Toplumlar, hafızalarıyla hayatiyetlerini sürdürür. Hafızasını unutmuş bir toplumun ortak bir geçmişten ortak bir geleceğe akabileceği hiçbir mecrası kalmamış demektir. Toplumların kendi geçmişleriyle ilgili sözlü anlatılar, onların hafızasını oluşturur. Bu sözlü anlatıları asırlar boyunca birbirlerine anlatarak nesillere aktarmalarının nedeni, hafıza ile bağı kurutmamak, akan bir ırmak gibi diri, canlı ve taptaze tutmaktır. Anlatılar, bir kültürel hafızayı geleceğe taşırlar. Toplum, bu anlatılar yoluyla kendi milletinin duygularını, düşüncelerini, tepkilerini, sevinçlerini, üzüntülerini, önemsediklerini, kaygılarını, umutlarını hülasa hayata dair bütün yaşam motivasyonlarını öğrenir. Ağacın dallarının kökten aldığı nem gibi toplum da bu anlatılar yoluyla belleğinden güç ve kuvvet alır. Türk toplumunun da Asya'ya uzanan geçmişinde bu sözlü anlatılar vardır.
Destanlar, efsaneler, masallar, halk anlatıları şeklinde görülen anlatılar, ortak geçmişi ortak geleceğe bağlayan doludizgin akan bir ırmaktır.