Aziz Yardımlı

Aziz Yardımlı

Çevirmen
8.4/10
122 Kişi
·
460
Okunma
·
3
Beğeni
·
336
Gösterim
Adı:
Aziz Yardımlı
Aziz Yardımlı ilkin ODTÜ Elektrik Mühendisliğini (2 yıl) ve daha sonra Ankara Hacettepe Tıp Fakültesini (Dönem IV'ten sonra) yarıda bırakarak Norveç'e gitti ve orada Oslo Üniversitesi'nde Matematik, İnformatik ve Felsefe okudu (felsefede Grunfag ve Mellomfag derecelerini tamamladı). Felsefe konusunda Akademinin kurumsal kaygılarının dışında daha özgür, daha üretken ve daha yararlı çalışacağını düşünerek 1986 yılında İstanbul’da İDEA YAYINEVİni kurdu. Aralarında James Clerk Maxwell, Einstein, Newton gibi fizikçilerin temel çalışmaları ve Sigmund Freud’un Metapsikoloji’si de olmak üzere 50’nin üzerinde çeviri çalışmasının yanısıra, Descartes’ın Söylem, Kurallar ve Meditasyonlar’ını Latince ve Fransızca’dan, Spinoza’nın Törebilim’ini (Ethica) Latince’den, Kant’ın üç Eleştiri’sini, Hegel’in yapıtlarınından henüz beşini (Tinin Görüngübilimi, Mantık Bilimi (Büyük Mantık), Ansiklopedik Mantık Bilimi [Küçük Mantık], Tarih Felsefesi, Tüze Felsefesi) ve ayrıca Martin Heidegger’in Varlık ve Zamanbaşlıklı çalışmasını Almanca'dan, Rousseau'nun Toplumsal Sözleşme ve Söylemlerini Fransızca'dan Türkçe’ye çevirdi. Aziz Yardımlı İstanbul’da arkadaşlarıyla birlikte NOESİS FELSEFE ATÖLYESİnin etkinliklerini sürdürüyor
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
103 syf.
·2 günde
Eşitsizliğin gelişimi:
1) Kanun ve mülk hakkının oluşumu
2) İdarecilik kurumunun ortaya çıkması
3) Mantığa dayalı yönetimlerin keyfi güce dönüşmesi

Eşitsizliğin başlamasına sebep olan "kanun ve mülkiyet hakkını" biraz açarsak:

İlkel insanlar yerleşik hayata ve tarıma geçmeden önce sadece hayatta kalmak içgüdüsüyle yaşıyorlardı. Bunun için aralarında herhangi bir eşitsizlik yoktu. Zamanla yerleşik hayata ve tarıma geçilmesi ile insanlar arasındaki ilişkiler arttı. Bu ilişkiler toplumun küçük yapısı olan örgütlenmelerle başladı ve gelişti. Gelişen insan ilişkileri ile birlikte güzellik, değer ve itibar kavramlarının yansıması olarak tercih hissi doğdu. İlkel insanların daha iyi olanı tercih etmesi; iyi olanın kibirlenmesine ve diğerlerini küçümsemesine, kötü olanın ise utanmasına ve kıskançlık duymasına sebep oldu. Tarımın gelişmesi ile gelir fazlası ürünler değiştirilmeye başlandı. Bu kibrin ve kıskançlığın sarmış olduğu insanlar arasındaki rekabeti arttırdı. Daha fazla mülk elde etmek için kan dökmeye çalıp çırpmaya başlanıldı. Güçlülerin altında az mülkleri ile ezilmek istemeyen zayıflar birleşerek sözde eşitliği sağlayacak günümüze kadar uzanan, insanoğlunu aralıksız çalışmaya, köleliğe ve perişanlığa sürükleyen kanun ve mülkiyet hakkını oluşturdular. Ve eşitsizlik başlamış oldu.

Bu çıkarımlardan "Eşitlik, ilkel insanın tek başına var olmasıydı." sonucunu çıkarmak yanlış olmaz heralde.
432 syf.
·5 günde
"Hegel Günlükleri" serimin üçüncü kitabı ve incelemenin başında belirtmek istiyorum ki adeta nutkum tutuldu daha önceleri Hegel'in idealizmine ve varlık düşüncelerine azda olsa aşina idim ama bu kitabı okuduktan sonra nefesim kesildi. Öncelikle kitap 600 sayfa boyunca anlatacağı dört kelimenin tanımını yaparak başlıyor. Nitelik nedir ? Varlık nedir ? Oluş ve yok oluş nedir ? Bu tanımları kitabın ilk bölümünde okurken aslında şunun farkına varmanızı sağlıyor Hegel; Kant ve Hegel'e gelene kadar felsefe ciddi bir boşluk içindeydi ve biz bu boşluğu doldurmaya geldik diyor. Çünkü Hegel'i diğer bir çok kitabında yerden yere vurduğumuz o radikal Katolik görüşleri burada adeta bir tanrı bilimine dönüşmüş. Tanrının var oluşu üzerine dini inançlarını hiçe sayarak yaptığı tanıtlamalar gerçekten bu kitabı etkileyici kılmış.

Bir diğer nokta ise evren bilim, mantık ve matematik. Hegel diyor ki "Bilimselin alanında da evrensel değişimin bu gözardı edilmesi aşamalı olarak sona ermeye başlamaktadır Ayrımsanmaksızın , yeni düşünceler giderek onlara karşı olanlar tarafından bile öğrenilip özümsenmektedir." Yani mantık biliminin yeni bir yaratıcılık anlayışı getirdiğini savunmaktadır. Kitabı okumaya devam ettiğinizde biraz sıkılmaya başlayabilirsiniz hatta kitabın kalınlığı gözünüzü korkutabilir ama ortalara geldiğinizde Hegel'in varlık üzerine yaptığı söylevleri sizi adeta uçuracak sanki kendinizi 1816'da Hegel'in odasında hissedeceksiniz. Varoluşun ve başlangıcın sonsuzluğu üzerine Kant'ında dahil olduğu incelemeler bu incelemeler sonucunda yaşadığı kafa karışıklığı, heyecanlanması, uzay ve zamanı anlamaya çalışması anladıktan sonra geliştirdiği karşı savları aforizmalarla birlikte açıklaması sizi saracak ve kitabın diğer sayfalarını merak etmenizi sağlayacak.
184 syf.
tamamen freud'un uygarlık ve hoşnutsuzlukları adlı kitabının analizi sayılabilecek bir içeriğe sahip Marcuse eseri. marcuse'un fikirlerini de net bir şekilde görebildiğimiz bu kitapta freud kısıtlayıcı olmakla eleştirilirken marcuse'un özgürlükçü söylemlerini farketmemek imkansız. marcuse hakkında, ''sanırım hippi'' derken, ''make love, not war'' felsefesini de eleştirdiğini gördüm. bu noktada marcuse, uygarlık olgusunun dayanağını eros'un felsefesinde bulduğunu söylemek abes olmayacak. çünkü, ''bastırılma, uygarlık için keyifsiz bir zorunluluktur'' diyen freud'u yerden yere vurmakta ve oluşun yıkıcı misyonunun ancak özgür bireyci tercihten geçtiğini söyler. peki nedir bu özgür bireyci tercih? kısaca, özgürlük kavramının liberalleşme sonrası bir dönemde yorumlandığı ve özgürleşme kavramını dahi başkalaştırdığı garip bir tutum. ve bu tutum dünyaya hakim.

tabi konu eros, uygarlık ve freud'un uygarlığın hoşnutsuzlukları tespitleri olunca konumuz otomatikman haz ilkesine bağlanıyor. freud bu konuda oldukça tutarlı ve haz ile gerçeklik kavramlarının birbirlerinin besleyicisi olduğunu, hazzın gerçekleştirilmesi uygarlığın çöküşü anlamına geleceğini, uygarlığın ise (özellikle batı) baskıdan beslendiğini öne sürer. bu noktada marcuse'un fikirlerini okuyamıyoruz. çünkü karşı çıkamıyor. göremeyince marcuse'a gülmedim değil.

marcuse'un freud muhalefetini okurken gözüme çarpan bir detay da marcuse'un sosyalist bir toplum yapısı ön görmesi oldu. halbuki sosyalist toplumda eros felsefesi değil, kısmen de olsa freud felsefesi geçerliydi. marcuse baskıcı olmayan bir süblimasyonu hedeflerken gözden kaçırdığı nokta freud'un objektif teşhislerinin aslında eleştirilecek yanının olmadığıydı.

eros felsefesi kapitalist bir içeriğe sahiptir çünkü. en basit denklemiyle; boş zaman + tüketim = haz tandaslıdır. marcuse'un özgür bireyci tercih duruşu tam olarak bu felsefenin uygulamasının adıdır. üslubu hiç sivriltmeden eleştiri okları freud'a dönmüş bu kitapta üstü kapalı bir şekilde. ve sonda yine marks-freud olumlamasıyla konuyu kapatmış canım yazar. kronik muhalif sanırım.. ama güzel yazıyor.
144 syf.
·2 günde
"Hegel Günlükleri" serimin ikinci kitabı olan Estetiğe giriş diğer kitaplarına nazaran daha hafif bir dil taşıyor. Çok kısaca değinmek gerekirse Hegel estetik ve sanat için ne düşünüyor ? Açıkça belli ediyor ki insan için sanat bir gereksinimden ibarettir ve bu yüzdendir ki estetik de gelip geçici bir şeydir ve sonunda geçip gideceğini savunuyor. Daha sonra sanatı dallara bölerek anlatmaya başlıyor benim en keyif alarak okuduğum bölüm sembolik sanattı tarihten örnekler vererek anlattığı kısımlar Klasik sanatın sıkıcılığına geçmeden önce okuyucuya büyük bir haz veriyordu. Her kitabında olduğu gibi buram buram bir Hristiyanlık aşkına maruz bırakılıyorsunuz. Derin duyguların sanatta yansıtılmasının sadece Tanrıya ve dine olan sevgi ile mümkün olabileceğini savunması ise gerçekten çok farklı bir bakış açısı. Daha sonra genel olarak heykel, resim, müzik gibi konulara değiniyor. Bence bu bölümdeki en çarpıcı ifadeler de şu anlatımda yatıyor.

Hegel diyor ki "Resim sanatı tüm boyutlarıyla Hristiyanlığın bir sanatıdır"

Sanırım bu kitabı okuduktan sonra Hegel hayatta olsa idi şu sorunun sorulması gerekirdi. Sanat, toplum için midir? Yoksa Sanat, Katolikler için midir?
109 syf.
·Beğendi·8/10
Okuması zor, anlaması daha zor olan kitap olarak adlandırabilirim. Kant, aklı kategorilere ayırmış, fenomenal (görünüş) ve numenal(düşünüş) alanda varlığa gelen ve aklın sınırlarını aşan tüm şeyleri konu edinmiştir. Buraya hem Arı Usun Eleştirisi'nden, hem de Kant'ın "Aydınlanma Nedir?" Adlı metninden yola çıkarak, iki metnin de özeti niteliğinde yalnızca şunu yazabilirim; "Aklını kullanma cesaretini göster!"
127 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
İki tür eşitsizlik olduğundan bahseden Rousseau kitapta insan eliyle yapılan eşitsizliğin üzerine eğilmiş. Mülkiyetle birlikte hayatımıza giren kavramlarla doğamızdan nasıl uzaklaştığımızı tanıtlamış. İnsanın hayvandan en büyük farkının; doğaya boyun eğmek ya da direnmek özgürlüğünün farkında olmamız olduğunu savunurken, insanın yabanılla olan farkının; yabanılın kendince olması, insanın ise topluma göre yaşaması olduğunu savunmuş.
Rousseau'nun bu kitabı Doğa Yasaları ve Eşitsizlik üzerine okumalarda faydası olacağı şüphesiz bir eser. Tavsiye ederim, keyifli okumalar.
116 syf.
·1 günde
Başlatmış olduğum "Hegel günlükleri" serimin son aşamasını artık tamamlamış bulunmaktayım. Ve bu kapanışı da Hegel'in ölmeden önce yaptığı gibi Doğa felsefesi ve klasik mekanik üzerine yapmak istedim. Çünkü Hegel'in deyimi ile 25 yıllık birikimini cesurca dillendirme vakti gelmişti belki ömrü yetse daha fazlasını kaleme alacaktı bilemiyoruz. Şunu ilk başta belirtmek istiyorum ki Hegel'in yazmış olduğu en karmaşık ama karmaşık olmasına karşın bir o kadar matematiksel ilk ve tek kitabı diyebilirim. Şuna da eminim ki Hegel kesinlikle Kant'ın "Evrensel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı" nı kıskanmış olabilir çok büyük bir benzerlik gördüm iki kitap arasında tabi ki bu beni daha da heyecanlandırdı. Peki Hegel bize ne anlatıyor ?

Hegel öncelikle İnsan ve Doğa arasındaki yüzyıllar boyunca süren mücadele durumunu yorumluyor. Ona göre İnsan doğaya karşı kılgısal bir yaklaşım sergiliyor onu tüketiyor, bitiriyor ve yok ediyor. Bunları da zorunlu olarak kendi gereksinimleri yüzünden yapıyor çünkü İnsan'ın zorunlulukları ve kavrayış keskinliği Doğayı kullanma ve denetleme yollarının sonsuz bir türlülüğünü barındırıyor. Buna Sofoklesin bir sözü ile de ekleme yapıyor. Dyor ki ; "Hiç bir şey insandan daha harika değildir. Çaresizdir yalnızca ölüme karşı o."

Ne demiştik Hegel'in 25 yıllık deneyimi. Unutmamak gerekiyor ki Hegel bir katolik. Ve konu doğa felsefesi ise Schelling'i sonra da Evrimcileri yerden yere vurmamasını bekleyemeyiz. Diyor ki "Cinsleri birbiri ardına Zamanda evrimleniyor olarak tasarımlamak bütünüyle boştur; zamansal ayrımın düşünce için hiçbir önemi yoktur. Doğanın evreli süreci Evrim ve Yayılım gibi iki biçim altında anlaşılır. Eksik ve biçimsiz olanlardan başlayan bitkiler, polipler, yumuşakçalar, sonra balıklar ortaya çıktı. Bu tasarımın anlaşılması kolay olsa da gene de hiç bir şey açıklamamaktadır." Bu bölümde dikkatleri çeken bir şey var ki bir çok Evrim kuramı kitaplarında cevaplanmak üzere bulunan "Non datur saltus in natura" yani "Doğa da hiç bir sıçrama olmaz" sözünü Hegel'de bir eleştiri olarak kullanıyor. Kitabın ilk giriş kısmı genel olarak bunları içeriyor asıl konu ise bunlardan sonra başlıyor. Mekanik nedir ?

Hegel'e göre Mekanik şunları irdeler; 1- Uzay ve Zaman 2- Özdek ve Devim (ki bunu Maxwell'den önce kaleme alması muhteşem) 3-Saltık Mekanik kendinde var olan kavram. Bütün alt başlıklara girip incelemeyi daha da fazla uzatmak istemiyorum. Ancak Uzay ve Zaman üzerine de Hegel ile felsefi açıdan son kez değiniyor olabilirim. Hegel'in yukarıda belirtmiş olduğum Kant'ın Gökler Kuramına benzerlik taşıması özellikle bengi anlayışını bütün Hristiyan Dünyasına inat açıklaması ise Hegel'i çok yüce bir yere taşıyor. Kitabın Newtoncu Fizik içeren bölümünden burada zaten uzamış olan incelemede bahsetmem pek uygun olmayacaktır. Yine de Uzay ve Zaman topolojisi üzerine Zamanın sonluluğu ve sonsuzluğu üzerine bitmek bilmeyen inancı eminim ki benim gibi nedensel determinizme inanan insanları bile etkileyecektir. Son sözü artık Hegel'e bırakıyorum.

"Öylesine yorgunum ki bu konulara ilgimin beni 25 yıldır uğraştırmakta olmasından söz etmeyeceğim"
120 syf.
Descartes, Spinoza ve Leibniz’in görüşlerinin örneklendirildiği felsefe ile ilgilenenlerin beğenebileceği bir kitap.. Bana sınav dönemimde faydası olmuştu..
528 syf.
·Beğendi·10/10
"Beni Dünya'da bir kişi anladı, o da yanlış anladı" veciz sözü üzerine, "Ey Koca Hegel, senin "Görüngübilimi" ni bizler yanlış bile anlayamadık" demek zorunda kaldığımız başyapıt...

Yazarın biyografisi

Adı:
Aziz Yardımlı
Aziz Yardımlı ilkin ODTÜ Elektrik Mühendisliğini (2 yıl) ve daha sonra Ankara Hacettepe Tıp Fakültesini (Dönem IV'ten sonra) yarıda bırakarak Norveç'e gitti ve orada Oslo Üniversitesi'nde Matematik, İnformatik ve Felsefe okudu (felsefede Grunfag ve Mellomfag derecelerini tamamladı). Felsefe konusunda Akademinin kurumsal kaygılarının dışında daha özgür, daha üretken ve daha yararlı çalışacağını düşünerek 1986 yılında İstanbul’da İDEA YAYINEVİni kurdu. Aralarında James Clerk Maxwell, Einstein, Newton gibi fizikçilerin temel çalışmaları ve Sigmund Freud’un Metapsikoloji’si de olmak üzere 50’nin üzerinde çeviri çalışmasının yanısıra, Descartes’ın Söylem, Kurallar ve Meditasyonlar’ını Latince ve Fransızca’dan, Spinoza’nın Törebilim’ini (Ethica) Latince’den, Kant’ın üç Eleştiri’sini, Hegel’in yapıtlarınından henüz beşini (Tinin Görüngübilimi, Mantık Bilimi (Büyük Mantık), Ansiklopedik Mantık Bilimi [Küçük Mantık], Tarih Felsefesi, Tüze Felsefesi) ve ayrıca Martin Heidegger’in Varlık ve Zamanbaşlıklı çalışmasını Almanca'dan, Rousseau'nun Toplumsal Sözleşme ve Söylemlerini Fransızca'dan Türkçe’ye çevirdi. Aziz Yardımlı İstanbul’da arkadaşlarıyla birlikte NOESİS FELSEFE ATÖLYESİnin etkinliklerini sürdürüyor

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 460 okur okudu.
  • 25 okur okuyor.
  • 1.139 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.