyor. Herkesin aslında bir gözlemleyen ve gözlemlenen olduğunu belirtiyor.

“.. yalnızca her gözlemlenenin bir gözlemleyeni olduğu, bu gözlemleyenin şimdi gözlemlenen tarafından gözlemlendiğinde kendisinin de bir gözlemlenene dönüştüğü yolundaki mantıksal saptamanın kanıtlanmış olduğu,”

Kitabı okuduğunuz süre boyunca dikkatinizi tamamiyle kitaba vermeniz gerekir yoksa anlaşılması çok güç olur. Başta da söylediğim gibi farklı, ilginç bir tarzı vardı yazarın merak edenlere okumalarını tavsiye ederim.
103 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Her bölümün bir cümle olarak karşımıza çıktığı -öyle ki 4 yaprağı noktasız okuyorsunuz- , cümle sonlarında nokta yerine virgülle devam edildiği için tek solukta okuyacağımız bir polisiyemsi roman.
Başlangıçta psikolog bir eşle evli olmanın psikolojisini sorgulatıyor. Ardından kaçma eylemi üzerine düşünmenizi sağlıyor. Ve akıyor da akıyor.

Zaten ince bir kitap olduğundan çok hızlıca -noktaya ihtiyaç duymadan- okuyup bitirebileceğiniz bir kitap.

Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz, ama okuyun. Okumak güzeldir :)
91 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Bir polis memurunun öldürülmesiyle başlıyor ‘yargıç ve celladı’. Katilin bulunma aşamasında ise başka bir hikaye başlıyor: Komiser Berlach ve 40,yıl önce İstanbul’da tanıştığı Gastmann’ın hikayesi.

İnsan doğasına ve adalete ilişkin tespitler ile de akıcı bir kitap~

“İşte biz insanlar birbirimizden korktuğumuz için,devletler kuruyoruz Schwendi.Türlü koruyucularla sarıp sarmalıyoruz çevremizi.Polisler,askerler,kamuoyu..Ama tüm bunlar beye yarıyor ki?”
176 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
“Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi zihin açıyor, beynin kıvrımlarında oluşan pası temizliyor.” Arka kapak tanıtım yazısı ve kitabın ismi çok hoş değil mi? @birkutukitapcom Ocak ayı seçkisinden farklı, sürükleyici, bol virgüllü, az noktalı, 24 bölümden oluşan aynı zamanda 24 cümlelik bir kitap Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi. Kitabın yorumlarına göz attığımda genel olarak bir çok okurun en başta kitaba odaklanma, anlama konusunda sorun yaşadığını gördüm ki ben de onlardan biriyim hatta kimi yerlerde kitaptan koparak olayların geldiği noktayı anlamakta bağ kurmakta zorlandım diyebilirim fakat İlerledikçe hız kazanan ve heyecanlandıran kitap polisiye, medya, yeraltı dünyası üçgeninde şekillenirken beklemediğim bir şekilde sonlanarak beni şaşırttı🤭.
@dedaluskitap ve çevirmeni Mustafa Tüzel’ i çeviriden dolayı tebrik ederim. Günün kitap tavsiyesi olsun. Keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Friedrich Dürrenmatt
Unvan:
Oyun yazarı, yazar
Doğum:
Konolfingen-Bern, 5 Ocak 1921
Ölüm:
14 Aralık 1990
1921'de Bern kantonuna bağlı Konolfingen'de doğdu. Bir Protestan papazın oğlu olan Dürrenmatt, Zürich'te başladığı üniversite öğrenimini yarım bırakıp Bern'e dönerek burada da felsefe, edebiyat ve doğa bilimleri öğrenimi gördü. Bu yıllarda Kierkegaard, Aristophanes ve George Helm gibi isimleri okumaya başladı. İlk oyunu olan Komedi ne yayınlandı ne de oynandı. O hiç umudunu yitirmeyerek çalışmalarını sürdürdü ve savaş sonrasında ilk başarılı oyunu olan Kayıtta Var'ı yazdı.

1948 yılında sahneye konan ikinci oyunu Kör'de yine İncil dilinin etkisi vardır. 1948 yılında yazdığı ancak 1958'de basılan Büyük Romulus oyunuyla komediye yöneldi. Bay Mississippi'nin Evliliği (1952) oyunuyla dinsel ve Marksist ideolojilerin anlamsızlığını sergilemek istedi. 1954'te Babil'e Bir Melek İniyor'u yazan yazara dünya çapında ününü ise Yaşlı Kadının Ziyareti (1956) adlı oyun getirdi. Bu başarılı oyunu izleyen 5. Frank (1960) beğenilmese de 1962 yılında yazdığı Fizikçiler geniş yankı uyandırdı.

Tiyatro oyunların yanında polisiye olarak adlandırılabilecek türde eserler de vermiştir: Adalet, Yagıç ve Celladı, Yemin gibi.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 170 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 134 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.