Belgin Selen Haktanır

Belgin Selen Haktanır

Çevirmen
8.3/10
6,3bin Kişi
·
17,2bin
Okunma
·
11
Beğeni
·
2.426
Gösterim
Adı:
Belgin Selen Haktanır
Tam adı:
Belgin Selen Haktanır Us
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
456 syf.
Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okumaya başladığım bu kitap psikoloji üzerine derin incelemeler barındırıyor.

Bir çocuk psikiyatristinin karşılaştığı vakaları ele alan bu kitapta çocukluk dönemimizin hayatımızı nasıl şekillendirdiği çok güzel bir şekilde anlatılmış.
İstisamara uğramış, ihmal edilmiş çocukların ileriki yaşlarda sosyal anlamda çok büyük sıkıntılar yaşadığı hatta birer suçlu olmaya aday olduklarını görüyoruz.
Kitapta en etkilendiğim kısımlardan biri bebekken anne sevgisinden mahrum kalan bir çocuğun büyüyememesiydi. Hiçbir tedaviye cevap vermeyen çocuk sadece gösterilen doğru ilgi sayesinde gelişimine devam edebildi.
Bu da aslında bize çocuklarımıza verebileceğimiz en güzel şeyin kayıtsız sevgimiz ve ilgimiz olduğunu gösteriyor.
Ancak bu her ebeveyn içinde kolay olmayabiliyor.

Bunu yazar; “Çocukken bize nasıl bakıldıysa biz de çocuklarımıza öyle bakmaya meyilliyizdir." diyerek açıklıyor.
Zarar görmüş bir çocukluk geçirdiğimizde bizimde çocuğumuza vereceğimiz şeyler sağlıklı olamıyor.
Bu seviyede mutlaka destek almak ve kendimizi geliştirmek zorundayız.
Her ne kadar psikoloji kitabı olsa da tüm ebeveynleri ilgilendirdiğine inanıyorum.
Sevgi bebeklikten, çocukluktan öğrenilir öğretilir..
Sevgiyi bilmeyen kendini sevemez başkasını hele hiç sevmez.
Herkese şimdiden keyifli okumalar. :)
456 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10 puan
Bazı çocuklar neden kahraman olur da bazıları da acımasız bir sosyopata dönüşür merak ettiniz mi?
Eğer kendinize, çocuklarınıza, öğrencilerinize ve etrafınızda ki insanlara ait bir şeyler öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okuyun ve sevginin büyüleyici gücü ile tekrar tanışın.
Kitap Dr. Perry ve gazeteci arkadaşı Maia Szalavıtz'ın birlikte yazmış olduğu, çocukların ihmal ve travma sonucu almış olduğu hasarlardan bahsediyor.
Anlatmış olduğu her hikaye de temel olarak varılan noktayı şu cümleler ile anlatıyor; birbirimize hafifçe baş sallama veya anlık bir göz teması şeklinde bile olsa basit ve insani bağları ne kadar çok sağlarsak, travmatik deneyimler yaşamış kişilerin iyileşmesine o kadar katkıda bulunabiliriz.
Kitabı okuyunca dünyada ne kadar kötü insanların olduğunu bir kere daha öğreniyorsunuz. Cinsel istismara uğramış, köpek kulübesinde büyümüş, gözlerinin önünde tecavüze uğramış annesinin ölümüne tanıklık edip daha sonra boğazı kesilmiş ve yaşama tutunmuş nice çocuklar...
Kitabı okurken Dr. Perry'ye hayran olmamak imkansız. Çocukların ihtiyacı olan her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp ekibi ile tartışarak en doğru tedaviyi bu çocuklara sunuyor.
- "Belki ben onlara yaşadıklarını unutturmam ama ileriki hayatları için onlara yardım edebilirim" diye de ekliyor.
Gerçektente öyle, belki travma yaşamış çocuklar yaşadıklarını unutmayacak ama hayata tutunmayı, doğru tedavi ve sıcak bir el ile tekrar başarabilirler.
456 syf.
~Spoiler olabilir~
Merhaba arkadaşlar;
Dr. Bruce D. Perry bir çocuk psikiyatristi. Bir telefon görüşmesinde Gazeteci Maia ona bir kitap yazması gerektiğini söylemesi ve Dr. Perry'in buna vakti olmaması üzerine Maia ve Dr. Perry'in röportaj tarzında telefon görüşmeleri ile birlikte yazmaya başladıkları bir kitap. Adını içindeki bir hikâyeden alan bu kitapta Dr. Perry travma geçirmiş, ihmal edilmiş, kötü muamele görmüş çocuklarla yaptıkları çalışmaları anlatıyor. Piskoloji, nöroloji gibi alanlarda da oldukça fazla bilgilerin olduğu bu kitabı her anne babanın, öğretmenin ve çocuklarla iletişim halinde olan her bireyin okuması gerektiğini düşünüyorum. Andrew Vachss bu kitabın tanıtımında şunları söylüyor: "...Yazar bu kitapla türümüzün en derin gizemini keşfetmemiz için bize bir fırsat tanıyor; Bazı çocuklar neden kahraman olur da diğerleri avcı hayvanları andıran sosyopatlara dönüşür." Bu sorunun cevabını merak ediyorsanız vakit kaybetmeden okumaya başlayabilirsiniz. Kitabı okurken zihnimizde bile canlandıramadığımız sahneleri küçücük çocukların yaşadığını ve bunların hayatları boyunca sırtlarında yük olarak taşıdıklarını görmek inanın sadece acı, üzüntü vermiyor hiçbir şey yapamamanın utancını da yaşıyorsunuz. Kitapta ne tür vakalar var diye merak eden arkadaşlar için hikayelerdeki bazı kahramanları kısa kısa tanıttım. Onlar travma yaşamış, ihmal edilmiş, kötü muamele görmüş, sevilmemiş küçücük çocuklar ve tüm bunlara rağmen tekrar hayata yeni bir adım atabilmiş minik kahramanlar.

Justin; Köpek gibi büyütülmüş çocuk hikayesinin kahramanı... Kitabın adı bu hikayeden alınmış. Annesi iki aylıkken terk ediyor Justin'ı. Justin'a ilk zamanlar anneannesi bakıyor ama o da kısa bir süre sonra ölüyor. Justin'ın bakımı anneannesinin erkek arkadaşına kalıyor. Arthur köpek bakıcılığı yapan yaşlı iyi bir amca ama daha önce hiç bebek bakmamış, nasıl bebek bakılır hakkında hiçbir fikri yok. Justin'a köpeklerine davrandığı gibi davranıyor. Bir köpek kafesinde karnını doyuruyor, altını temizliyor. Beş sene boyunca Justin o kafeste hiç konuşmadan, oyun oynamadan, dokunulmadan büyüyor. Tam olarak Hanzo filmini andıran bu hikaye film ile tek farkının bu hikayenin gerçek olması.

Tina; Daha dört yaşında bakıcısının/komşusunun oğlu tarafından taciz edilmeye başlıyor. Annesi her işe gittiğinde bakıcının oğlu Tina ve iki yaşındaki kardeşinin ellerini bağlayıp onlara tecavüz ediyor iki yıl boyunca... Ne yazık ki annesinin uygunsuz erkek arkadaşları da annesine farklı davranmıyor. Dört yaşındaki Tina şunu öğreniyor tüm erkekler aynı ve tek istedikleri seks. Dört yaşında...

Sandy; Üç yaşında küçük bir kız, gözlerinin önünde annesi tecavüz edilip öldürülüyor. Vahşi, Sandy'e de zarar verip ölüme terk ediyor onu. Sandy'in bilinci yerine geldiğinde dolaptan süt alıp içmek istiyor ama içemiyor çünkü Sandy'in boğazı tam iki defa kesilmiş her yudumladığı süt boğazından tekrar dışarıya akıyor... Tam on bir saat boyunca annesinin cesedi ile birlikte kalıyor Sandy...

Laura; Dört yaşındaki küçücük bir kız mecazen küçük değil gerçekten küçük sadece on iki kilo... Oldukça yüksek kalorili diyetlerle beslenmesine rağmen vücudu yiyeceklere birer artık gibi davranıyor, yediklerinin hiçbir etkisi olmuyor hatta artık midesine besin pompalayan bir beslenme tüpü bile var. Belki de Laura besine değil de başka şeylere açtır, sevgi gibi, ilgi gibi? Loura'nın annesi onu zor şartlar altında doğuruyor, babası terk ettiği halde o terk etmiyor. Ama unuttuğu bir şey var Laura'ya hiç dokunmuyor, öpmüyor, koklamıyor iç güdüsel olarak yapması gereken şeyleri yapmıyor ve bunun farkında bile değil. Aslında Laura fiziksel sevgiye aç...

Leon; O bir katil, iki küçük kızın cesetlerine tecavüz edecek, tekmeleyecek kadar kötü biri... Şimdi olanları düşününce neyi değiştirmek istersin diye sorulduğunda, çizmelerimi atabilirdim belki(yakalanmasına neden olan çizmelerini) diyecek kadar pişkin yaptıklarından zerre pişmanlık duymayacak kadar dünyanın en soğuk kalbine sahip bir çocuk. İşin aslı Leon ihmal edilişini, travmasını nefrete dönüştürmüş. Daha bir haftalıkken annesi onu evde tek başına bırakıp abisi ile parka gidiyor. Leon akşama kadar yalnız başına evde ağlıyor, onunla ilgilenen ona konuşmayı, emeklemeyi öğretecek hiç kimsesi olmuyordu. Sıcaklık ve dokunuştan uzak büyüyor Leon. Kötü doğulur mu kötü olunur mu cevabını burada alıyorsunuz.

Amber; Anne ve baba boşanmış. Annenin erkek arkadaşı her içki içtiğinde daha yedi yaşında olan Amber'i istismar ediyor. Amber istismarın ne zaman geleceğini bilmediği için sürekli bir korku ve endişe içinde, bu durumu annesine anlatamıyor ama durumu kontrol altına almak için şöyle bir yol deniyor; Annesinin erkek arkadaşına sürekli içki verip onu kışkırtıyor. böylece normalde olan istismarın belki birkaç katını yaşıyor ama artık geceleri gelir mi diye bir endişesi yok, uyuyabiliyor hatta notları bile yükseliyor! Şöyle anlatıyor başından geçenleri Amber; "Bunu ilk yaşamaya başladığımda, çok korkmuştum. Canım da yanıyordu. Bazen nefes alamıyordum. Kendimi çok çaresiz, ufak ve güçsüz hissediyordum. Anneme söylemek istemedim. Çok utanıyordum ve aklım karışmıştı. O yüzden, o iş olacağı zaman gözlerimi yumup başka şeyler düşünmeye çalışıyordum. Çok geçmeden zihnimdeki güvenli bir yere gidebiliyordum."!!!! Bu durum 9 yaşına kadar devam ediyor. Tüm bu olanlara kalbiniz dayanıyor mu? İnanır mısınız Amber'in de dayanmıyor, duruyor kalbi neyse ki doktorların müdahalesi sayesinde tekrar hayata dönüyor Amber.

Peter; Hayatının ilk üç yılını yan yana dizilmiş küçücük karyolalarda 60 diğer bebek ile birlikte bir Rus yetimhanenesinde geçiriyor. Sevgiden, ilgiden, dokunuştan uzak büyüyen bir bebeklik dönemi geçiriyor. Üç yaşında evlatlık ediniliyor ancak yedi yaşına kadar hala dikkat bozukluğu+konuşma bozukluğu olan, durduk yere sallanan ve hala baş parmağını emen sinir krizleri geçiren bir çocuk. Bir de kendi kendine gülüyor (duvardaki adalet yazısına değil zaten ortada adalet yok.) kendi küçük mutlu dünyasında.... Yani dışardan bakıldığında yedi yaşında ama aslında bazı alanlarda hala üç yaşında olan bir çocuk. Aslında Peter'in durumunu anlamak zor değil, "İhmal edilmiş çocukların beyinleri olması gerekenden daha küçük olup, bazı alanlarının daralmasına ve beyinle ilgili birçok işlevsel sorunlar ortaya çıkıyor" Peter Hayatının ilk üç yılında ihmal edilmiş bir çocuk. Bakın Peter ile Doktor Perry arasında geçen bir diyalog: "Boyama yaparken, 'Peter, Rusya'da yaşadığını hatırlıyor musun?' diye sordum.(...) Resim yaptığı eli yavaşladı. Tam ona soruyu tekrar soracakken, yeni bir kağıt aldı ve sayfanın tamamına kocaman mavi renkli bir halka çizdi. 'Burası Rusya,' dedi sayfayı bana çevirip. Sonra, kağıdı tekrar yere koydu, renkli bir nokta çizdi. 'Bu da Peter.' Ona baktım; üzgün olduğu belliydi. Yetimhanede, kimse için özel olmadığını, düzinelerce kimliksiz bebekten biri olduğu yerde nasıl hissettiğini basit bir şekilde anlatmıştı." Acı değil mi?

Kitabı okurken onlar gibi başka çocuklarla da tanışacaksınız hepsinin hikâyesi ayrı hepsinin hüznü ayrı. Kitabın kapağında Bir Çocuk Psikiyatristinin Not Defterinden Sıra Dışı Öyküler yazıyor ama aslına bakarsanız bunlar hiçte sıra dışı olaylar değil halen de yaşanıyor ve biz bir şey yapmazsak yaşanmaya devam edecek. Yapılan bir araştırmada kadınların yaklaşık olarak %27'si, erkeklerin de %16'sı yetişkinliklerinde çocukken istismara maruz kaldıklarını belirtmişler, az mı? Bir de belirtmeyenleri, söylemeyenleri, susanları, bu yük ile yaşamaya (!) devam edenleri düşünün.

Peki ya insanlar en büyük yıkımı ne zaman yaşarlar biliyor musunuz? Tacize, tecavüze uğradıklarında ya da dehşet verici bir ana şahit olduklarında değil "Sizi sevmesi gereken kişiler tarafından incitilmek, onlar tarafından terk edilmek, güvende olmanızı, değer verilmenizi ve insancıl olmanızı sağlayan teke tek ilişkilerden mahrum bırakılmak..." bu durumlar çok daha yıkıcıdır. Özellikle de çocuklarda. Unutmayın bu çocukların buzdolabı annelerine(Soğuk ve ilgisiz anneler) değil, bebekliklerinden beri onlarla konuşan, sağlıklı dokunuşlar yapan, onları seven, güven ortamı oluşturan ilişkilere ihtiyaçları var. Ve bunlar olmadığı durumlarda beyinleri inanılmaz bir şekilde etkileniyor.

Dr. Perry bize ilişkilerin travmaları üzerinde nasıl etki ettiğini şu şekilde anlatıyor; "Bir çocuk ne kadar çok sağlıklı ilişkiye sahipse, travmadan kurtulup sağlıklı bir biçimde hayatına devam etme ihtimali de artar. İlişkiler değişimin aracılarıdır ve en güçlü terapi insan sevgisidir." İnsan sevgisi... son zamanlarda bir hayli uzak olduğumuz bir konu.
Lütfen lütfen unutmayın "Çok sayıda ufak olumsuz etkiyi değiştirmek sonradan büyük bir etki yaratabilir" daha fazla uzatmak istemiyorum ne desem eksik kalacak. Kör Olmayın da Görün Bu Çocukları...
SEVGİ ile kalın.
456 syf.
Köpek gibi büyütülmüş çocuklar.. ihmâller zincirleri...

#99834361 bu incelememdeki kitaba benziyor aslında kitap. Gerçek hayatlar, gerçek travmalar, gerçek kopukluklar. Dişlerimi sıka sıka okuduğum gerçeği de var. Ne yaşantılar var, çocuklar hakkında neleri yanlış biliyormuşuz dedirten cinsten. Ama ah vah etmeyin sakın, üzülmeyin. Çocuklarınızı daha iyi yetiştirmek için önce kendinizi yetiştirin. Yetiştirin ki biz böyle şeylerle karşılaşmayalım, yetiştirin ki yaşadığımız yüzyıla lanet okumayalım.

Üniversite zamanı çocuk istismarı ile gönüllü çalıştım, ne trajedilere denk geldim, ne vakalar seyrettim. Yüzlerindeki o masumluğa, o içtenliğe aşık oldum. Hepsi bir bir güçlendirdi beni, o beni itti çocuklarla çalışmaya. O beni itti çocuklara. İyi ki de itmiş.

Ben hep söylerim, insanı eğitmeye önce çocukluğundan başlayacaksınız, sizin ihmâlleriniz sonucunu o küçükler çekmeyecek, çekemez. Bakacaksanız, kendinizi hazır hissediyorsanız ve en önemlisi de bilinçli ebeveynlik ne demek bunu biliyorsanız çocuk sahibi olacaksınız. He bir de evlat edinmenin güzelliği diye de bir şey var, aklınızda bulunsun.
Her neyse. Çocuk denince ben susmam, ondan dolayı kısa keselim. İç çekmeden okuyabilene aşk olsun, şiddetle tavsiyemdir.
456 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kitap; çocukların hayatlarının erken dönemlerinde yaşadıkları olayların, sonraki yıllarda onları psikolojik olarak ne derece etkilediğini ve nasıl hasarlar bıraktığını örnek vakalar üzerinden inceliyor. Kitapta 12 vaka var;
İlk vaka 7 yaşında bakıcısının oğlu tarafından yıllarca istismara maruz kalmış olan Tina. Okurken gözlerim doldu, yaşanmış bir olay olması beni ayrıca etkiledi.
2. vaka 3 yaşında annesinin tacizine ve cinayetine şahit olmuş, katil tarafından 2 yerden boğazı kesilmiş ve annesinin cesediyle 11 saat boyunca yalnız kalıp yardım bekleyen Sandy. Eskiden beslenmeyle ilgili olan süt artık boğazındaki kesikten akan, annesinin cansız bir hâlde yatarken 'reddettiği' bir şeye dönüşmüştü. Çatal ve bıçaklar artık yemeklerini yemek için kullandığı şeyler değil; öldüren, yaralayan ve onu dehşet içinde bırakan nesnelerdi. Kapı zilinin çalınışı ise katilin oraya gelişini haber vermişti. Yürek parçalayan bir durumdu bu..
3. vaka 4 yaşında olmasına rağmen ağırlığı 12 kilonun biraz üstünde olan Laura. Annesi Virginia, çocukken hiç sevilmediği için kızıyla temas hâlinde olamıyor. Hormonların salgılanması için gerekli olan fiziksel uyarılma olmadığından dolayı Laura'nın bedeni yiyeceklere atık olarak davranıyor. Zira çocuklar sevgi görmeden gerçekten de büyümezler.
4. vaka iki genç kıza taciz edip zerre pişmanlık duymayan, psikiyatristin de dediği gibi dünyanın en soğuk kalbine sahip Leon. Henüz 1 haftalıkken annesi tarafından her gün karanlık bir evde yalnız başına bırakılmış. Ne yazık ki bu durum onu sosyopat hâle getirdiğinden dolayı duygusal açıdan buz kalıbı içinde donmuş gibi, hiçbir duygusu gelişmemiş ve 18 yaşında azılı bir katil haline gelmiş.
5. vaka 3 yaşından 7 yaşına kadar kafeste büyüyen Justin. Yürüyemiyor, konuşamıyor ve tıpkı bir köpek gibi davranıyor. Annesi tarafından terk edilmiş, anneannesi de ölünce bir köpek eğiticisi tarafından büyütülmüş bir çocuk.

Kitapta tacize uğrayan, ilgisizliğe maruz kalan çok fazla vaka var. Tüm vakalarda ortak problem; ihmalkârlık, ilgi ve sevgi eksikliği. En iyi terapi; ebeveynlerin çocuklarıyla ilgilenmesi ve onları sevmesi. Kasıtsız da olsa yapılan ihmalkârlıklar, yeterince gösterilmeyen ilgi çocuğun gerçekten hayatına mal oluyor. Zira ilgi yoksunluğu tüm travmaların başı. Ve bizim ihmal ettiğimiz çocuklar birileri tarafından zayıf yönlerinden avlanıyor.
Kitabı okurken "Şşş! Kızlar Bağırmaz" filmini izledim. Amacım konu bütünlüğünü sağlamaktı, ancak bu kadar etkilenebileceğimi düşünmemiştim.
Çocuk anne-babayı taklit eder. Onlara nasıl olmaları gerektiğini söylemek yerine örnek olmak, ileride telafisi olmayacak hasarları en aza indirgeyecektir. İstenilen nesle karşın, lâyık ebeveynler olunmalı.
Tüm anlattıklarım çocuğu, kardeşi veya yeğeni olan herkes için..
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
352 syf.
·12 günde·9/10 puan
Merhaba İncisever dostlarım! 

Oscar Wilde’ın yayımlanan tek romanıyla sizlerleyim… (Sunucu olacak kızım ya hu!) 

Bu kitap çok etkileyici, tılsımlı bir kitap. Kitabı okurken oldukça keyif aldım. Kitaptan tat almak, onu hayatınızla birleştirmek ve harmanlamak çok önemli fikrimce. 

Onu hayatınızın içine yedirmeyince, kitabı okumadığınız anlarda kitaptaki karakterleri ve olayları düşünmeyince veya kitapta neler olacağını merak etmeyince kitap yeterince size işlememiş demektir. 


Kitaba gelecek olursak…


Kitapta karşımıza üç ana karakter çıkıyor. İlki Dorian’ın güzelliğinden etkilenen ressam Basil. Dorian’a büyük hayranlık besliyor ve onu resmettiği, onunla olduğu anlarda büyük keyif alıyor. Hatta kitaba konu olan o meşhur portreyi işte Basil yapıyor. Sanatının zirvesi olan Dorian Gray’in Portresini… 


İkinci karakterimiz Lord Henry. Henry katılsanız da katılmasanız da harika felsefi görüşleri olan bir adam. Onun konuştuğu bölümleri okurken büyük haz aldım. Henry, Dorian’ı şekillendiren bir baba adeta. Ancak aklınıza koruma içgüdüsü gelmesin , daha çok fikirleriyle şekillendirmeden bahsediyorum. Henry’nin iyi biri mi yoksa kötü birisi mi olduğunu tam olarak anlayamıyoruz.


Ve Dorian…

Basil’in resmettiği kendi portresini görüp ağlamaya başlayan, bu tablonun ömür boyu genç kalacağını ancak kendisinin her geçen an yaşlandığını söyleyip kabul olacağından habersiz bir dilek dileyen Dorian. 

Başlarda saf ve temiz bir genç adam olarak karşımıza çıkan Dorian zaman içinde ahlaki çöküşüyle birlikte ruhunun nasıl kirlendiğine, önemli olanın genç kalmak değil ruhunun iyi kalmasını sağlamak olduğunu anlıyor. Anladığında her şey çok geç oluyor elbet…


Oscar Wilde, tutucu İngiliz Viktorya döneminde yaşadığı eşcinsel aşklarla gündeme gelmiş bir yazar. Yaşadığı bu  aşklar o dönem için büyük bir skandal elbette. Ve bu yüzden hapsedilmiş bir yazardır Wilde. Eşcinselliğe dair yansımaları kitapta gördüğümü kabul etmeliyim. Çünkü kitapta kadın odaklı hiçbir hadise geçmiyor. Daha çok erkek odaklı. Ressam Basil’in Dorian’a hayranlık beslemesi, Lord Henry’nin Dorianla ilk tanıştığı zaman onu gereğinden fazla bir merakla araştırması ve kitapta yer alan birçok detay aslında ufak nüanslarla bize gösteriyor bunu. 


“Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere ne yazık. Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin.” diyen Hugo, bunu yalnızca başkasını severken öğüt alalım diye söylememiştir herhalde. Güzelliğimiz, yakışıklı oluşumuz tüm bunlar son bulacak son nefesimizi alışımızdan sonra. O beğendiğimiz yüzümüz, saçımız, kaslı bedenimiz çürüyüp yok olacak toprak altında. Ruhunuzu boyayın, zihninizi eğitin, kendinizi geliştirin. Güzelliğinizden yalnızca yalnızca birkaç dakika ve birkaç kişi söz edebilirken, kişiliğinizle ve yaptığınız iyiliklerle güzelliklerle asırlarca kendinizden söz ettirebilirsiniz. Evet mesele asla adınızın anılması değil. Ama bu dünyadan bomboş bir halta yaramamış olarak ayrılmamak önemli. Adınızın anılması yapacağınız herhangi saçma bir şeyle bile mümkün bu devirde. Ama hayattan neyi istediğinize bağlı işte tüm mesele. “Ruhları sevmeyi deneyin…” Ve kendi ruhunuzu güzelleştirmeyi...


Estetik, güzellik, sanat, müzik ve hayata dair çok şey barındıran bu kitabı okumanızı şiddetle değil güzellikle tavsiye ediyorum:) 

Hepinize güzel insanlar, güzel kitaplar, güzel müzikler dilerim. 


Ve … Müziğin renkleri ruhumuzu boyasın…


https://www.youtube.com/watch?v=HJzp2SRs0Ak
288 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Sizlere okuduğum kitapla ilgili bir anektod bırakayım.Küçükken ilköğretim tahsilatı mı tamamladığım okul;klasik bir köy okuluydu.Bir gün yine böyle ders saatinde okulu karakol bastı.iceriye 5-6 jandarma er girdi.durun gerilmeyin korkacak bir şey yok sadece kitap dagitacaklarmiş:)o zmnlar MEB'in okullara 100 temel eser dağıtma projesi varmış.Ama maalesef herkes istediği kitabı alamıyordu.bir de yaşımın küçük olmasından dolayı hangi kitap iyi kötü ayırt edemiyordum sadece kitabın kapağına göre şu olsa daha iyi olur diyordum.Kura sonucu tahmininiz üzere Beyaz Diş romanı bana çıktı.bu kitabında kapağı çok güzeldi.uzerinde etkileyici bir Kurt resmi.eve gider gitmez pek iyi olmadığım okuyusumla okumaya ve anlamaya çalıştım başlarda pek bişey anlamadım ama bir daha okudum.artik yavaş yavaş bana hitap etmeye başlıyordu.bir de şimdiye kadar asla okuduğum bir kitabı tekrar okumuşlugum yoktur Beyaz diş hariç.her okudugumda çocukluk yıllarıma götürür beni. Tavsiye ederim
Saygılar.
456 syf.
" Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk" Çarpıcı ismi ve sıradışı vakalarıyla hafızalarda kolayca yer edinebilecek bir kitap.
Başından olağanüstü hadiseler geçen çocukların hikayesini Dr. Bruce Perry' nin
kaleminden okuyorsunuz.

Kitap ismini gerçekten de köpek gibi büyüyen bir çocuktan alıyor.Burada "köpek yuvasında,köpeklerle birlikte yemek yiyen, oynayan bir çocuk" tan bahsediyoruz.
Ancak diğer çocukların maruz kaldığı muameleyi görünce bir şey değişmediğini fark ediyorsunuz.

Bu kitapta ;

Tüm acılarına ve korkularına karşın çok büyük cesaret ve insanlık sergileyen çocuklar var.

Anne babası daha iyi bir hayat garantilemeye çalışırken cinsel istismara maruz kalan çocuklar var.

Sevmesi gereken insanlar tarafından zarar gören,terk edilen, ölümle baş başa bırakılan çocuklar var.


"Ruhunuzu iyileştirmek istiyorsanız çocuklarla vakit geçirin,
Ama arzularınızın peşinde koşarak hayatlarını mahvetmeyin."
440 syf.
·8/10 puan
HANNAH artık onu sevmediğine inandığı kocası Tom'a tam onu terkedeceğini söyleyecekken Tom felç geçirir ve HANNAH onu bırakıp gidemez. İnanılmaz duygu yüklü bir kitaptı dostlarım. Gerçek aşkım, dostluğun, yaşama bağlılığın gerçek bir hikayesiydi. Çok beğendim. Tom ve Hannah'ın hikayesini okumanızı tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Belgin Selen Haktanır
Tam adı:
Belgin Selen Haktanır Us
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 17,2bin okur okudu.
  • 692 okur okuyor.
  • 8bin okur okuyacak.
  • 358 okur yarım bıraktı.