Giriş Yap

Jean Teule

Yazar
7.7
1.469 Kişi
3.983
Okunma
87
Beğeni
4.797
Gösterim
Reklam
·
Reklamlar hakkında

Hakkında

JEAN TEULÉ, 1953 doğumlu, Fransız karikatürist ve yazar. 1978de dergilerde çizmeye başladığı karikatürleriyle popüler olan Teulé, aynı zamanda televizyon için de çalıştı. Çeşitli dergilerde yayımladığı karikatürleri ve çizgi romanları, ondan fazla kitapta derlendi. 1991 yılında ilk edebi eseri -1996da sinemaya da aktarılan- Rainbow pour Rimbaud nun ardından bugüne kadar 13 kitabı yayımlandı. İntihar Dükkânı Fransız yönetmen Patrice Leconte tarafından uzun metrajlı animasyon olarak sinemaya da aktarılmıştır.
Unvan:
Fransız Karikatürist, Senarist ve Yazar
Doğum:
Saint-Lô , Manche, Fransa, 26 Şubat 1953

İncelemeler

Tümünü Gör
144 syf.
Hiç intiharı düşündünüz mü?
Ben yetişkin olup da bu kelimenin anlamını bilen herkesin bu kelime üzerine mutlaka kısa da olsa düşündüğünü öne sürüyorum. Soruyu doğru anlayalım bu arada, intihar etmeyi düşünmekten söz etmiyorum, intihar kavramı üzerine düşünmekten söz ediyorum. Ölüme bakmaktan, onu düşlemekten ve onun bilinmezliğine düşünsel anlamda adım atmaktan bahsediyorum. Bu hayatta ''Herkesin ölüme bir bakışı vardır, ölüm gelir senin gözlerine bakar..'' Ben sıklıkla intiharı, ölümü düşünüyorum. Ölümlerimizi bekleyen ve ölmemek için, hayatta kalmak için direnen makineleriz bana göre. Daha iyi bir yaşam, daha iyi bir meslek, daha iyi bir vücut vs. Hepsi aslında ölmemek için edindiğimiz silahlar. Doğduğumuz yani yaşama adım attığımız andan itibaren ölmemek için silah topluyoruz. Bizi yetiştirenler de bu silahları bize öğretiyor, bakınız; ''Aman iyi bir mesleğin olsun'' - ''Aman iyi birisiyle evlen'' - ''Aman iyi bir üniversitede iyi bir bölüm oku'' - ''Aman şöyle beslen, şöyle spor yap.'' Biz de haldır huldur koşturuyoruz bu yaşamda, iyi bir vücut, iyi bir meslek, iyi bir eş, iyi dostlar, iyi yaşam için tabiri caizse yarış atı gibi oradan oraya savruluyoruz. Farkında mısınız, iyi kelimesinin yaşamakla bir bağlantısı var? Ölmek kelimesine de kötü kelimesi kalıyor. Kötü ölümlerden sakınmak için iyi yaşamların kucağında intiharı düşlüyoruz. Yorulmuyor musunuz? Sonunda öleceğiniz bir yaşamı kıyasıya mücadele vererek yaşamaktan? Sonu belli olan bir filmi izlemekten sıkılmadınız mı? Mesela yorulmadınız mı cennet - cehennem geriliminde insan olmaya çalışmaktan? Hepimiz ayrı ayrı bakıyoruz ölüme ve bir gün gelip gözlerimize bakmasını bekliyoruz. Bu bekleyiş kemiğe dayanmış bir bıçak misali yakmıyor mu canınızı? Çözüm bulamadığınız adaletsizlikler mesela? Mendil satan 7-8 yaşlarındaki çocukların önünden geçtikten sonra, çöpten yemek çıkartan insanları görmekten, bir de üstüne üstlük yanınızdan geçen Porsche'ların, Lamborghini'lerin içindeki şımarık insanların yüzlerindeki, o sanki hiçbir şeyin sorumlusu ne onlar ne sizmişsiniz gibi takındıkları ifadelerden yorulmadınız mı? İnsan olmaktan utandığınız anlar yeterince birikmedi mi? Ölüm adaletlidir diye gülünç bir söz var. Neymiş efendim herkese eşit gelirmiş. Yok öyle bir şey, ölüm kimseye eşit gelmiyor. Gidip gördüğüm için bu kadar net konuşmuyorum elbette, ben de ölümün herkese eşit geldiğini savunanlar gibi mabadımdan uyduruyorum. Bilemediğimiz şeyleri uydurmayı severiz zira, bilmiyorum deme özürlüsüyüz çünkü. Ne biliyoruz mesela ölümün adil geldiğini, ilahi adaletin olduğunu? Düşlüyoruz yalnızca. Bilmiyoruz. Düşlerimizdeki isteklerimizi, gerçeklerin içerisindeki gelecek planlarına yerleştiriyoruz. Ayrıca size soruyorum ama bu sorulara elbette benim de birkaç cevabım var, örneğin önemli olan doğmak ya da ölmek değil Des diyorum kendime, önemli olan yol. O yolda neler yaşadığın, sonunun ya da başının nasıl bitip başladığından daha önemlidir. Yine de içimdeki cadı durmuyor. Yol bu kadar önemliyse, bu kadar bizi biz yapan şeylerle sıralıysa, o halde ölmek bunun nirvana noktası olmayacak mı? Mesela bir tatil yerine gidiyorsunuz arkadaşlarınızla, ooo yol nasıl eğlenceli, nasıl güzel, şarkılar, börekler, yakmayan bir yaz güneşi, hafif de yorulmuşsunuz ama böyle ayaklarınızı uzatıp bir portakal suyuna hayır demezsiniz. Hopp bir geliyorsunuz tatil yerine, ha bu arada yol ama nasıl güzel :D neyse bir geliyorsunuz, o ne? Kocaman bir yanardağ, fokur fokur sizi bekliyor ya da su ne demek unutmuş, yağmurun gökten geldiğini bile bilmeyen bir çöl. Senaryo çok çeşitli arkadaşlar, bunca fantastik roman boşuna yazılmadı. Yine de ölenlerden mektup alsak hiç fena olmazdı :) Hadi bu bilinmezliği kendi içimizde umursamayarak ya da inanarak hallettik diyelim. Adaletsizliklere ne diyorsunuz? ''Bana ne'' mi mesela? Açık konuşmak gerekirse vicdansızın önde gideniyimdir, bir 'bana ne' denilecekse onu ben derdim. Fakat ben bile diyemiyorum, çözümüm mü? Mevcut çözümüm de öyle iç açıcı değil, yalnızca yaşamak çözüm. Yaşayarak bu adaletsizliklere bir noktada, gücümün yettiğince ufak çözümler sunabilmek. Çünkü büyük çözümler üretebilecek kadar güçlü değilim. Sadece elimde geleceğe dair bir çözüm var fakat onun için de kendimden korkuyorum. O çözümü şimdilik boş verelim, sonuçta bunlar kayıtlı yazılar. Böyle durumlarda aklıma hep şu şarkı sözleri geliyor: ''Dostum dostum güzel dostum, bu ne beter çizgidir bu, bu ne çıldırtan denge, yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe..'' Bakın yine hatırlatmadınız, Des bu kitap incelemesi kendine gel falan demeniz lazımdı, evet bu bir kitap incelemesi ve kitap üstte bahsettiğim konulardan çok da uzaklaşmıyor. İnsanların topluma açık yerlerde intihar etmesinin yasak olduğu bir toplumda, devlet bu tarz intihar dükkanlarını, insanlar kendilerini öldürmek için ürün alabilsin diye izinli bir şekilde çalıştırıyor. Şey gibi bu dükkan, kerhane. Herkesin bir şekilde uğradığı, devletin görmezden geldiği, topluma açık yerlerde yapıldığında suç sayıldığı ve hor görüldüğü bir yer. Enteresan değil mi? Seksi de ölümü de devlet görmezden geliyor. Yeter ki diyor benim izin verdiğim ölçülerde gerçekleştir. Legal illegal bir duruşu var ikisinin de. Tabii intihar dükkanı bize sadece erkekler gelsin diye inat etmiyor orası ayrı, kerhaneden farkı var. Böyle bir dükkanı bir aile işletiyor, ailede herkes melankolik, hiçbiri ölmeyi düşünmüyor ama ölümün ürünlerini pişiriyor. Tabii en küçük aile bireyi Alan hariç, ona bilahare değineceğim. Gelen müşterilerine onları ferahlatacak ölüm yöntemleri sunuluyor, zehirli şekerler, asmak için ip, bıçaklar, kılıçlar, silahlar, fakir insanların kendilerini boğmaları için poşet.. Kitapta beni en çok etkileyen yerdi mesela, parasız bir evsizin bu dükkana gelip bir ürün almak istemesi. Fakat parası olmadığı için satıcı kadın ona boğma poşetini hediye ediyordu. Adamın orada kullandığı bir cümle vardı, ''Hayatımda birkaç kişi sizin gibi bana iyi davransaydı, belki intihar etmek zorunda kalmazdım.'' demişti kendisine ölmesi için poşet hediye eden satıcı kadına. Adam yine de borçlu ölmek istemedi, dükkandan çıktı, dükkanın karşısındaki banka geçti. Poşeti kafasına geçirip kendini boğmaya başladı. En son poşet patladığında, adam ölmüş ve poşetin üzerindeki ''İntihar Dükkanı'' reklamı görünmüştü. Borcunu, reklamlarını yaparak ödemişti. Kimlerin intihar dükkanıyız sizce? Kimleri buhrana sokuyoruz? Kaç kişinin intiharı düşlemesine sebep olduk? Ya da kaç kişi yüzünden, kaç sebep yüzünden intiharı düşledik? Peki birilerini ve bizleri hala hayatta tutan nedir? Sevdikleriniz? Yaşama sevinciniz? Hayalleriniz? Korkularınız? Hadi ÖSYM stili yapayım E) Hepsi :) Sizi Alan ile tanıştırayım. Kendisi E şıkkını gözü kapalı işaretleyebilir. Ailenin en küçük ve yaşam dolu çocuğu olan Alan yaşama iyi yandan bakmak için özel gözlüklerle doğmuş gibi. Tabiri caizse Pollyanna gözlüklerine sahip kendisi. Mesela hükümet yetkilileri tüm yedikleri boklardan dolayı toplu intihara kalkışmaya karar veriyorlar :D bir dakika burada aklıma Cüneyt Arkın'ın şey sözü geldi ''Canımın içi böyle şeyler ancak romanlarda olur.'' :D Neyse ne diyorduk, ha hükümet toplu şekilde intihar edecek fakat Alan onlara gönderilen zehirleri, şaka tozu ile değiştiriyor ve adamlar gülmekten duramıyorlar. Tüm aileyi, tüm gelen müşterileri bir şekilde etkileyen Alan, yaşamın toz pembe yanı. Yazar diyor ki yani kitapta ''İçinizdeki çocuğu koruyun, politikadan koruyun onu, zararlı şeylerden, umutsuzluktan, kötü düşüncelerden. Ona zarar verecek her türlü şeyi yok edin, eğer o olmazsa siz de olmazsınız. Yaşamınızın bir tadı olmaz, çocuk yaşamın baharıdır.'' Alan da öyle bir bahar işte, koca bir mezarlığı lunaparka döndüren bir bahar hem de.. Kitabın tamamını anlatmak değil derdim, aralarından birkaç güzel yer seçip kendi düşüncelerimle birleştirmek ve sizleri merakta bırakmak istiyorum :) Bir incelemenin daha sonuna gelirken, bir cümle kurmak istiyorum -İntiharda katil tek değildir- bunu lütfen unutmayın. Son olarak size ufak bir soru sorayım, sizin intihar dükkanınız kim ya da ne? Bunun cevabını üzerine düşünüp yorumlarda belirtirseniz sevinirim. İsim istemiyorum sizden, sadece düşünmenizi ve bulmanızı istiyorum. Sizin bu dükkanlarınızı, içinizdeki çocuk kapatabilir yalnızca.. Kendinize güzel bir şarkı ve hoş bir çikolata armağan edin, Des'in Dükkanı'ndan olsun :) Unutmayın ölmek çözüm olsaydı ölülerden ses çıkardı. Yaşamınızla, var olarak bir şeyleri değiştirebilirsiniz, yeter ki çocuğunuzu güzel koruyun, onu sevin, onun sevmesine de müsaade edin, okuduğunuz için teşekkür ederim. Kitapla ve umutla kalın :) Not: youtube.com/watch?v=8pfkUbkq08k Müzik benden, çikolata borcum olsun :)
·
30 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.2