Yolande Mukagasana

Yolande Mukagasana

Yazar
9.0/10
5 Kişi
·
6
Okunma
·
0
Beğeni
·
408
Gösterim
Adı:
Yolande Mukagasana
Unvan:
Ruanda asıllı Fransız yazar
Doğum:
Rwanda, 6 Eylül 1954
"Tutsileri öldürüyoruz. Hiç nedensiz. Boş yere. Ah! Nasıl da yorgunum! Ne yazgı!"

Bu itiraf bana eksik görünüyor.Yazgıya imada bulunmak çok kolay. Yazgının buraya kadar uzanan ve pala kullanmayı bilen kolları var. Sizi aşan bir makinenin çarklarından biri olduğunuzu söylemek çok kolay.
Yolande Mukagasana
Sayfa 156 - Varlık Yayınları
Ruanda’da soyadları, Avrupa’dakiler gibi verilmez. Benim soyadım Mukagasana, "Gasana’nın karısı" anlamında, çünkü doğumumda babam beni, hayran olduğu ya da bir zamanlar kendisine iyilik etmiş olan bir arkadaşının Gasana adlı oğluyla evlendirmeyi koymuş kafasına.

İnsanlar ender olarak babalarının soyadını taşır. Ruanda’da kişinin soyadı, hemen hemen her zaman annesiyle babasının istencini ya da umutlarını yansıtır, hatta bazen kötü talihi önleme amaçlıdır.

"Habyarimana"nın anlamı "can veren Tanrı"dır. "Büyüyeceğini umalım" anlamındaki "Kakuze", ilkini kaybeden anne-babaların çocuğuna verilir."Jyamubandi", yani "Diğer çocuklar tarafından kabul gör", kocası tarafından bağışlanan bir annenin gayri meşru çocuğu anlamına gelir. Çocuğuna "Munderere" soyadını vermek, babanın anneye minnet ifadesidir: "Bu çocuğu benim için yetiştir"; gizli anlamı ise şudur: "çünkü sen dünyanın en iyi eşi ve annesisin".

Adlar ise takvime bakarak verilir. 5 Şubat’ta mı doğduğunuz? Adınız Agathe olacaktır. 28 Haziran’da mı? İrénee. 3 Eylül’de mi? Grégoire. Adlarımızı misyonerler verir. Bu nedenle hepsi Hıristiyan adlarıdır. Aynı gün doğan çok sayıda çocuk bir arada vaftiz edilirse, daha egzotik adlar aranır.
(...)
Vaftiz edilmiş olmak, kartvizittir. Vaftiz olunmazsa, ad da olmaz. Ad olmazsa, sosyal statü de olmaz. Adsızlar, fahişe çocuğu değillerse, pagandırlar. Ruanda’da vaftiz, toplumsal bir yükselme aracıdır. Neredeyse her Ruandalı, böylece bir Hıristiyan ya da pagan adına sahip olur.
Yolande Mukagasana
Sayfa 138 - Varlık Yayınları
Bir kadın, defalarca tecavüze uğradığını, bu nedenle oturamadığını söylüyor. Ateşi var. Vajinasını inceliyorum. Enfeksiyon yayılmış. Makatı bile cerahatli. Atlatamayacağını biliyorum. Eline tutuşturduğum kâğıt parçasına, ayrıntıya gerek görmeden "antibiyotik" yazıyorum. Hayır, yaklaşık yetmiş iki saat içinde öleceğini söyleyecek cesaretim yok. Benim için o şimdiden bir ölü.
Yolande Mukagasana
Sayfa 192 - Varlık Yayınları
Çünkü erkekler açık kadınlardan hoşlanmaz; hele parası, beyaz dostları bir de Pierre Cardin marka gözlüğü varsa, hiç hoşlanmazlar. Ona egemen olmak, onunla yatmak isterler.
Yolande Mukagasana
Sayfa 14 - Varlık Yayınları
"Habyarimana’nın planlarını üç yıldır herkes biliyor. Radyo sekiz aydır Hutuları, Tutsileri öldürmeye teşvik ediyor. Üç aydır da, kendi partisinin aşırı kanadının Habyarimana’yı aştığı biliniyor. Katliam hazırlığının yapıldığı biliniyor. Biliniyor. Oysa ben görmek istemedim!"

Joseph kendini bir hasır iskemleye bıraktı. Yenilmiş, güçsüz, öfke ve üzüntüden altüst bir halde, ağlıyor.

"Biliyordum Yolande, biliyordum. Ama inanmak istemiyordum, Bu kadar küçük bir ülkede, herkesin aynı dili konuştuğu, insanların aynı gelenekleri paylaştığı bu ülkede, nasıl akıl edebilirdim..."
Yolande Mukagasana
Sayfa 17 - Varlık Yayınları
Kötülüğün her zaman zaaftan kaynaklandığını anladım. Hatta bazen iyiliğin de.
Yolande Mukagasana
Sayfa 121 - Varlık Yayınları
"Hemen öldürmemeliydin onu. Önce kimliğini duyurup insanların vurmalarına izin vermeli, sonra yere sermeliydin."

"Doğru. Haklısın. Ama bakanlıkta çalışma bahanesiyle günlerdir beni kandırmış olduğu için öylesine kızgındım ki."
Diğer iki asker birbirini kucaklıyor.

"Her neyse, sonu iyi biten her şey iyidir."
Yolande Mukagasana
Sayfa 154 - Varlık Yayınları
Tutsiyim. En büyük kusurum bu. Halim vaktim yerinde. Bu da ikinci kusurum. Gururluyum, bu da üçüncüsü.
Yolande Mukagasana
Sayfa 11 - Varlık Yayınları
Elimden geldiği kadar dikkatlice sürünüyorum. Tarla bana Kigali pazarını anımsatıyor. Burada o kadar çok Tutsi var ki, neredeyse birbirimize sürtünerek ilerliyoruz. Theophile’ye rastlıyorum. Hamile karısının tecavüze uğradığını biliyorum. Ardından, bir Tutsi bebeğinin anasının karnında nasıl yattığını görmek için karnını yardılar. Sonra da ayak liflerini kestiler. Sonunda, birisi kafasına kurşun sıkmaya karar verdi ve kadın öldü. Theophile'yle bakışıyoruz, gözlerimiz konuşuyor, ikimiz de ağlayarak korunma altında olacağımızı düşündüğümüz yere doğru uzaklaşıyoruz.
Yolande Mukagasana
Sayfa 68 - Varlık Yayınları
Çocukların kollarının palayla kesilmesi, karınları deşilmeden önce kadınlara tecavüz edilmesi, kolsuz bacaksız adamların yol kenarında can çekişirken bırakılması, evet, bunlar kuşkusuz vahşettir.

Batı daha kurnaz. Organları kesmez. Öldürünceye dek uzun süre aç bırakır. Yahudi soykırımını yapan Batı, nihai çözümü akıl edip örgütleyebilen o Batı, gaz odalarını öngörecek kadar vahşeti ince eleyip sık dokuyan o Batı, barbar Batı değil midir?

Vahşetle barbarlık arasında seçim yapmamızı kim ister bizden?

Biz siyahlar, sevecen duygularımızı belli etmek istediğimizde, canı gönülden kucaklaşırız.

Siz beyazlar, elinizi hafifçe dokundurup hemen giysilerinize sürtersiniz.

Biz siyahlar, aramızda uyuşmazlık olduğunda birbirimizi sakat bırakırız.

Siz beyazlar, birbirinizi kısık ateşte yakarak öldürürsünüz.

Hangimiz nefrete daha layık?

Başka anakara, başka gelenekler.

Batı hangi hakla bizim daha az vakur olduğumuza karar veriyor?
Yolande Mukagasana
Sayfa 91 - Varlık Yayınları
Yıl 1994...

Nisan...

Ablam 2 yaşında. Babam Erciş'te usta birliğinde. Ablamın da dillendiği zamanlar artık. Aile büyüklerimiz, konuşturmaktan büyük zevk alıyorlar. Telefon yok. Babamın sesini duyamıyor yani ablam, fotoğraflarını gösteriyorlar, sürekli ondan bahsediyor annem, unutturmuyor. "Taaa Van'da baban!" diye öğretiyor ablama.

Bir gün akşam oturmuş evde herkes,anneannemler de var, çaylar içilirken evin içinde koşturuyor ablam. Annem peşinde koşmaktan illallah demiş, alıyor oturtuyor yere.
"Nerde kızım baban?" diyor. Ablam elini kaldırıyor işaret parmağı havada, "Taavanda!" diyor gösterdiği yere bakarak.

Gözünden yaş geliyor herkesin gülerken. Dünyanın öbür ucunda, çektikleri acılar yüzünden göz pınarları kurumuş insanlardan haberleri yok. 800.000 kişinin katledildiği o kısa sürede ailemin küçük eğlencesi oluyor ablamın "tavan" hikayesi...

Ruanda...

Erzurum büyüklüğünde bir Doğu Afrika ülkesi. Batısında Demokratik Kongo Cumhuriyeti, kuzeyinde Uganda, doğusunda Tanzanya, güneyinde Burundi.

Kahve ve çay ihracatında önemli bir yere sahip olan Ruanda, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Belçika'nın sömürgesi haline geldi. Belçika, ülkeyi Tutsi ve Hutu ırkı olarak ikiye böldü ve ülke nüfusunun %10'unu oluşturan Tutsileri fiziki özelliklerinden ötürü üstün ırk ilan etti. Hutu halkı ikinci sınıf muameleye tabi tutuldu, eğitim, sağlık, iş imkanları kısıtlandı. Tutsiler yönetenler, Hutular yönetilenler oldu.

İkinci Dünya Savaşı sonrası değişen dengeler, Belçika'nın bölgedeki hâkimiyetini kısıtladı, Fransa da Belçika'yla birlikte Ruanda üstünde sömürge kurmaya başladı.Azalan Belçika hakimiyeti Hutular için varlıklarını gösterme fırsatı yarattı. 1960'lardan itibaren Hutu zulmü başladı, birçok Tutsi öldü ya da göçtü.

70'li yıllarda darbeyle ülkenin başına geçen Hutu kökenli Habyarimana bütün partileri kapattı, tek partili sisteme geçti. Dönem içinde yaşananlar ve izlediği politikalar yüzünden kendi partisinin de nefretini kazandı.6 Nisan 1994'te başkan Habyarimana, uçağı vurularak öldürüldü ve soykırımı başlatan olay, başkanın öldürülmesi oldu.

Ve devam eden 3 ay...

Kayda geçen 800.000 ölü.. Tutsiler ve onlara yardım etmek isteyen Hutular.-Hamilelerin bebekleri dahil değil bu sayıya-

Radyodan yapılan Yolande Mukagasana'nın deyimiyle "CİNAYETE ÇAĞRI"lar...

En çok Tutsi öldürenin rütbe aldığı bir soykırım.

Cesetlerden oluşturulmuş barikatlar...

Yol kenarlarında kimi kolsuz, kimi bacaksız, iç organları dışarı fırlamış ölüm dilencileri...

İki adımda bir karşılaşılan kesik eller, kollar, bacaklar, kafalar..

Vurularak hindistan cevizi gibi patlatılan kafatasları...

Bir Tutsi'nin anne karnında nasıl durduğunu merak eden Hutu askerinin tek bir hamlede anne karnını palayla deşmesi...

Tecavüze uğrayan binlerce kadın, çocuk...

Akıl sağlığını yitirmiş insanlar...

Hepsinin korkulu rüyası palalı askerler...

Ülke ekonomisinin durumu ateşli silah almaya müsaade etmeyince, kıyım Fransız desteğiyle Hutu halkına karşılıksız dağıtılan palalarla yapıldı.
Bu durum Hutuların işine geldi zira amaçları yalnızca öldürmek değildi. Acı çektirmek, kan dökmek, düşmanlarının kıvrandıklarını görmek onların yegane zevkiydi.

Ölebilmek lüks sayılıyordu. Biraz parası kalan Tutsiler, kendileri için kurşun satın alıyor ve eziyete uğramadan kendilerini öldürüyordu. Sahi, bu intihar sayılır mı ?

Yolande Mukagasana... Bölgede çok sevilen başarılı bir hemşire. Bu soykırımı birebir yaşamış, anı türünde bir eser ortaya koymuş. Kitabın dili, bazı okurları tatmin etmeyebilir ancak anlattıkları çok çarpıcı.

3 çocuk annesi mutlu bir kadın olan Yolande, kocası ve çocuklarıyla birlikte bir gece evini terk etmek zorunda kalıyor. O günden sonra çalılıklar, tarlalar nereyi bulurlarsa orda yaşıyorlar. Kocasının ölümü, çocuklarının kayboluşu... Hutu kimliğiyle saklandığı yerler, başına gelenler...

‎Bir insana insan olduğunu unutturur mu yaşadıkları?
‎Gülümsemeyi unutur mu insan?

‎ Unuturmuş.

Ortaya koyduğu özellikle Batı tespitleri,25 sene sonra hala geçerli.
Avrupa, bugün de Afrika'da yaşayanlara insan diyemiyor. Yalnız Afrika değil, Avrupa dışında yaşayan herkese karşı durum bu. Bir örnek vereyim.

Bugün Türkiye'de kaç mülteci var?
4 milyon mu ? Değil.

1961 Cenevre Sözleşmesi için Mülteci Hukuku'na dair ilk genel düzenleme denebilir. 1967'de yapılan ek bir protokolle, bazı sınırlandırmalar getirilmiş -coğrafi sınır şartı korunmuş-, Türkiye de bu sözleşmeyi bu protokolle kabul etmiştir.

‎Ülkemizde 2014 yılında Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kabul edildi. Bazı kavramlar, tarafı olduğumuz sözleşmenin metnine bağlı kalınarak iç hukukumuzda varlığını gösterdi. Bunlardan biri de mültecilik statüsü...

Yaniii,

Bir insana mültecilik haklarının tanınabilmesi için Avrupa'dan gelmesi gerekir. Aksi takdirde o insan mülteci olamaz. Arap Baharı sonrasında görülen hareketliliğin sonuncunda şartlı mülteci gibi yeni statüler ortaya konmuştur. Bugün ülkemizdeki Suriyeliler "geçici koruma" statüsündedirler.

Avrupa her zaman Avrupa'dır.

Bu konuyu burda noktalamam gerektiği hissine kapılarak Yolande Mukagasana'ya geri dönüyorum.

Son 30 yılda göçen Tutsiler, Yurtsever Cephe olarak Hutulara karşı savaşmakta ve soykırımın başlamasından yaklaşık 3 ay kadar sonra Tutsiler adına başarılı sayılacak hamleler yapmaktaydılar.

Yurtsever Cephe kontrolünde kalan bölgede Tutsi barınakları oluşturulmuş ve ölümün istemediği Yolande'nin bu tarihteki uğrak yerlerinden biri de bu barınak olmuştur.
Barınakta tanıdıklarından çocuklarının katledildiğini öğrenen Yolande, burda kaldığı süre boyunca hastaları tedavi etmiş, gördüğü insanlar kendi deyimiyle "BELKİ SOYKIRIM BAŞLADIĞINDAN BERİ İLK KEZ, RUANDA'DAKİ TEK TUTSİ KADIN OLMADIĞININ BİLİNCİNE VARMASINI" sağlamıştır.

İncelemeyi Mukagasana'nın biz okuyuculara bıraktığı notla bitirmek istiyorum.

" Günün birinde bunları yazarsam, okuyacak gücü kendilerinde bulamayanlar da, Ruanda’daki soykırımın suç ortağı saysınlar kendilerini, diyorum kendi kendime.

Ben, Yolande Mukagasana, insanlığa karşı, Ruanda halkının çektiklerini öğrenmek istemeyen herkesin, cellatların suç ortağı olduğunu ilan ediyorum. Dünya ancak, şiddet gereksinimini irdelemeyi kabul ettiğinde şiddetten vazgeçecektir.

Ne dehşet ne de merhamet uyandırmak istiyorum. Tek isteğim tanıklık etmek. İnce bir bölmenin ardından dinlediğim bu adamlar, bana en kötü ıstırapları vaat ediyorlar, ne onlardan nefret ediyor, ne de onları kınıyorum. Acıyorum onlara. "


İyi okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Yolande Mukagasana
Unvan:
Ruanda asıllı Fransız yazar
Doğum:
Rwanda, 6 Eylül 1954

Yazar istatistikleri

  • 6 okur okudu.
  • 15 okur okuyacak.