Şeyh Sadi Şirazi

Şeyh Sadi Şirazi

Yazar
8.4/10
836 Kişi
·
3.397
Okunma
·
646
Beğeni
·
26033
Gösterim
Adı:
Şeyh Sadi Şirazi
Unvan:
Fars Şâiri ve İslam Âlimi
Doğum:
Şiraz, 1193
Ölüm:
1292
İran Edebiyatı'nın en büyük şairlerindendir. Asıl ismi bilinmemektedir. Atabek Sa’d’ın hizmetinde bulunduğu için Sadi mahlasını kullanmıştır. Orta çağın ilim ve kültür merkezlerinden Şiraz’da doğmuştur. Doğum tarihi hususunda görüş birliğine varılamasa da 1184 yılında doğduğu sanılmaktadır. Firdevsi hamasiyat denilen destansı epik tür şiirlerde Enveri, kasidede Sadi otorite kabul edilirken Hafız ise gazelde üstündür. Bazen Sadi’nin gazelleri Hafız’a tercih edilmiştir. Prof. Ali Nihat Tarlan’a göre Sadi, gazellerde Hafız’dan daha realist ve daha insanidir. Dili de harikulade denilecek kadar fasih ve beliğdir. Sadi’nin asıl ünü mesnevi türünün en büyük üstatlarından biri olmasından ileri gelir.

Çocukluğunun ilk yıllarını Şiraz’da geçiren Sadi, ilk tahsilini de orada yapmıştır. Moğol istilasına rast gelen bu dönemde Şiraz’dan kaçarak Bağdat’a göç etmiş ve tahsiline devrin en mühim eğitim müessesesi olan Nizamiye Medreseleri’nde devam etmiştir. Genç yaşta babasını kaybettiğini “Çocukların ıstırabını bilirim. Çocukluğumda babamı kaybettim.” beyiti ile anlatmıştır. Tahsiline devam ederken devrin büyük mutasavvıflarından ve ulemasından istifade eden Sadi, gençlik çağından sonraki yıllarda sürekli seyahat etmiş ve maceralı bir hayat sürmüştür. Onun yaşadığı dönemde İran, Moğol hakimiyeti altında harap olmuş vaziyettedir. Sadi’nin Ortadoğu, Arabistan ve Mısır’ı gezdiği rivayet edilir. Sadi Şam’da iken Haçlılara karşı Türk-İslam ordularında savaşmıştır. Hatta orada Hıristiyan kuvvetlere esir düşmüş yıllarca ağır istihkam işlerinde çalıştırılmıştır. Sadi’nin bilgisine hayran kalan Suriyeli bir tacir onu fidye ile satın alarak esaretten kurtarmış ve kızıyla evlendirmiştir. Ancak bu büyük şairin evlilik hayatı pek iç açıcı değildir. Eşinin kendisine kötü davranmasına dayanamayan Sadi, en sonunda evini terk etmiş, Anadolu’yu Çin’i ve Hindistan’ı gezdikten sonra memleketi Şiraz’a dönmüştür.

1256’da memleketine dönen Sadi, kendisini şiire ve ilme vererek ölümsüz eserlerini kaleme almıştır. Moğollarca büyük ihtiram gören Sadi, Tarih-i Cihanguşa’nın yazarı sahibi Cüveyni tarafından da takdir edilmiştir. 98 yaşında ömrünü tamamlayan şair, geniş bilgisi ve yüksek kültürü sayesinde doğu kaynaklarında Şeyh Sadi olarak nam bulmuştur. Mezarı Şiraz’a yakın Sadiyye’dedir.
Acımasız hükümdarlardan biri, bir gün iyi ibadet eden birisine sordu:
- İbadetlerden hangisi daha üstündür?
- Senin için öğleye kadar uyumak daha iyidir, hiç olmazsa uyuduğun zaman halka eziyet edemezsin.
- Padişaha söyle ki saygı selamı kendisinden para, pul uman kimseden beklesin. Bir de şunu söyle, padişahlar halkın korunması için o makama gelirler, yoksa halk padişahlara tapınsın diye yaratılmış değildir.
193 syf.
·8/10
Bir rivayete göre, Anadolu 'ya yapmış oldugu seyahatlerinden birinde Van' lı bir ağanın kızıyla evlenmiştir, Velhasıl 2 çocugu olmuş, eşiyle geçimsizlik yaşayıp, çocuklarından birini alıp İran' a gitmiştir.Diğer oğlunun mezarı Van ilimizde ziyarete açıktır....
*
Bizim edebiyatımızda Mevlana, Yunus Emre ne ise, İran edebiyatında Sadi'nin konumuda öyledir.

️Bu yüzden İran edebiyatının Mevlanası diyebiliriz.
️Eserleri  600 yıl medreselerde  okutuluyor,
️Bm'nin resmi binasında duvarları süsleyen sözlerin sahibi,
️Mehmet Akif'in şirinde alıntı yaptıgı zat-ı muhterem.

En basitinden birine atarlı, giderli söz söylemek isteyenlerin veya nasihat etmek isteyenlerin google aramalarında karşısına çıkan yazar :)
*
Sadiyi okuyanlar bilir, hayatı seyahatlerle, ilimle, tahsille geçen biridir, zaten eserlerini 60 yaşından sonra kaleme almıştır. Her devirde gündem olan konuları işlemesi yazarın kalemini güçlü kılıp, nesiller boyunca aktarılmasına sebep olmuştur.

Gözlemlerime göre empati yapmayı seven, nüktedan, bazı yerlerde kızan bazı yerlerde şefkatle okuyucuya yaklaşan kısacası nasihat sevenler için ibret veren, '' yaa abi yine mi nasihat nasihat 'diyenler için fazla kulak kabartılmaması gereken birisi..
*
Okuduğumuz kitaba gelince, baştan sonra nasihat ağırlıklı,okuyucuyu sıkmamakla beraber, cümlelerin uyumu ve tesiri, okuyucuya lezzet veriyor.. Okurseverlerin kütüphanesinde mutlaka bulunması gereken faydalı bir eser diye düşünüyorum.

Hazır bu kadar yazmışken, Üstad Sadi'nin bir deyişiyle incelemeyi bitirmeyi kendime borç bilirim.

Çocuk !
Sadi'nin nasihatini baba nasihati gibi dinlersen sana kafidir.

...

Gülistanda buluşmak ümidiyle, keyifli okumalar...
265 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Sadi-i Şirazi’nin en beğendiğim kitabı olan Gülistan’ı en az beş altı defa okumuşumdur.Kitap ahlaki ve didaktik türde yazılmış bir eser.Yazarın üslubu sade ve çok akıcı.Kitabın içerisinde kısa kısa ders verici ve ders çıkartılması gereken öykülere yer vermiş.Okuduktan sonra kitaplığa bırakılıp orada kalacak bir eser değildir bilakis okuyucuların tekrar tekrar okumak isteyeceği bir eserdir.Kitap düzyazı ve şiirin bir arada olduğu muhteşem bir eserdir.
Kitapta en beğendiğim alıntılar ;
“Kendi ekmeğini yiyip oturmak, altın kemer bağlayıp bir kişinin karşısında ayakta durmaktan iyidir.”
“Kötü kişilere iyilik edenler iyilere fenalık etmiş olurlar.”
Okumanızı Tavsiye Ederim
328 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle sevgili dostlarım dinle barışık olanların nasihat kitabıdır bu.Kendi yalnızlığına aşık olmuş karamsarlarda inşallah bu yollara erişir.Hayatı görmüş , iyilikle kötülüğün çizgisini ayıran bir büyükten anlatılan kelamlar.Sanki aile büyükleriyle uzun uzun ahiret hayatına sevda sözleri ekilmiş bende bunlardan ders almışım gibi.Sırada Gülistan var nasipse , gönül yarım kalırsa ömürde yarım kalır...
265 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
GÜLİSTAN
Merhaba Değerli Okurlar
Öncellikle böyle bir eseri okumama vesile olan biricik kardeşime teşekkürü borç bilirim. Şu an ne yazacağımı bilemez halde yanıp sönen fareye bakıyorum... İnceleme yazmak hiç bu kadar zor olmamıştı benim için... İki saat sonra...
Bu güzide eserin yazarı hakkında biraz bilgilendirmek istiyorum siz değerli okurları... İsmini duydum ama kendisine dair hiç bilgim yoktu. Ayrıca hiçbir eserini okumamıştım. Bu kitapla onun hakkında birçok şey öğrendim. Özellikle isminin hikayesi çok güzel Şiraz'da doğmuş ve Sa’di mahlasını kullanmasıyla bu lakabı edinmiştir. Şairlerin neden isimleriyle değil de lakaplarıyla anıldıklarını hiçbir zaman anlamadım ama bunun ki mantıklı ve akılda kalıcı...
Bu arada spoiler denen şeyden içerebilir :)
“ “Sa’di” mahlasıyla ünlenen İranlı şairin asıl adı Müşerrefüddin Muslih bin Abdullah’tır. Dönemin aydın ailelerinden birinin çocuğu olan Sa’di bugünkü İran’ın Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. 13.yy.’da Sa’di’nin yaşadığı coğrafya tam bir kargaşa içindeydi. Buna rağmen ciddi bir eğitim alan Sa’di, ömrünün büyük kısmını bir seyyah olarak geçirmiştir. Gülistan, başta Latince olmak üzere birçok Batı diline çevrilmiş ve Osmanlı eğitim kurumlarında yüzyıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur.
Öğrendiği bilgileri hayata geçirmek ve yeni bilgiler edinmek için uzun yolculuklar yapmış. Kah Şam Camii’nde insanları aydınlatırken, kah bir derviş kılığıyla şarkılı türkülü meclislerde, kah yaşlı bir kadının dırdırını dinlerken, kah Diyarbekir’de, kah Malatya’da görürüz.
Sa’di çoğu sözleri, sevinç veren hoş şeylerdir. Sa’di, şifalı öğütleri söz ipliğine inci gibi dizmiş, acı öğüt ilacını zarafet balıyla karıştırmıştır.”
Kitabı okumaya başladığımda ‘Tanrı’ kelimesi geçince daha başta hayal kırıklığına uğradım. Ama dipnotta bunu niçin yaptıklarını not düşmüşler aslında ‘Hüdâ’ olarak geçmekte onlarda çeviri de Allah yerine Tanrı demeyi uygun bulmuşlar. Ama ben bulmadım... Hüdâ’da diyebilirlerdi neyse beni ilgilendirmez niçin bunu seçtikleri ama hoşuma gitmedi hatta ben yanlış kitabımı okuyorum düşüncesine kapılmıştım... Bunun dışında kitabı sevdim.
Kitap hakkında bilgilendirecek olursak siz değerli okurları ve okur görünenleri ;)Kitabımız bölümlere ayrılmış, her bölüm bir konuyu içeriyor... Öğütleri kısa öykülerle ve şiirlerle bizlere iletiyor. Herkes kendine bir pay çıkarabilir en azından ben öyle düşünüyorum... Dipnotları unutmamak gerek bilmediğim ve mana veremediğim birçok şeyi de orda buldum. Pek bu incelemeye uygun olmayacak ama teşbihte hata olmaz diyerek şu örneği verebilirim; her şarkı her kişide nasıl farklı hisler uyandırdıysa bu kitapta öyle... Mesela ben bu aralar ders çalıştığımdan olsa gerek ilim ve alimler hakkındaki nasihatlar hoşuma gitti. Hazırlayacağım vaaza uygun olanları not aldım... Bir diğer dikkatimi çeken konu ise kaybettiğim ya da aslında hiç kazanmadığım dostluk üzerine yazılan hikaye ve şiirlerdi.
Dostunu iyi seçmeli insan çünkü gün gelir de saplarsa kör hançeri sırtına inan çok acıtıyor canını... Ama insan karar veremiyor canını yakan hançer mi yoksa kaybettiğin dostun mu? Bu kitapla öfkemi kontrol etmeyi ve böyle bir durumda ne yapılacağını öğrendim. Susmayı...
Evet kitaba dönecek olursak en beğendim sözler şunlardır:

"Birinin gönlünü bir kez kırdın mı, sonradan ona yüz türlü rahatlık sağlasan bile, o bir tek kırgınlığın öcünden sakın. Temren yaradan çıkar, ama acısı canda kalır !"

“Herkesin nasibi bellidir, ancak onu bulmak için de çaba gerekir. Bela alnımızda yazılıysa da, gireceği kapılardan sakınmak gerek !”

“Mademki her şeyin sonu şu toprak...
Toprak olmadan toprak olmaya bak!” Beni en etkileyeni buydu...

“Kurtuluş yalnızlıktadır...”

"Kalıcı olmayana gönül bağlamamalı !"

"En büyük düşmanın, senden hiç ayrılmayan nefsindir !"

"Bir şeye çok fazla gönül bağlama,
Ayrılması çok zor gelir adama !"

"Ey zenginleri övüp yoksulları cefaya layık gören, bil ki, gülün dikeni vardır. Şarapla baş ağrısı bir aradadır. Gömünün başında yılan da olur! İncinin çıktığı yerde insan yutan timsahlar vardır. Dünya dirliğinin lezzeti ardında ölümün zehirli iğnesi, cennet nimetlerinin önünde ise ıstırapların duvarı vardır.”

İncelememin sonunda şunu söylemeliyim Sa’di Şirazi’nin bunu ya da başka bir eserini okumanızı tavsiye ederim. Anlattığı öykülerle onun hakkında az çok bilgi edinebilirsiniz. Ben okurken keyif aldım bir yandan öğreniyor bir yandan eğleniyordum. Nasıl derseniz bazı hikayeleri çok komikti ve ibretlik...
Sa’di’nin bir sözüyle son veriyorum incelememe... Allah’a emanet olun canlar
“Kalbi kırıkların hatırını sor, Onları sevindir. Bir gün senin de Gönlün incinir.”
265 syf.
Sanırım Sadi-i Şirazinin en meşhur kitabı 8 bölümden oluşuyor. Nazım nesir karışık. Didaktik ve ahlaki hikayeler var.


Kitabın önsözünde; münacaat ve na't olarak değerlendirilebilecek bölümlerin yanında kitabın ithaf edildiği kişi yani Atabek Muzafferidüddin Ebubekir ve Sebeb-i Telif yer almakta.


Kitabın Bölümleri Kısaca:
1. Hükümdarların Hâl ve Hareketleri
2. Allah Dostlarının Ahlakı
3. Eldekiyle Yetinmenin Güzellikleri
4. Susmanın Faydası
5. Aşk ve Gençlik
6. Güçsüzlük ve İhtiyarlık
7. Terbiyenin Önemi
8. Sohbet Yöntemi


Kitap genel olarak nasihat niteliğinde. Yıllarca önemini kaybetmeyecek olan evrensel ahlaklı, erdemli bir insan olmanın yollarını anlatıyor.
224 syf.
·10/10
Selâmün Aleyküm 1k ahalisi :)
Öncelikle incelememe başlamadan önce bu hususta olan acemiliğimden ötürü sizlerden özür dilemek istiyorum. Lütfen hoş görünüz kusurlarımızı... O Hâlde başlayayım..

Her birimiz Sadi Şirazi'nin hikmetli söz ve hikayelerinden bir kaçını bilir ancak onun hikayesini bilmeyiz.

Kimdir "Sadi Şirazi" "Hafız Şirazi" " şeyh Sadi Şirazi"?
Fars edebiyatının büyük şairlerinden olup, bir islâm âlimi bir sûfidir. Asıl ismi Muslihuddin Ebu Muhammed b. Müşerreftir. Başta İranda olmak üzere yaşantısında ün ve şöhret kazanmasına rağmen hayatı hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Sizi sıkmak istemiyorum birkaç birşey söyleyip kitaba geçeceğim.. Hafız Şirazi, 98 senelik bir ömür sürmüştür. Eski biyografi eserleri Sadi'yi anlatırken şöyle bir ayrıma gider;
10 yaşından sonraki ilk 30 yılı devamlı öğrenme aşkıyla,
ikinci 30 yılı sonu gelmez seyahatlerle,
üçüncü 30 yılı ise bilgi ve tecrübesini belagat ve fesahatle yoğurup yazıya dökmesiyle geçmiştir. İlk ve en meşhur eserleri Bûstan ve Gülîstan'dır.

Peki Gülîstan neden yazıldı?
Rivâyet odur ki Sadi 50 yaşlarında kendi kendine nefis muhasebesi yaparken karar alır, bir daha asla konuşmayacak ömrünü ûzlete çekilip ibadetle tamamlayacaktır. Bir müddet karar aldığı gibi yaşamını sürdürür. Taa ki Hicaz'dan bir dostu ziyaretine gelene kadar. Tabi gönül gönlü bulunca sohbete muhabbete meyleder. Dostu latifelerle sohbet etmeye çalışsa da bakar ki Sadi de ses yok. Bir dener iki dener yok olmuyor. Orada bulunan biri, dostuna; "Sadi kelam etmez daha, var git yoluna" der. Gidilir mi dosttan öyle. Nice nasihatler eder Sadi'ye.. Şükür ki bizim Hafiz sonunda onu kırmamak için kararından dönmeyi seçer. O gece sohbet eşliğinde yürüyüşe çıkarlar. Mevsim de ilkbahar, türlü türlü güller açmış bağlarda bahçelerde.. Geceyi dostlarından birinin bağında geçirirler ama bu nasıl bahçe. Sadi "Buna benzer bir yer dünyada bulmak imkânsız" der...Tefekkürle, teşekkürle sabaha ulaşılır. Artık ayrılma vakti gelmiştir. Bağın sahibi de onlara güllerden demet yapıp hediye edecek. Tabi bu sırada güllerin güzelliklerini övmeyi de es geçmemiş. İşte Sadi'nin teli orda kopar :) "Senin güllerinin mevsimi geçince kurur, solar ama ben gönüllerin rahatlamasına, okuyanların neşelenmesine yol açacak bir Gülistan yazacağım ki onun çiçekleri solmadan her mevsim taptaze kalır." der. Bunun üzerine önce Bûstan, 1 yıl sonra da Gülistanı kaleme alır. Ben ters insanım(:)) önce bu kitabından başladım maalesef ki. İki eserde de aynı nüktelerle yer yer karşılaşabilirsiniz. Ancak mana öyle derin ki, yine de bana hakkıyla anlayamıyorum gibi geliyor.. Eserde güzel konuşma yöntemleri ve hoşca geçinmenin usulu ortaya konmuş. Sadi, her eserinde olduğu gibi eğitici ve öğretici konular işlemiş. Okuyucuyu usandırmamak için de kısa ve özlü olmasını yeğlemiş. Ayrıca Sadi " bu güzel bahçenin cennet gibi Sekiz bölüm olması karar kılındı" der. (bu çok hoşuma gitti paylaşmak istedim :) )
peki Gülistanın içeriği nasıldır ?
Eserde Beyitlerle bağlanmış, Şiirsellikle süslenmiş öyküler, hikmetler, latifeler ve öğütler bulunuyor. Beni çok etkilediğini söyleyebilirim, anlamadığım yerlerde oldu ama yine de inanılmaz derecede ürperdim, gülümsedim, şehir şehir gezdim, saraylara dahi konuk oldum, zindanlara uğradım... Yaşadım efendim yaşadım...

Sadi'nin sözüyle bitireyim o halde.. "Muradım öğüt vermekti; verdim, Hakka emanet ederek gittim"..
367 syf.
Yeni güne yeni bir inceleme ile paşlamak istedim... Kitabımız Sâdí-ì Şìrazî'nın Gülistan eseri, sitede gördüm kitabı baktım, araştırdım, okuyayım dedim kapattım. Keşfete geçtim o ara bir de ne göreyim adaşım https://1000kitap.com/mervience bazı kitaplarını paylaşmak istiyormuş seçtim ve söyledim, sağolsun kırmadı gönderdi :) yani kitap beni oku diye adeta kitaplığıma geldi. İyi ki okudum dediğim kitapların arasına yerleşti.
Kitaba gelecek olursak ;
*Kitabımız düyazı ve şiir harmanlanarak, başlıkların bile özlü söz, nasiyat gibi olduğu çok güzel bir kitap, kitapta kendimize dair doğruluk, dürüstlük, iyilik, aşk... O kadar çok konu işlenmiş ki herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği, öğreneceği çok güzel bir kitap. Baştan sona sıkılmadan okunacak bütün sayfaları dolu dolu bir kitap.
Kitabı okumanız dileğiyle, sağlıkla kalın...
210 syf.
·Beğendi·10/10
Derin anlamları bulunan gerçekçi düşünceleriyle ders veren,öğüt verici nitelikteki hikayeler gerçekten çok güzel her bir cümlesini gönül hazineme işledim ...Doğu edebiyatında öne çıkan bu eser özellikle gençlerin okuması gereken bilgi verici bir eser...Anlatımı sade,samimi ve gayet anlaşılır bir üslupla gönüllere zuhur edilmiş,her kesimin kitaplığında olması gereken bize biz olduğumuzu hatırlatan bir kitap. 

Alıntılar

"Birinin gönlünü bir kez kırdın mı, sonradan ona yüz türlü rahatlık sağlasan bile, o bir tek kırgınlığın öcünden sakın. Temren yaradan çıkar, ama acısı canda kalır !"

“Herkesin nasibi bellidir, ancak onu bulmak için de çaba gerekir. Bela alnımızda yazılıysa da, gireceği kapılardan sakınmak gerek !”

“Mademki her şeyin sonu şu toprak...
Toprak olmadan toprak olmaya bak!” Beni en etkileyeni buydu...

“Kurtuluş yalnızlıktadır...”

"Kalıcı olmayana gönül bağlamamalı !"

"En büyük düşmanın, senden hiç ayrılmayan nefsindir !"

"Bir şeye çok fazla gönül bağlama,
Ayrılması çok zor gelir adama !"

"Ey zenginleri övüp yoksulları cefaya layık gören, bil ki, gülün dikeni vardır. Şarapla baş ağrısı bir aradadır. Gömünün başında yılan da olur! İncinin çıktığı yerde insan yutan timsahlar vardır. Dünya dirliğinin lezzeti ardında ölümün zehirli iğnesi, cennet nimetlerinin önünde ise ıstırapların duvarı vardır.”

Tanıtım Bülteninden

“Şirazlı Sadi’nin Bostan’dan bir yıl sonra yazdığı Gülistan, şiirle nesrin ve öğütle iç konuşmanın iç içe geçtiği, şiirsel bir anlam bahçesidir. Bizi, yüzyıllar önce bir gülistana çağıran şair, Bostan’a nazaran bu eserinde daha olgun ve daha kalıcı düşüncelere imza atmıştır. Gülistan da Sadi’nin toplumcu ve ahlakçı tutumundan nasibini alır.
 
Burada da zalim sultanlar, bildiğiyle amel etmeyen âlimler, yoksulu gözetmeyen zenginler, yalancı, ikiyüzlü ve nefsin aşağılık isteklerine boyun eğenler eleştirilir, evrensel bir kavram burada da adım başı karşımıza çıkar: Ahlak.
 
Sadi öykücüdür, lakin şiirle masal arasında bir vadide akar onun öyküleri. Bu yüzden hem şiirsel bir dille yazılmıştır hem de savunulan düşüncelere ilişkin hikmetli şiirler de yer alır kıssaların sonunda. Söz ustası Sadi, gül bahçesinde ötüşen bülbül gibi sergilemekten geri durmaz.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Şeyh Sadi Şirazi
Unvan:
Fars Şâiri ve İslam Âlimi
Doğum:
Şiraz, 1193
Ölüm:
1292
İran Edebiyatı'nın en büyük şairlerindendir. Asıl ismi bilinmemektedir. Atabek Sa’d’ın hizmetinde bulunduğu için Sadi mahlasını kullanmıştır. Orta çağın ilim ve kültür merkezlerinden Şiraz’da doğmuştur. Doğum tarihi hususunda görüş birliğine varılamasa da 1184 yılında doğduğu sanılmaktadır. Firdevsi hamasiyat denilen destansı epik tür şiirlerde Enveri, kasidede Sadi otorite kabul edilirken Hafız ise gazelde üstündür. Bazen Sadi’nin gazelleri Hafız’a tercih edilmiştir. Prof. Ali Nihat Tarlan’a göre Sadi, gazellerde Hafız’dan daha realist ve daha insanidir. Dili de harikulade denilecek kadar fasih ve beliğdir. Sadi’nin asıl ünü mesnevi türünün en büyük üstatlarından biri olmasından ileri gelir.

Çocukluğunun ilk yıllarını Şiraz’da geçiren Sadi, ilk tahsilini de orada yapmıştır. Moğol istilasına rast gelen bu dönemde Şiraz’dan kaçarak Bağdat’a göç etmiş ve tahsiline devrin en mühim eğitim müessesesi olan Nizamiye Medreseleri’nde devam etmiştir. Genç yaşta babasını kaybettiğini “Çocukların ıstırabını bilirim. Çocukluğumda babamı kaybettim.” beyiti ile anlatmıştır. Tahsiline devam ederken devrin büyük mutasavvıflarından ve ulemasından istifade eden Sadi, gençlik çağından sonraki yıllarda sürekli seyahat etmiş ve maceralı bir hayat sürmüştür. Onun yaşadığı dönemde İran, Moğol hakimiyeti altında harap olmuş vaziyettedir. Sadi’nin Ortadoğu, Arabistan ve Mısır’ı gezdiği rivayet edilir. Sadi Şam’da iken Haçlılara karşı Türk-İslam ordularında savaşmıştır. Hatta orada Hıristiyan kuvvetlere esir düşmüş yıllarca ağır istihkam işlerinde çalıştırılmıştır. Sadi’nin bilgisine hayran kalan Suriyeli bir tacir onu fidye ile satın alarak esaretten kurtarmış ve kızıyla evlendirmiştir. Ancak bu büyük şairin evlilik hayatı pek iç açıcı değildir. Eşinin kendisine kötü davranmasına dayanamayan Sadi, en sonunda evini terk etmiş, Anadolu’yu Çin’i ve Hindistan’ı gezdikten sonra memleketi Şiraz’a dönmüştür.

1256’da memleketine dönen Sadi, kendisini şiire ve ilme vererek ölümsüz eserlerini kaleme almıştır. Moğollarca büyük ihtiram gören Sadi, Tarih-i Cihanguşa’nın yazarı sahibi Cüveyni tarafından da takdir edilmiştir. 98 yaşında ömrünü tamamlayan şair, geniş bilgisi ve yüksek kültürü sayesinde doğu kaynaklarında Şeyh Sadi olarak nam bulmuştur. Mezarı Şiraz’a yakın Sadiyye’dedir.

Yazar istatistikleri

  • 646 okur beğendi.
  • 3.397 okur okudu.
  • 172 okur okuyor.
  • 1.826 okur okuyacak.
  • 82 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları