Şeyh Sadi Şirazi

Şeyh Sadi Şirazi

8.4/10
333 Kişi
·
1.072
Okunma
·
233
Beğeni
·
7.335
Gösterim
Adı:
Şeyh Sadi Şirazi
Unvan:
Fars Şâiri ve İslam Âlimi
Doğum:
Şiraz, 1193
Ölüm:
1292
İran Edebiyatı'nın en büyük şairlerindendir. Asıl ismi bilinmemektedir. Atabek Sa’d’ın hizmetinde bulunduğu için Sadi mahlasını kullanmıştır. Orta çağın ilim ve kültür merkezlerinden Şiraz’da doğmuştur. Doğum tarihi hususunda görüş birliğine varılamasa da 1184 yılında doğduğu sanılmaktadır. Firdevsi hamasiyat denilen destansı epik tür şiirlerde Enveri, kasidede Sadi otorite kabul edilirken Hafız ise gazelde üstündür. Bazen Sadi’nin gazelleri Hafız’a tercih edilmiştir. Prof. Ali Nihat Tarlan’a göre Sadi, gazellerde Hafız’dan daha realist ve daha insanidir. Dili de harikulade denilecek kadar fasih ve beliğdir. Sadi’nin asıl ünü mesnevi türünün en büyük üstatlarından biri olmasından ileri gelir.

Çocukluğunun ilk yıllarını Şiraz’da geçiren Sadi, ilk tahsilini de orada yapmıştır. Moğol istilasına rast gelen bu dönemde Şiraz’dan kaçarak Bağdat’a göç etmiş ve tahsiline devrin en mühim eğitim müessesesi olan Nizamiye Medreseleri’nde devam etmiştir. Genç yaşta babasını kaybettiğini “Çocukların ıstırabını bilirim. Çocukluğumda babamı kaybettim.” beyiti ile anlatmıştır. Tahsiline devam ederken devrin büyük mutasavvıflarından ve ulemasından istifade eden Sadi, gençlik çağından sonraki yıllarda sürekli seyahat etmiş ve maceralı bir hayat sürmüştür. Onun yaşadığı dönemde İran, Moğol hakimiyeti altında harap olmuş vaziyettedir. Sadi’nin Ortadoğu, Arabistan ve Mısır’ı gezdiği rivayet edilir. Sadi Şam’da iken Haçlılara karşı Türk-İslam ordularında savaşmıştır. Hatta orada Hıristiyan kuvvetlere esir düşmüş yıllarca ağır istihkam işlerinde çalıştırılmıştır. Sadi’nin bilgisine hayran kalan Suriyeli bir tacir onu fidye ile satın alarak esaretten kurtarmış ve kızıyla evlendirmiştir. Ancak bu büyük şairin evlilik hayatı pek iç açıcı değildir. Eşinin kendisine kötü davranmasına dayanamayan Sadi, en sonunda evini terk etmiş, Anadolu’yu Çin’i ve Hindistan’ı gezdikten sonra memleketi Şiraz’a dönmüştür.

1256’da memleketine dönen Sadi, kendisini şiire ve ilme vererek ölümsüz eserlerini kaleme almıştır. Moğollarca büyük ihtiram gören Sadi, Tarih-i Cihanguşa’nın yazarı sahibi Cüveyni tarafından da takdir edilmiştir. 98 yaşında ömrünü tamamlayan şair, geniş bilgisi ve yüksek kültürü sayesinde doğu kaynaklarında Şeyh Sadi olarak nam bulmuştur. Mezarı Şiraz’a yakın Sadiyye’dedir.
Birisi gece boyunca
hastanın baş ucunda ağlamış,
gün ağarınca ağlayan ölmüş,
hasta kalkmış, yaşamış.
Kendi ekmeğini yiyip oturmak, altın kemer bağlayıp bir kişinin karşısında ayakta durmaktan iyidir.
Bir evde kadın feryadı yükseliyorsa, saadetin orada yalnız adı kalmıştır.
Acımasız hükümdarlardan biri, bir gün iyi ibadet eden birisine sordu:
- İbadetlerden hangisi daha üstündür?
- Senin için öğleye kadar uyumak daha iyidir, hiç olmazsa uyuduğun zaman halka eziyet edemezsin.
Kötü kişilere iyilik edenler iyilere fenalık etmiş olurlar.
Şeyh Sadi Şirazi
Sayfa 32 - Semerkand
Onu cezalandırmana gerek yok, kötü huyu ona düşman olarak yeter.
Şeyh Sadi Şirazi
Sayfa 40 - Kapı Yayınları
Kötülüğünü düşünen kimseye iyilik yap. Çünkü köpeğin ağzının lokma ile kapatılması uygun olur.
"Nerelerdesin seni cok özledim" dedi.
"Hasret, usançtan iyidir" dedi sevgilisi.
Şeyh Sadi Şirazi
Sayfa 151 - Antikkitap
.
Gece sevgilim kapıdan içeri süzüldü.
.
"Niçin mumu söndürdün?" diye sitemde bulundu.
"Güneşin doğduğunu sandım." dedim.
.
Şeyh Sadi Şirazi
Sayfa 101 - Say İstanbul
Sanırım Sadi-i Şirazinin en meşhur kitabı 8 bölümden oluşuyor. Nazım nesir karışık. Didaktik ve ahlaki hikayeler var.


Kitabın önsözünde; münacaat ve na't olarak değerlendirilebilecek bölümlerin yanında kitabın ithaf edildiği kişi yani Atabek Muzafferidüddin Ebubekir ve Sebeb-i Telif yer almakta.


Kitabın Bölümleri Kısaca:
1. Hükümdarların Hâl ve Hareketleri
2. Allah Dostlarının Ahlakı
3. Eldekiyle Yetinmenin Güzellikleri
4. Susmanın Faydası
5. Aşk ve Gençlik
6. Güçsüzlük ve İhtiyarlık
7. Terbiyenin Önemi
8. Sohbet Yöntemi


Kitap genel olarak nasihat niteliğinde. Yıllarca önemini kaybetmeyecek olan evrensel ahlaklı, erdemli bir insan olmanın yollarını anlatıyor.
Yeni güne yeni bir inceleme ile paşlamak istedim... Kitabımız Sâdí-ì Şìrazî'nın Gülistan eseri, sitede gördüm kitabı baktım, araştırdım, okuyayım dedim kapattım. Keşfete geçtim o ara bir de ne göreyim adaşım Merve bazı kitaplarını paylaşmak istiyormuş seçtim ve söyledim, sağolsun kırmadı gönderdi :) yani kitap beni oku diye adeta kitaplığıma geldi. İyi ki okudum dediğim kitapların arasına yerleşti.
Kitaba gelecek olursak ;
*Kitabımız düyazı ve şiir harmanlanarak, başlıkların bile özlü söz, nasiyat gibi olduğu çok güzel bir kitap, kitapta kendimize dair doğruluk, dürüstlük, iyilik, aşk... O kadar çok konu işlenmiş ki herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği, öğreneceği çok güzel bir kitap. Baştan sona sıkılmadan okunacak bütün sayfaları dolu dolu bir kitap.
Kitabı okumanız dileğiyle, sağlıkla kalın...
Kalbe Hitap Eden Kitaplar Vol 8

Sadi-i Şirazi'nin bize sunmuş olduğu Bostan. Ama yanlış anlamamak lazım. Bu bilindik bir bostan değil. Bu Bostan mideyi doyurup vücudu beslemiyor. Bu Bostan kalbi doyurup ruhu besliyor. İnsanın aklının bir köşesine takılan, sürekli insanı düşünceye iten nükteleri bir bir sunuyor bizlere. Bostan'da geçen her bir öğüt, her bir hikaye kalbe dokunuyor. İnsan olmanın gerektirdiği şeyleri, erdemli olabilmek için aşılması gereken engelleri ve bu engelleri aşmanın yollarını anlatıyor bize.
Kalbi okşayan kitaplar serisine bir tane daha eklemiş oldum çok şükür. Bundan önce aynı lezzeti Mesnevî-i Şerif, Mantıku't-Tayr, Güvercin Gerdanlığı gibi kitaplarda bulmuştum. Şimdi aynı lezzeti tekrardan Bostan'da tatmak beni mutlu etti. Ama okuma sırası olarak bir hatam var. Önce Gülistan'ı, sonra Bostan'ı okudum. Okuyacak olanlara tavsiyem önce Bostan ile ruhunun ve kalbinin gıdasını temin etmesi; şükür, tövbe, rıza ,kanaat vb içeriğiyle. Doyduktan sonra da tatlı niyetine Gülistan'ı koklamasıdır.
Kalbe Hitap Eden Kitaplar Vol 5

İsmiyle müsemma Gülistan.
İçindeki gülleri koklamaya doyum olmaz. Gülistan'daki güllerin kokusu burna değiyor sanılmasın. Her Gül'ün kokusu kalbi mest ediyor.
"Gül bahçesine​ giren ya gül olur ya da gül kokar" diyor ya Mevlana. Mesnevî'den sonra bi daha bir gül bahçesine denk gelmemiştim. Meğerse Gülistan ben burdayım, bak ben gül bahçesiyim diyormuş da çok geç haberim olmuş.
İnce anektodları, aklı yoran tespitleriyle kalmıyor, kalbi ve ruhu ihtizaza veriyor her bir gülüyle Gülistan. Her gülü itinayla koklayarak okumalı ve de okunan kitapların arasına mutlaka katmalı Gülistan'ı.
GÜLİSTAN
Merhaba Değerli Okurlar
Öncellikle böyle bir eseri okumama vesile olan biricik kardeşime teşekkürü borç bilirim. Şu an ne yazacağımı bilemez halde yanıp sönen fareye bakıyorum... İnceleme yazmak hiç bu kadar zor olmamıştı benim için... İki saat sonra...
Bu güzide eserin yazarı hakkında biraz bilgilendirmek istiyorum siz değerli okurları... İsmini duydum ama kendisine dair hiç bilgim yoktu. Ayrıca hiçbir eserini okumamıştım. Bu kitapla onun hakkında birçok şey öğrendim. Özellikle isminin hikayesi çok güzel Şiraz'da doğmuş ve Sa’di mahlasını kullanmasıyla bu lakabı edinmiştir. Şairlerin neden isimleriyle değil de lakaplarıyla anıldıklarını hiçbir zaman anlamadım ama bunun ki mantıklı ve akılda kalıcı...
Bu arada spoiler denen şeyden içerebilir :)
“ “Sa’di” mahlasıyla ünlenen İranlı şairin asıl adı Müşerrefüddin Muslih bin Abdullah’tır. Dönemin aydın ailelerinden birinin çocuğu olan Sa’di bugünkü İran’ın Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. 13.yy.’da Sa’di’nin yaşadığı coğrafya tam bir kargaşa içindeydi. Buna rağmen ciddi bir eğitim alan Sa’di, ömrünün büyük kısmını bir seyyah olarak geçirmiştir. Gülistan, başta Latince olmak üzere birçok Batı diline çevrilmiş ve Osmanlı eğitim kurumlarında yüzyıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur.
Öğrendiği bilgileri hayata geçirmek ve yeni bilgiler edinmek için uzun yolculuklar yapmış. Kah Şam Camii’nde insanları aydınlatırken, kah bir derviş kılığıyla şarkılı türkülü meclislerde, kah yaşlı bir kadının dırdırını dinlerken, kah Diyarbekir’de, kah Malatya’da görürüz.
Sa’di çoğu sözleri, sevinç veren hoş şeylerdir. Sa’di, şifalı öğütleri söz ipliğine inci gibi dizmiş, acı öğüt ilacını zarafet balıyla karıştırmıştır.”
Kitabı okumaya başladığımda ‘Tanrı’ kelimesi geçince daha başta hayal kırıklığına uğradım. Ama dipnotta bunu niçin yaptıklarını not düşmüşler aslında ‘Hüdâ’ olarak geçmekte onlarda çeviri de Allah yerine Tanrı demeyi uygun bulmuşlar. Ama ben bulmadım... Hüdâ’da diyebilirlerdi neyse beni ilgilendirmez niçin bunu seçtikleri ama hoşuma gitmedi hatta ben yanlış kitabımı okuyorum düşüncesine kapılmıştım... Bunun dışında kitabı sevdim.
Kitap hakkında bilgilendirecek olursak siz değerli okurları ve okur görünenleri ;)Kitabımız bölümlere ayrılmış, her bölüm bir konuyu içeriyor... Öğütleri kısa öykülerle ve şiirlerle bizlere iletiyor. Herkes kendine bir pay çıkarabilir en azından ben öyle düşünüyorum... Dipnotları unutmamak gerek bilmediğim ve mana veremediğim birçok şeyi de orda buldum. Pek bu incelemeye uygun olmayacak ama teşbihte hata olmaz diyerek şu örneği verebilirim; her şarkı her kişide nasıl farklı hisler uyandırdıysa bu kitapta öyle... Mesela ben bu aralar ders çalıştığımdan olsa gerek ilim ve alimler hakkındaki nasihatlar hoşuma gitti. Hazırlayacağım vaaza uygun olanları not aldım... Bir diğer dikkatimi çeken konu ise kaybettiğim ya da aslında hiç kazanmadığım dostluk üzerine yazılan hikaye ve şiirlerdi.
Dostunu iyi seçmeli insan çünkü gün gelir de saplarsa kör hançeri sırtına inan çok acıtıyor canını... Ama insan karar veremiyor canını yakan hançer mi yoksa kaybettiğin dostun mu? Bu kitapla öfkemi kontrol etmeyi ve böyle bir durumda ne yapılacağını öğrendim. Susmayı...
Evet kitaba dönecek olursak en beğendim sözler şunlardır:

"Birinin gönlünü bir kez kırdın mı, sonradan ona yüz türlü rahatlık sağlasan bile, o bir tek kırgınlığın öcünden sakın. Temren yaradan çıkar, ama acısı canda kalır !"

“Herkesin nasibi bellidir, ancak onu bulmak için de çaba gerekir. Bela alnımızda yazılıysa da, gireceği kapılardan sakınmak gerek !”

“Mademki her şeyin sonu şu toprak...
Toprak olmadan toprak olmaya bak!” Beni en etkileyeni buydu...

“Kurtuluş yalnızlıktadır...”

"Kalıcı olmayana gönül bağlamamalı !"

"En büyük düşmanın, senden hiç ayrılmayan nefsindir !"

"Bir şeye çok fazla gönül bağlama,
Ayrılması çok zor gelir adama !"

"Ey zenginleri övüp yoksulları cefaya layık gören, bil ki, gülün dikeni vardır. Şarapla baş ağrısı bir aradadır. Gömünün başında yılan da olur! İncinin çıktığı yerde insan yutan timsahlar vardır. Dünya dirliğinin lezzeti ardında ölümün zehirli iğnesi, cennet nimetlerinin önünde ise ıstırapların duvarı vardır.”

İncelememin sonunda şunu söylemeliyim Sa’di Şirazi’nin bunu ya da başka bir eserini okumanızı tavsiye ederim. Anlattığı öykülerle onun hakkında az çok bilgi edinebilirsiniz. Ben okurken keyif aldım bir yandan öğreniyor bir yandan eğleniyordum. Nasıl derseniz bazı hikayeleri çok komikti ve ibretlik...
Sa’di’nin bir sözüyle son veriyorum incelememe... Allah’a emanet olun canlar
“Kalbi kırıkların hatırını sor, Onları sevindir. Bir gün senin de Gönlün incinir.”
Herkesin okuması gereken bir eser olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Bunun sebebine gelince de, gel gelelim kitabı derinlemesine ele alalım...

Vol 1) Eser içerisinde farklı konuları ele almış. Misal nedir bu konular; iyilik mutluluk, bilgelik gibi konuları çok güzel hikayelerle kısa kısa anlayıp verilmek istenen mesajı yazar net bir şekilde güzel, sade ve anlaşılır bir üslupla veriyor.

Vol 2) Her yaşa hitap ediyor. Bunun sebebi birincisi yazarın normal yaşamı ele alışı ikincisi de herkesin yaşamında mutlaka sıklıkla karşılaştığı veya farkına varamadığı şeyleri ele alıyor.

Vol 3) Yazar aynı zamanda bir İslam alimi. Söz konusu din olunca genelde dini baz alarak bu hikayeleri ele almış. Daha doğrusu dinin hayatın her alanında geçerliliğini ispatlayan bir eser olmuş.

Vol 4) Sadi Şirazi, hikayelerini anlatırken hikayelerine uygun olan bazı hadisleri de bazen hikâyeye katarak, dini daha iyi anlamaya yol açıp okura hatırda kalır ifadeler kullanıyor.

Vol 5) Yazar kendi yaşam tecrübesini de hikayelerine katmış. Her ne kadar yazılan hikayeler hep başkalarının başına gelmiş yaşanmış olaylar olsa da, yazar da kendi yaşam hikayesinden kesitler sunuyor okura. Ve güzel olan şeyse, yazarın koca bir İslam alimi olması. Yani bunun bile insana katacağı bilgeliği siz düşünün.

Vol 6) Her ne olursa olsun, doğruluk iyilik ve dürüstlüğe dair çok güzel öğütler veriyor. İnsan okuyunca gerçekten ne olursa olsun iyilikten doğruluktan şaşmamak gerektiğini öylesine güzel anlıyor ki...

Vol 7) Her kim olursa olsun, sonuç olarak öğrenmenin yaşı olmadığından sizleri Sadi Şirazi'yi okumaya davet ediyorum. Her kesime ve her konuda size güzel öğütler verip hayatınızı daha güzel bir şekilde yoluna koymanıza yardımcı olur.

Başucunda durulup sık sık okunması, okundukça ders alınması ve ders alındıkçada hayatı daha güzel yaşamak için okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar dilerim. Esen kalın...
Kötü bir demirden nasıl ki iyi bir kılıç yapılmazsa, Soysuz bir insandan da terbiye ile adam olmaz.Yağmurun doğasında güzellik ve temizlik varsa da Yağmasıyla bahçede lale;çorak yerde de diken yetişir. Çorak yerde sümbül yetişmez. Onun için boşuna emek harcama. Kötülere iyilik yapmak demek, İyilere kötülük etmek demektir.
.
.
.
Bir mürşid, müridine şöyle dedi: “Eğer insanın gönlü rızkına bağlı olduğu kadar Razik'ına (rızkı veren Allah'a) bağlı olaydı, manevi derece bakımından meleklerden üstün olurdu.”
.
.
.
“Gönlün sevdiği her şeyi göz güzel görür (…)
Her kim sevmeyerek bakarsa Yusuf’u bile çirkin görür..”
Gülistan, Sadi Şirazi'nin çok bilinen ve tanınan eserinin adıdır. Bu eser, şiir ve düzyazı karışık bir biçimde kaleme alınmıştır.
İnsanlarda bulunması gereken ahlak ve terbiyenin önemini belirten konular yer almaktadır.Çeşitli hikâye ve fıkraların eklenmesiyle zenginlemiştir.
Bu eserdeki şiirlerin de ayrı bir güzellik kattığı söylenebilir. İşlenen konular, kişinin günlük hayatında karşılayacağı durumlarda ne gibi tavırlar takınması gerektiğini anlatan örnekler vermektedir.
Canlı hayatın içinde her kesimden meslekten kişiler bulunmaktadır; halk ve yönetici ayrımı yapılmaksızın esere yansıtılmıştır. Kimi zaman şiirle kimi zaman da hikaye ele alınmıştır.
Okunması gereken güzel bir kitap.
Şeyh Sadi Şirazi; sahra çölünün en sıcağında bir vaha serinliğinde ve soğuk bir su mahiyetindeki hikayeleriyle insanı tarihin tozlu sayfalarına götürüp getirirken hiç bir zaman eli boş göndermiyor, gerçekliği bu kadar güzel, masal tadında anlatan bilgeye zamanın ötesinden Selam olsun
Kitabın yazarı Sadi Şirazi olunca kitap ismine bakmanın gereği kalmıyor. Daha önceden Gülistan kitabıyla tanımıştım. Bütün kitaplarını da bitirmeye niyetliyim. Bostan kitabı dini bir kitap değil, nasihat kitabıdır. Hayatın feleğinden geçmiş bir zatın altın nasihatleriyle süslenmiş bir eser. Çoğu eseri okuduğunuzda içinde anlamsız çok sayfa olur. Bostan'da anlamsız cümle bile bulmak mümkün değildir. Fakat altı çizilen yerlerin hayata tatbik edilmesi gerekir. Roman gibi okunacak bir eser değil. Kitapta en sevdiğim cümle: ''Midesi geniş olanın yüreği dar olur'' Herkese keyifli ve bol okumalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Şeyh Sadi Şirazi
Unvan:
Fars Şâiri ve İslam Âlimi
Doğum:
Şiraz, 1193
Ölüm:
1292
İran Edebiyatı'nın en büyük şairlerindendir. Asıl ismi bilinmemektedir. Atabek Sa’d’ın hizmetinde bulunduğu için Sadi mahlasını kullanmıştır. Orta çağın ilim ve kültür merkezlerinden Şiraz’da doğmuştur. Doğum tarihi hususunda görüş birliğine varılamasa da 1184 yılında doğduğu sanılmaktadır. Firdevsi hamasiyat denilen destansı epik tür şiirlerde Enveri, kasidede Sadi otorite kabul edilirken Hafız ise gazelde üstündür. Bazen Sadi’nin gazelleri Hafız’a tercih edilmiştir. Prof. Ali Nihat Tarlan’a göre Sadi, gazellerde Hafız’dan daha realist ve daha insanidir. Dili de harikulade denilecek kadar fasih ve beliğdir. Sadi’nin asıl ünü mesnevi türünün en büyük üstatlarından biri olmasından ileri gelir.

Çocukluğunun ilk yıllarını Şiraz’da geçiren Sadi, ilk tahsilini de orada yapmıştır. Moğol istilasına rast gelen bu dönemde Şiraz’dan kaçarak Bağdat’a göç etmiş ve tahsiline devrin en mühim eğitim müessesesi olan Nizamiye Medreseleri’nde devam etmiştir. Genç yaşta babasını kaybettiğini “Çocukların ıstırabını bilirim. Çocukluğumda babamı kaybettim.” beyiti ile anlatmıştır. Tahsiline devam ederken devrin büyük mutasavvıflarından ve ulemasından istifade eden Sadi, gençlik çağından sonraki yıllarda sürekli seyahat etmiş ve maceralı bir hayat sürmüştür. Onun yaşadığı dönemde İran, Moğol hakimiyeti altında harap olmuş vaziyettedir. Sadi’nin Ortadoğu, Arabistan ve Mısır’ı gezdiği rivayet edilir. Sadi Şam’da iken Haçlılara karşı Türk-İslam ordularında savaşmıştır. Hatta orada Hıristiyan kuvvetlere esir düşmüş yıllarca ağır istihkam işlerinde çalıştırılmıştır. Sadi’nin bilgisine hayran kalan Suriyeli bir tacir onu fidye ile satın alarak esaretten kurtarmış ve kızıyla evlendirmiştir. Ancak bu büyük şairin evlilik hayatı pek iç açıcı değildir. Eşinin kendisine kötü davranmasına dayanamayan Sadi, en sonunda evini terk etmiş, Anadolu’yu Çin’i ve Hindistan’ı gezdikten sonra memleketi Şiraz’a dönmüştür.

1256’da memleketine dönen Sadi, kendisini şiire ve ilme vererek ölümsüz eserlerini kaleme almıştır. Moğollarca büyük ihtiram gören Sadi, Tarih-i Cihanguşa’nın yazarı sahibi Cüveyni tarafından da takdir edilmiştir. 98 yaşında ömrünü tamamlayan şair, geniş bilgisi ve yüksek kültürü sayesinde doğu kaynaklarında Şeyh Sadi olarak nam bulmuştur. Mezarı Şiraz’a yakın Sadiyye’dedir.

Yazar istatistikleri

  • 233 okur beğendi.
  • 1.072 okur okudu.
  • 52 okur okuyor.
  • 621 okur okuyacak.
  • 23 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları