Elif Gökteke

Elif Gökteke

ÇevirmenEditör
8.0/10
1.431 Kişi
·
5,6bin
Okunma
·
0
Beğeni
·
530
Gösterim
Adı:
Elif Gökteke
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1970
1970 yılında Ankara’da doğdu. Editörlük ve çevirmenlik yapıyor. Aralarında Gustave Flaubert, Jules Verne, Tristan Tzara, Bohumil Hrabal, Olivier Rolin’in de bulunduğu birçok yazarın yapıtını dilimize kazandırdı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
88 syf.
·Beğendi
Yazarımız, Gustave Flaubert kimdir, sanırım Madame Bovary' i bilmeyen yoktur. Hahh işte o kitap, yazarımızın ilk kitabı.

" Yerleşik Düşünceler Sözlüğü ise Flaubert'in son romanıyla birlikte yürüttüğü ve insanlığın “ klişe " görüşlerle ne denli iç içe olduğunu gösteren bir kara mizah anıtıdır .

Genel olarak ironi yüklü bir hava içinde kaleme alınmış olan yapıt dış görünüşüyle ve biçimsel yapısıyla yada başlığı ve alfabetik düzen içinde sunulmuş olmasıyla bir sözlük görünümündedir , ancak bir sözlük olarak değil de başlı başına bir metin olarak okunabilecek niteliktedir .

Sözlük'ü alıp bir kerede baştan sona okumak mümkün mü ? Hayır . Uyuyakalırsınız . Bilgelik üzerine bir kitap olduğunu sanmayın . Dünyadan bıktığınız anlarda elinize alıp birkaç madde okuyacağınız , sonra da , sizinkinden daha incelikli ve bıkkın bir zihnin aynı yoldan geçtiğini görüp teselli bulacağınız kitaplardan biri . Rafta dururken de işe yarayan türden bir kitap bile olabilir . Kitabı , takındığı tavrı ve tekniğini düşünmeniz , dudaklarınızda hüzünlü bir gülümsemenin belirmesi ve Sözlük'ün görevini yerine getirmesi için yeterli ."

Ah Flaubert çılgınsın...

Keyifli okumalar dilerim.

https://youtu.be/e2I-iaOF8nY .
104 syf.
·1 günde
Bir piskopos, "Doğaüstü!" diye haykırıyor.
Bir hekim, "Doğal!" diye karşı çıkıyor ona.
Bir müneccim, "İkisinin arası," diye tahmin yürütüyor.
Hiçbiri değil. Umudunu kaybetmiş bir halkın hikâyesi bu.


Dans ya da Raks, tüm vücudun bir müzik ritmi eşliğinde estetikle birlikte çalıştırılabildiği bir gelenek, sanat, bir tedavi şekli veya sadece bir ifade şeklidir. İnsanoğlu ayağa kalktığından beri dans etmekten vazgeçmemiştir. Dünyada çok sayıda dans türü mevcut. En çok bilinenler; Tango, Vals, Cha Cha, Çarliston, Break Dance..


Dans vebalarından en bilineni 1518 yılında Strasbourg'da sıcak bir temmuz günü başlamış. Frau Troffea ismindeki kadın kendini sokağa atıp çalan bir müzik ve yüzünde dans ettiğine dair hiç bir emare olmadan günlerce dans etmiş. İnsanlar başlarda şaşkına dönse de Frau'ya tam 400 kişi dahil olmuş.1 ay süren dans vebası sonucu katılımcılardan kurtulan olmamış. Tarihçiler ve bilim insanları uzun süren araştırmalara karşın salgına dair mantıklı bir açıklama arasalarda bulamamışlar..

Jean Teulé 1953 Fransa doğumlu karikatürist ve yazar. Dergilere karikatür ve çizgi roman hazırlamasının yanısıra bir dönem televizyon için de çalışmış. Karikatür ve çizgi romanları ondan fazla kitapta yer almış. Bugüne kadar 13 kitabı yayımlanmış. İntihar Dükkanı adlı kitabı ise animasyon olarak sinemaya uyarlanmış. Dansa davet kitabı kurgu dışı masalsı delice bir gerçeklik romanı olarak belirtiliyor. Umarım bu kitabı da sinemaya uyarlanır.


Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanırlar.
Nietzsche

Bu kitap benim kendime yeni yıl hediyem. Hani bir ıvır zıvır dükkanına girersiniz tam ödeme yaparken size sorarlar: "Kendinize mi? Yoksa hediye mi?" diye. Hah işte ortaya karışık. Kendime hediye ;) Yazarın daha önce okumuş olduğum kitabını çok sevince ülkemizde de çevirisi yapılan başka eseri olmayınca kitabı minik kütüphaneme katayım dedim. Nereden bileyim tarihe geçmiş histeri vakasını anlattığını??
"Konuya baksaydın bilirdin saftirik!!"
Kitap 104 sayfa 29 bölüm...

Dansa Davet
Genç bir kadın az önce 3 aylık oğlunu doyuramadığı için nehre attı. Evine döndü. "Başkalarının yaptığı gibi onu yemekten iyidir böylesi." dedi eşi. Dışarı çıktı. Ayağında tahta takunyalarıyla pisliğin içinde sokakta kendi etrafında dönmeye başladı. Acısını paylaşanlar, onunla aynı acıyı yaşayanlar yavaş yavaş halka oluşturmaya başladılar. Halka giderek büyüdü büyüdü...
Anne ve babalar evlatlarını, süvariler atlarını yiyorlar açlıktan. Kötü yaşam şartlarından herkes hasta. Veba, tifo kol geziyor sokaklarda. Düğmeleri kapanmayan kanlı canlı devlet görevlileri, piskoposlar ise Tanrı'nın cezalandırdığı insanları uzaktan izlemekten başka bir şey yapmıyorlar Strasbourg'da. Yapmadılar, yapmayacaklar...

Şimdi düşünüyorum da çıldırıp sokağa atsam kendimi. Başlasam kendi etrafımda dönmeye... 6 milyonluk kocaman kentte bana eşlik edecek 1 milyon kişi bulamaz mıyım? Bulurum. Tabii annem ile kardeşim kolumdan tutup tımarhaneye kapatmazlarsa.
Hikâye 1518 yılını anlatmış ama biz 2021 yılında farklı durumda mıyız??? Değiliz. Düzeleceğimiz de yok üstelik. Saray sofralarında adını bile söyleyemediğimiz yemekler tüketilirken insanlar sefaletten çöplerden ekmek bulmaya çalışıyor. Çocuğuna ekmek götüremediği için anneler, babalar intihar ediyorlar. Üstelik bu devlet görevlilerinin umurunda olmadığı gibi saygıdeğer şişko din görevlileri tarafından şükre ve sabretmeye zorlanıyorlar. Sağlığın yerinde değil, fakirsen bu senin sınavındır. Sabret. Şükret. Zaten hastalık da hep fakir insanı bulur canına yandığım...

Yeni yılın ilk gününde hepinize önce akıl sağlığı sonra fiziksel sağlık ve refah diliyorum. Umarım yılın geri kalanında da insanlarımızın hâlinden anlayan devlet ve din görevlileriyle yolumuza devam ederiz. İyi Seneler..
88 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Flaubert'in Yerleşik Düşünceler Sözlüğü; ironik, esprili ve sıradan insanların kafasından geçenlere bazen sarkastik bazene hicivle yaklaşımından aynı zamanda Flaubert'in dediği gibi, daha yüksek bir toplumda yaşayan filozoflara olan bakış açısından da bahsediyor. Sayfaları üzerinde alfabetik olarak yazılmış çok sayıda nesne, fikir ve klişelerin "kabul edilmiş" tanımları mevcut. Kendisini kültür meraklısı bir vatandaşın görünümü vermek için bu fikirlerin nasıl kullanılacağına dair talimatları vurguluyor.
Örneğin:

Beethoven: Bitovan diye telaffuz etmeyin. Eserlerinden birini duyduğunuzda zevkle kendinizden geçin.


Yıkıcı mizah ve ironi çoğu zaman yerel Fransızca'daki ifadelere bağımlıdır, ve çeviriyi zorlaştırır, ancak bu güzel çeviri gerçekten eğlenceli bir kitap okuma deneyimi yaşayabilirsiniz.


Aptallar: Sizin gibi düşünmeyen insanlardır.

Arşimet: Adını duyar duymaz “Evreka! Bana bir kaldıraç verin dünyayı kaldırayım.” deyin. Bir de Arşimet Vidası vardır fakat kimse sizden onun ne olduğunu bilmenizi beklemeyecektir.

Akhilleus: Başına çevik diye eklerseniz Homeros okuduğunuzu belli edebilirsiniz.

Doğuştan Gelen Fikirler: Onlarla dalga geçin.

Dönem (şimdiki): Şiddetle karşı çıkın. Şiirsel olmadığından şikayet edin. Geçiş dönemi ya da çöküş dönemi diye nitelendirin.

Feodalizm: Ne olduğuna dair kesin bir fikriniz olmasa da kesinlikle karşı çıkın.

Hukuk: Ne olduğunu kimse bilmiyor.

III. Henry ve IV. Henry: Bu iki kraldan bahsederken, “Tüm Henryler de bahtsızdı.” demeyi unutmayın.

Matematik: Kalbi kurutur.
247 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Amin Malouf; tarihin önemli bir kesitini fon olarak kullanıp yazdığı kurgusal romanı "Tanios Kayası" ile 1993 yılında Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür.
...
Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'da uyguladığı yayılmacı politika, "Dağ" denilen stratejik bölgede sekteye uğrar. Burada emirlerin, derebeylerinin, din adamlarının nüfuzlarını yarıştırmalarının yanı sıra; Paşa'yı destekleyen Fransa ile Dağlıları ve Osmanlı'yı destekleyen İngiltere gibi büyük devletler de gövde gösterisinde bulunmaktadır.

Diğer taraftan halk; vergiler, zorunlu askerlik, yağma, zorbalık, mezhep çatışmaları, casusların faaliyetleri, direniş örgütlenmeleri gibi pek çok durumla boğuşarak yaşamakta ve her şeye rağmen derebeylerine olan alışageldikleri bağlılıklarını sürdürmektedirler.
...
Tüm bunların yaşandığı köylerden birinde Tanios adlı genç, iki kadının hayatını ve kaderini etkilemesi sonucu kendisini olayların tam göbeğinde bulur. Bunlardan biri annesi "Lamia" diğeri de sevgilisi "Esma"dır.
...
Daha sonra ismi bir kayaya verilecek olan Tanios'un gururu, eğitimi, aşkı ve geleceği için sınanmasını ve mücadelesini anlatan oldukça akıcı bir romandı.

Yazarın, tarihteki bir olayın içerisine sürükleyici bir kurguyu ilmek ilmek işleyişini okumak keyifliydi.

İyi Okumalar_
.
80 syf.
Kamuoyunun dikkatine! Birazdan okuyacağınız inceleme "ev alma komşu al" atasözüne antitez niteliği taşımaktadır ve bu durum tamamen kişisel sebeplerden kaynaklanmaktadır. Emlak sektöründen teşvik neyin görmüş değilim yane! Sözün sahibi atalar da üzerine alınmasın, kusura bakmayın sevgili atalar ama aradan bilmem kaç binyıllar geçmiş eskisi gibi değil hiçbir şey.. Artık devir değişti, e tabi Çelik de değişti, komşuluk mu baki kaldı sanıyonuz??

Sevgili hanımefendi;
Diyemeyeceğim hiç, çünkü ne hanım ne de efendi bir insansınız!! Hayır, lafa gelince kendimi - ve genetik faktörlerden dolayı ailemi, hısım akraba takımını- çingene sanırdım ama ben böylesini hiç kimseye yaşamadım ve yaşatmadım. Nedir zaten sizden ve seleflerinizden çektiğim yaa!! Öncekiler de az numune tipler değildi.. Geceyarılarına kadar süren devamlı beynimi delen “tak tuk” mesaisi bitmezdi.. Ya takunyaların modası hiç geçmemişti ya da yukarıdakiler kendi hallerinde Aşk-ı Memnu’yu çekiyorlardı diye düşünüyorum - ki o zamanlar dizinin daha başlamadığını düşünürsek büyük bir üzüntüyle bu öngörülü yaklaşımlarından dolayı kendilerini kutlamam gerekirdi, büyük kabalık etmişim yav! -. Pazardan aldıkları çakma adidas eşofmanların altına topuklu terlik giymişlerse de kendi vizyonsuzlukları..

Gelelim sana hayvansever ve hanımefendi olmayan şahsiyet!! Yahu ben sizin kargaları kıskandıracak kadar bet sesinizle katlettiğiniz şarkılarınıza da işten kafam kazan gibiyken tam benim odamın üstünde bütün gürültülü oyuncaklarını aynı anda çalıştıran sabinizin gürültülerine de peygamber sabrı gösterircesine katlanan ben sesimi hiçç çıkarmamışım, uzun bir sopayla tavana bile vurmamışım.. Ne olmuş yani bizim minnak kedimiz senin paspasını pislemişse? Siz bilmezsiniz ama hayvanlar özellikle de kediler ve köpekler insanların notunu diğer insanlardan daha iyi verirler.. Resmen insan sarrafı hepsi! Sen git, kapı komşularını es geç, merdivenlerden çık, diğer daireleri hiç umursamadan adeta “seni seçtim pikaçuuuu” dercesine ihtiyacını gör.. Buradaki sırrı, gizemi herkes anlayamaz tamam da, bir düşünüp özeleştiri yapsaydınız “neden ben?” diye en azından.. Utanmıyor musun sen apartmanda çığır çığır altlı üstü kedi kokusundan, kedilerin apartman içinde dolaşmasından bıktım diye her yeri inletmekten.. Ben çıkıp iki laf etmeyi bilirdim de elitliğimize zeval gelmesini istemediğimizden sevgili ailem engel oldu. Benim asaletimden kaynaklı suskunluğumu senin varoşluğundan kaynaklı çaçaronluğun anlar mı orası da ayrı mevzu..

Gelelim sebeb-i mektubuma! Üst, üstkare, üstküp farketmeden her türlü komşu mobbing ine bugün de maruz kaldığımdan bu hiç yollanmayacak mektubu yazıp içimi dökmek ve siz hanımefendi nezdinde hepsine saydırmak istedim. Yoksa annem yaşında kadınlara dalıcam az kaldı! Her ne kadar kendiniz pılınızı pırtınızı toplayıp gitseniz de - mekanın sahibi olarak ben hala buradayım tabi - sizden geriye kalıp duvarlardan Casper gibi geçen kalitesizlikten nasibini alan ve ellerimle büyüttüğüm, solar iken dirilttiğim, boynunu büker iken çıtaladığım domateslerime sadece göz değil ellerini de koyan hain komşulara da çook lafım var! “2 domatesin lafı mı olur” diyen tavuk vicdanlılara gelsin: Alınan sadece 2 domates değil, izinsiz olduğu için yapılan eylem de almak değil!
Olmayan Polyannalığımı konuşturmam gerekirse annem de artık komşularının açgözlü, çirkef hallerine tanık olduğundan seneye aşure gününde daha fazla kase kurtarma planlarına şimdiden başladım.. Benim domateslerimi taciz eden, bir kap aşure getirmemiş insanlara bundan sonra “sevaptır dağıtması” diye gandıramaz beni huysuz ve tatlı anam<3
Görüşmemek üzere, size ve ailenize benden uzakta mutluluklar, zulmunüze maruz kalacak alt kat komşularınıza ve hayvanlara da sabırlar dilerim..
………………………………………… Eski -çok şükür- komşunuz G.Ö.


“Üst Kat Komşusuna Mektuplar” denilince benim aklıma ilk olarak yukarıdaki gibi “alayınıza isyan” temalı bir metin gelmesine kimse şaşırmaz. Kaderin cilvesi mi, tesadüfler silsilesi mi desem bilemedim ama tam da bu kitabı okurken üstüne olayı yaşamam sonucu “Ben bir mektup yazsam üst komşuma, ortaya nasıl bir şey çıkardı” diye düşünmeme çok da gerek kalmadı. Kendi ayakları ile benim dilime düştüler ben napam?

Milyonlarca yürek, akıllarda tek soru: “Bir insan neden üst kat komşusuna mektup yazar ki?” Hayır gidip konuşmak yerine mektup yazıp kapıya iliştirip kaçan birinin görüntüsü beliriyor insanın kafasında bu kitabı görünce. Tabii yazan kişinin Marcel Proust olması sorulan soruyu da kafada beliren hayalleri de yok eden bir etken. Çünkü kayıp zamanın izinde yolculuğa çıkan ve Proust’u az buçuk tanıyan her insan, sanki içinde ucuz ve klişelerle dolu bir aşk hikayesine ait satırlar varmışçasına sırıtan kapak resminin aksine Proust’un farkını koyacağından emindir. En azından bir eşcinsel olan Proust’un mektuplarında konunun aşk ve kapı altından mektup atılacaksa da bunu yapanın burjuva - ama yine de sefiyom galp işte - delüğanlı Proust olmadığını bilmek için arif olmaya gerek yok. Ayrıca Proust’un hastalıklı ve narin bünyesinin edebi yönden kendisini geliştirdiğini, yüz yüze iletişimde ise kısır bıraktığını düşününce kelimelerinin gücünü yazarak göstermesini de gayet doğal karşılıyoruz.

Proustçuğumla benim üst kat komşularımıza yazdığımız mektupların konusunun aşk olmaması dışında diğer ortak özelliği de mektuplar yazılırken bahsi geçen komşuların uzakta olması. (Tabii ki bir karşılaştırma söz konusu değil onun yaptığı edebiyat, benimki atar-gider) Evlerindeki tadilattan dolayı başka bir yerde kalmakta olan komşusu hanımefendiye sadece “çok ses annecim” diyemeyeceği için edebi bir şölene dönüştürüyor mektuplarını ve sahip olduğu bilgi-kültür birikimini satırlar arasında okuyucuya da nakşediyor.

Mektup, günlük, anı türünde eserlerin yazarın hayatı hakkında bilgi sahibi olunmadan ve başyapıtı diyebileceğimiz kitap/kitaplar okunmadan ele alınmasını pek tavsiye etmem, tasvip hiç etmem. Bu kitap için de aynı şekilde düşünüyorum. Proust’un dünyasını anlamak için okunması gereken bir eser ortaya çıkmış, alelade mektuplar değil içindekiler. Her biri Proust’un hayal dünyasını, düşünce yapısını açığa çıkaran, Kayıp Zamanın İzinde iken esin kaynaklarını bize gösteren mektuplar. Belki yanlış düşünüyorum ama hep yazarların 1 veya 2 kitabının diğer kitaplarında da satır aralarında göz kırptığını, onları hem beslediğini hem de onlardan esinlendiğini düşünürüm. Diğer kitapların hepsi önceden veya sonradan yazılmış olması farketmez o “belli” eserin izini taşır. Proust’un üst kat komşusuna yazdığı mektuplar da, Kayıp Zamanın İzinde karakterlerinin ve olaylarının izlerini taşımakla da kalmıyor spoiler da veriyor.. Bunun bilincinde olarak bu kitabın seriden sonra okunması daha mantıklı..

Son olarak değinmeden geçemeyeceğim bu tür kitaplarda rastlandığı üzere bazı mektupların Fransızcası da resim olarak konulmuş. İleride Fransızca çalışma yapmayı düşündüğümden Allah razı olsun derdim de, Proustçuğum sağolsun el yazısı doktor yazısı gibi:)) İmzası dışında anlayabildiğim tek yeri en baştaki Madame hitapları. Yine de kıyamıyorum iki gözümün çiçeeğine..
Gürültüsüz bir dünyaya...
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Eser, 1908-1916 tarihi taşıyan 26 mektuptan oluşuyor. Proust uzmanı Jean-Jves Tadié'nin yazarın mektuplarını özümseyen sunuş ve değerlendirmesiyle başlıyor kitap. İçerikteki el yazmaları kitabın yarısına denk gelse de, 'kayıp zamanın izinde sonrası' okunabilecek güzel mektup seçkilerinden biri.

Kayıp Zaman'daki Marcel gibi, sıradan bir konudan duyulan rahatsızlığın belirtilerek, benzetme ve atıflarla mektupların zenginleştiğini görebiliyoruz. Uyku ve çalışma saatleri sırasında Proust'a işkence eden gürültüden, üst kattaki tadilattan duyulan ses, Madame Williams'a dolambaçlı cümlelerle geri dönüyor; doğrudan şikayetin belirtilmemesi gibi bir durum var, hatta şikayet bile olduğu söylenemez. mukaddime, övgü dolu sözler, benzetmeler, nükteler ve son olarak yinelenen hastalığın yazamayacak duruma getirdiğini bildiren bir kibarlıkla sonlanıyor mektuplar. karşı tarafa atılan birer 'zarf' var ama 26 kere anlaşılmayan zarf söz konusu. Üst kat komşusuna mektup göndermek Proust'a özgü bir sanatsallık olmalı, edebiyattan, tarihten, sanattan bahsetmenin vesilesiymiş gibi. Bir insana değil de, sadece bir kulağa anlatma gereksiniminin kimi zaman gerekli olabileceği gibi. Mektuplar ve notlar uzak geçmişin birer iletişim araçlarıydı. Şimdi o seslerle rahatsız olup telefona sarılmak yerine atletle üst kata çıkıp "çocuk uyuyor lütfen biraz sessiz olabilir misiniz?" yalanını söylemeyen de o gürültüye maruz kalmalı... Daimi bir gürültü karşısında duyarsızlaşabilmek -ki bu tv karşısında, kafede, bir meydanda- büyük kazanımlardan biri. Ancak yer bir hane olunca o sesin bir metronom gibi, duraksanmadan hipnotize edici olması gerekiyor. bunun dışında örtük olması amacıyla ara sıra açılan müzik sesinden de rahatsız olmam, bi bilinen vardır.

İsim Proust olunca hangi konuda yazmış olması önemli değil. Tolstoy'un bisikleti, Tolstoy'un karısı, Tolstoy'un defteri vs gibi hayatın farklı uçlarında imgelendirilen yazarlar söz konusudur. Bir veya birden fazla donanımları, yardımcı kitap yazanlarca farklı dokunuşlar getirilerek kitaplaştırılır, ancak bu yardımcı kitabı yazmakta olan, yazar ve toplum hakkında bir şeyler söylemek istiyorsa öncelikle o alandaki birikiminin, yazarın anlatısıyla eşleşmesi gerekir. Tanınır olmakla, o tanınırlığın her alana hakim olması gerektiği gibi bir beklenti ne yazık ki çoğu okurun bilinçaltında gizlidir. En azından bilmiyorum demek yerine, asıl konuyla hiç alakası olmayan "geçiştirme, başka meselelere sıçrayarak sorunun özünden bilinçli uzaklaşma" durumu istenir ve böylelikle dinleyici veya okuyucunun boşlukta kalmaması mümkün hale getirilir.

Proust'un mektuplarının buna dahil olduğunu düşünemeyiz çünkü mektup da bir edebi tür. İçeriğinde şahsi meselelerin yer almadığı, Proust'ta olduğu gibi edebî birikimle döşenen mektuplar farklı konumda olmayı hak eder nihayetinde. Proust cümle yapısıyla -mektuplarında bile- ayırt edilebilen bir yazar.

Kayıp Zamanın İzinde'nin herhangi bir 10 sayfasında da aynı nükte ve benzetmeleri görmek mümkün.

Öte yandan, bu eser vesilesiyle Proust'u daha iyi alımlayabilmek, özyaşamını daha yakından görebilmek adına 21 ciltten oluşan ve dilimize kazandırılmayan mektup külliyatının olduğunu öğrendim. Yine bu konuda önemli eserlerden biri kabul edilen ve J. Tadié'nin editörlüğünden geçen Marcel Proust: A Life adlı biyografi kitabı da Proust'un özyaşamını irdeleyen kitaplardan bir tanesi.

Kalan Son Güzel Kağıdım Proust Mektuplarının daha nitelikli bir seçkisi, tavsiye edilir.
88 syf.
·Puan vermedi
Bence Gustave Flaubert, cağının trolüymüş :) bazı kelimelerin yaptığı çağrışımları, kalıplaşmış düşünceleri eğlenceli bir sekilde aktarmış bence kendisi de bayağı eğlenmiş :) işin ilginci 1800 lü yıllarda günümüzden çok da farklı düşünülmediği. Örneğin hava için bitmek tükenmez sohbet konusu, havadan her zaman yakınmalı der. Günümüzde de konuşacak hiç bir şey olmasa bile en azından hava hakkında bir fikir belirtebiliriz. Bugün hava bozacak gibi, havalar ısınmaya başladı gibi gibi. Başka bir örnek daha vereyim, bir hastalıktan hic bir şey anlaşılmadığında hep sinirsel denir, hepimize tanıdık gelmiştir:) Descartes dedin mi o zamanda ardından "cogito ergo sum", Diogenes dedin mi de "gölge etme başka ihsan istemem" gelirmiş.

Sözlükten birkac kelime;

CAĞIMIZ. Çağımıza şiddetle karşı çıkmalı. Şiirsel olmamasından yakinmali.

KITAP. Hangisi olursa olsun, hep cok uzundur.

KORKU. insana "kanat" taktırır. :)))

KUŞ. Bir kuş olmayı istemek ve iç cekerek "Kanatlar! Ah kanatlar!" demek şair ruhlu olmanın belirtisidir.

MATEMATİK. Insanın yüreğini kurutur.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Çok kısa bir kitap, 80 sayfa olması araya fotoğraflar ve mektupların el yazısı ile yazılmış kopyalarının da konulmasından kaynaklanıyor... yalnızca Proust’un mektupları var hanımefendinin ona yazdığı cevaplar kaybolmuş... yazar mektuplarına tarih atmıyormuş derleyenler mektupların içinde yazılanlardan ipuçları bularak bir sıralama yapmışlar, 1908-1916 tarihleri arasında yazılmış gibi görünüyorlar...

Proust ‘un eşsiz üslubu ve kibarlığına hayran olunmayacak gibi değil...
247 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Öncelikle Amin Maalouf 1993’te yazdığı Tanios Kayası ile Fransa’nın en önemli edebiyat ödüllerinden olan Goncourt Ödülü’nü kazanmıştır ve bu ödül her yazara bir kere verilmekteymiş.
Osmanlı’nın artık iyiden iyiye çatırdadığı bir dönemde, Mehmet Ali Paşa’lı Mısır’ın şeyhler, derebeylikler, emirler arasındaki mücadelelerini, Fransız ihtilalinin Mısır’daki yansımalarını ele alıyor yazar. Ve tabii ki yaşananların Dağlılar üzerindeki etkileri.
Ve tarih yine gözler önüne öyle bir seriyor ki, yaşananlara sebep olan yine piyonlar değil, düzenin değişmesini sağlayıp, insanlığı sömürmeyi bekleyen dış güçler. Ama gerçekten bu bir sadakat ve serüven romanı (Yapı Kredi Yayınları – Tanios Kayası, arka kapak cümlesi). Henüz 16 yaşında aşık olup, kendini aşkında kaybeden bir oğul; oğlunun aşkı uğruna, yapılan haksızlıklara karşı ilk defa tavrını ortaya koyan, cinayet işleyen bir baba (ama gözümde asla katil değil). Baba oğulun Mısır’dan Kıbrıs’a kaçışı. Bu Dağ’ın emirinden, ölümden kaçışken, sürgün bir aşk içinken, henüz 18 yaşında Tanios’un kendini Dağ’ın kurtuluşundaki kilit adam olarak bulması, emirin hayatının Tanios’un iki dudağının arasında oluşunun hikayesi.
Olaylar öyle güzel anlatılıyor ki, hiç görmediğiniz Dağlılar arasında, şeyhin şatosunda, Lamia’nın bakışında, Tanios’un asi ruhunda, Papaz’ın evinde, kütüphanesinin raflarında, Katırcı Nadir’in gülüşünde, çeşme başında oyun oynayan çocukların yanında, kaçış yolunda gemide, Kıbrıs’ta Rum kahvesinde olabiliyorsunuz. Burnunuzda portakalın kokusu kalıyor. Ben oradaydım diyebilirim. Maalouf yalın ama büyülü bir dille sadece anlatmıyor, yaşatıyor da size olanları.
Semerkant hiç bitmesin isteyip, yarıya gelince başa dönüp kitabı tekrar okumuştum. Tanios Kayasıysa sabır gerektiren bir başlangıçla iyiki bırakmamışım dedirten harika bir eser. Ama çevirisine ayrıca bir hayran oldum: Işık Ergüden. Bu kitap çeviri değil, Türkçe yazılmış dedirtecek ustalıkta. Emeğine sağlık.

Yazarın biyografisi

Adı:
Elif Gökteke
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1970
1970 yılında Ankara’da doğdu. Editörlük ve çevirmenlik yapıyor. Aralarında Gustave Flaubert, Jules Verne, Tristan Tzara, Bohumil Hrabal, Olivier Rolin’in de bulunduğu birçok yazarın yapıtını dilimize kazandırdı.

Yazar istatistikleri

  • 5,6bin okur okudu.
  • 128 okur okuyor.
  • 2.894 okur okuyacak.
  • 67 okur yarım bıraktı.