Milorad Paviç

Milorad Paviç

Yazar
7.7/10
14 Kişi
·
39
Okunma
·
6
Beğeni
·
690
Gösterim
Adı:
Milorad Paviç
Unvan:
Sırp romancı, şair, öykü yazarı ve edebiyat tarihçisi.
Doğum:
15 Ekim 1929 Belgrad, Yugoslavya
Ölüm:
30 Kasım 2009 Belgrad, Sırbistan
Hazar yasalarına göre aynı suçlu, Yahudilerin yaşadığı bölgede bir ya da iki yıl kürek cezasına, Arapların bulunduğu bölgede yalnızca altı ay kürek cezasına çarptırılır; Bizanslıların yaşadığı bölgedeyse aynı suç cezasız kalır. 'Hazar eyaleti' denen krallığın başkentinde aynı suçtan kafanız kesilir.
Düşavcılarının en yaşlısının muhafaza edilmiş notlarından biri şöyle der: "Bir düşte, kendi kendimizi sudaki balık gibi hissediyoruz. Zaman zaman su yüzeyine çıkıyoruz, dünyanın kıyısına bir göz atıyoruz, sonra hızla ve büyük bir istekle yeniden dalıyoruz, çünkü kendimizi yalnızca derinliklerde iyi hissedebiliyoruz..."
Milorad Paviç
Sayfa 72 - Kırmızı Yayınları - Erdişi Basım
Bilgelik kan dolaşımı gibidir. Beyinde değil, gerçek yeri olan kalptedir ve kan gibi orada yenilenir, ama farklı bir solunumla. Solunum düşünceye dönüştüğünde ortaya çıkan enerji, gözlerin yerini değiştirir.
İnsan bir şeyi çabucak unutmak ya da bir buhran anından kaçınmak istiyorsa, göz açıp kapayıncaya kadar bilincini kaybedecek derecede kafayı bulabilir.
İstemediğin şeyi belleğine yerleştirmek yerine istediğin şeyi unutmayı öğren, bu daha önemli ve daha güçtür. Genellikle hedefi hayatta en önemli şey olarak göstermeye çalışarak ‘benim düşüncemi benimse,’ derler sana. Yine de hayatını tek bir hedef üzerinde değil, bu hedefe götüren yol üzerinde geçireceksin. Bu nedenle, yol seçimi hedefin kendisinden daha önemlidir.
Her ruh kendine en uygun anı seçer, yeter ki bu anı bütün zaman dilimleri arasından yakalayabilsin...
Milorad Paviç
Sayfa 29 - Ketebe yayınları
Petkutin'e şunları söyledi:'Mutluluğu bulduğumuzda onu küçük bir hoşnutsuzlukla gölgelendirmemiz gerekir; böylelikle onu daha güçlü bir biçimde anımsarız. Çünkü insan her zaman hoş olmayan keyifsiz anları, hoş ve keyifli anlardan daha uzun süre hatırlar.'
352 syf.
·Beğendi·10/10
Anlatımı ve kurgusuyla inanılmaz bir kitaptır Hazar Sözlüğü; üç farklı kitaptan oluşur kendi içinde ve sırasıyla Hıristiyan, Yahudi ve İslam kaynaklarına göre Hazar Sorunu'nu (Hazarlar'ın hangi dini seçeceği sorunu) anlatır. Bunu yaparken de anlatımında maddeler halinde bir sözlük biçimini tercih eder. Üç kitaptaki madde başlıkları da aynıdır ve her dinin kendi tanıklığını ve yaklaşımını ifade eder. İlk kitabı okurken normal bir sözlüğün maddelerini okur gibi hissedersiniz, ama diğer kitaba geçtiğinizde aynı maddeler ve farklı maddeler arasında bağlantılar kurmaya başlarsınız. Üçüncü kitapla birlikte okuduğunuz bütün maddeler bir bütün oluşturmaya başlar ve kitabın son sayfasına geldiğinizde sözlük bir cinayet romanına dönüşür. Daha ne olsun...
NOT: Sözlüğün eril ve dişil basım olmak üzere iki versiyonu vardır. Versiyonlar arasında sadece bir paragraf farklıdır. Ben eril versiyonu okumuştum, dişili henüz okumadım dolayısıyla bu farkın nasıl bir etki yaptığını bilmiyorum olaya. Ama Milorad Pavic yaptıysa, mutlaka bir etkisi olmuştur...
352 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap Hazar tartışması yani din değiştirmeleri üzerine. Üç bölümden oluşuyor. Kırmızı Kitap( Hristiyanlar ), Yeşil Kitap ( Müslümanlar ) ve Sarı Kitap ( Yahudiler ). Kitabın sonunda da bazı ek bölümler var.

Kitap üç yüzyıl üzerinde hareket ediyor. 9. yüzyılda Hazar Kağan'ı bir rüya görüyor ve bu rüyayı yorumlaması için üç semavi dinden birer temsilci çağırıyor. Bir filozof, bir Müslüman din adamı ve bir haham Kağanın huzurunda gördüğü rüyayı yorumlamaya başlıyor.

"Tanrı niyetlerini onaylıyorsa da eylemlerini reddediyor." diyen bir meleği gördüğü düşünü en iyi açıklayan kişinin tarafını seçecek olan kağanı her kitapta -Kırmızı Kitap'ta hahamın sözlerine inanacakken, Yeşil Kitap'ta filozofun sözlerine teslim olacakken ve Sarı Kitap'ta da Müslümanı seçmek üzereyken- diğer bir din adamına inanmak üzereyken Prenses Ateh devreye girerek sözleriyle sadece o kitabın ayrıntıyla işlediği din adamına yönelmesini sağlıyor.

Prenses Ateh’in Kağan'ın tam olarak nesi olduğu bilinmiyor. Ama Kağan'ı her kitapta bu şekilde etkilemesi cezasız kalmıyor ve diğer dinlerin şeytanları Ateh'i cezalandırıyor. Ve Ateh düş avcıları tarikatının koruyucusu ölümsüzlükle lanetleniyor. Cinsel organı alınıyor. Ve sadece Hazarlar' da yetişen balığa benzeyen bir meyvenin adı olan "ku" kelimesini söyleyebiliyor. Bundan hemen önce bir sürü papağan getirtip onlara Hazar dilinden birer kelime ezberletip salıyor.

Kitap 17. yüzyılda Hazar Sözlüğü'nün peşine düşen üç kişi üzerinden her bölümde devam ediyor. Kir Avram Bronkoviç ( Hıristiyan ), Yusuf Mesudi ( Müslüman ) ve Samuel Cohen ( Yahudi ). Bu üç düş avcısı birbirlerini bulup kendi dinlerinde olan kaynakların diğer iki dindeki nüshaları ile birleşince eksikliklerin tamamlanacağını ve sözlüğün anlaşılabileceği düşüncesi ile harekete geçiyorlar.

Üç kişi üç şeytanla karşılaşıyor. Mesudi Cabir ibn Akşani ile ünlü on bir parmak tekniğini ustalıkla kullanırken onbirinci parmak yerine kuyruğunu kullandığını görerek onu tanıyor ve uzun bir konuşmaya girişiyorlar.

Cohen her elinde iki başparmağı olan Efrasinya ile karşılaşıyor ve aralarında bir bağ oluşuyor. Cohen gitmek zorunda olduğunda şeytan bir gün farklı şekillerde tekrar görüşeceklerini söylüyor.

Bronkoviç ise Cebrail'e yakardıktan sonra üstün bir resim yeteneğine kavuşan Nikon Sevast'la karşılaşıyor ve Sevast onu takip eden Teoksist Nikolski ile kâtip olarak Konstantinopolis'te Kir Avram'ın yanına giriyorlar. Sevast sizin kiliseniz 300 yıl daha ayakta kalabilecek mi sorusunu sorarak Avram'la 293 yıl sonra tekrar görüşeceklerini ve bunu göreceklerini söylüyor.

Mesudi'de Cohen'in düşlerini avlayarak Bronkoviç'i buluyor ve ondan iş isteyerek yanına giriyor. Cohen'i de bu şekilde bulmayı amaçlarken Konstantinopolis'teki başkonsolosluktaki görevinden ayrılarak Türk-Macar savaşına gitmek üzere Tuna kıyılarına giderler ve burada Badenski'nin yanına gelirler.

Cohen'se Türk Paşa Sabliak'ın yanında işe girerek Tuna kıyılarına gelir. Tuna' da Sevast Mesudi ve Bronkoviç'in nüshalarını yok eder. Bunun üzer,ne Mesudi Sevast'ın tek burun deliği olduğunu ve bir şeytan olduğunu söyler. Ama orada Cohen'i beklemeye devam ederler.

Mesudi ve Sevast zar atarken - şeytan kaybediyor ve hırsla devam ediyordu. ölecekmiş gibi.- Türk birlikleri ve Sabliak Paşa oraya gelir ve Sevast bir kılıç darbesiyle ikiye bölünür. Uyuyan Bronkoviç'in bir mızrak darbesiyle göğsü deşilir ve Cohen sırada yere yığılır. Sıra Mesudi'ye gelirken -Cohen düş avcılığı ile Paşa'yı önceden etkilemeyi başarmıştır.- Paşa'nın Cohen öldü mü sorusuna verdiği cevapla yaşamak için bir gün daha kazanır. Ama düş avcıları bir araya gelemez.

20. yüzyılda ise yine üç kişi Dr. İsailo Suk ( Hıristiyan ), Dr. Dorothea Schultz ( Yahudi ) ve Dr. Ebubekir Muaviye bu kaynakları araştırmaya başlarlar.

02.10.1982 tarihinde İstanbul Kingston Otel'inde bir kolokyum için bir araya gelirler. Dorothea 1967 de Arap İsrail savaşında kocasını yaralayan Ebubekir Muaviye'yi öldürmek isteğiyle İstanbul'a gelir. Ama onunla konuştuktan sonra Hazar Sözlüğü bahsi geçince öldürmekten vazgeçer ve konuşmaya koyulurlar. Bir kez daha üç araştırmacı bir aradadır. Ebubekir Suk adında Hristiyan bir araştırmacının olduğu ama kendisiyle konuşmak istemediğini söyler. Dorothea Suk'la da konuşup parçaları birleştirmek ister. Bunun için ayağa kalkar silah orada kalır. Oteldeki Belçikalı ailenin babası Van der Spaak yanından geçer. Baba beyaz bir kaplumbağa kabuğundan yapılmış bir müzik aleti çalmaktadır. Suk'un odasına girdiğinde boğularak öldürüldüğünü görür. O anda kendi silahının ateşlendiğini duyar. Oraya baktığında Muaviye'nin de öldüğünü görür. Tam orada ise Belçikalı Spaakların 4 yaşındaki çocuğu Manuel içeceğini sakin bir şekilde içmektedir ve her iki elinde ikişer tane baş parmağı vardır. Anne Belçikalı da çok iyi bir resim yeteneğine sahiptir.

Dorothea hemen tutuklanır. Mahkeme sırasında Muaviye'yi değil Suk'u öldürdüğünü söyler ve Muaviye cinayetinden kurtulur. Bu ifadesi ile Belçikalı aile suçlamaların hepsinden aklanır.

Mahkemede bir de tanık vardır. İsrail pasaportlu ve Hazar olduğunu söyleyen Ateh adında biri. Yalan ifade vermekten para cezası alır. Çünkü 4 yaşındaki Belçikalı çocuğun bir yetişkin gibi doğrulup nişan alarak Dr. Ebubekir Muaviye'yi öldürdüğünü söylüyordu.

Peki 1689'da üç düş avcısı da öldüğüne göre Daubmannus'un 1691 de yazdığı Hazar Sözlüğü nasıl basıldı? Kitap da bu gibi birçok sorunun anlaşılması için didik didik edilmesi gereken birçok nokta bulunuyor.

Milorad Paviç kurgunun zirvelerinde gezinerek bizlere başarılı bir yapıt sunuyor.
178 syf.
·121 günde·Puan vermedi
Milorad Paviç - Yuqoslaviya və Serbiya yazıçısı, şairi, postmodernizm və magik realizm nümayəndəsi, tərcüməçi və XVII—XIX əsr serb ədəbiyyatının tarixçisidir.

Yazıçı hesab edir ki, həyatdan daha çox kitablarında sevgiylə qarşılaşıb. Milorad Paviç deyir ki, vətənimin ən az oxunan yazıçısıydım. 1984-cü ildə isə bir günün içində ən çox oxunan yazıçıya çevrildim. İlk romanımı lüğət, ikincini krossvord, üçüncünü klepsidra şəklində, dördüncünü isə tarot kartları üçün fal açma vəsaiti kimi yazdım.

Həmin o dördüncü, tarot kartları üçün fal açma vəsaiti "İstanbulda son məhəbbət" (Last Love İn Constantinople) adlanır.

"İstanbulda son məhəbbət" (falçılıq vəsaiti) romanında yazıçı Napoleon imperiyası dövrünə mənsub olan iki serb nəslinin taleyini qələmə alıb. Əsərdə qəhrəmanların mistik-faciəvi taleleri böyük arkanların mənalarına uyğunlaşdılaraq fala baxılır və bu prosesə oxucu cəlb olunur. Yəni oxucu özü də kartları və romanın fəsillərini açmalı, öz şəxsi taleyinə baxmalıdır. Romanın köməyi ilə oxucu gələcəyini qabaqcadan görə bilər. Bunun üçün kartları açmaq, romandakı hansı fəslə uyğun olduğunu müəyyənləşdirmək kifayətdir. Çünki hər fəsli kartlardan birinə həsr olunub.

Roman 22 (0-21) fəsildən ibarətdir. Hər fəsil Taro kartları və ya Böyük Arkanların adını daşıyır.

Kitab özü 7 hissədən ibarətdir; Yeddi birinci açarlar, Yeddi ikinci açarlar, Yeddi üçüncü açarlar. Romanın məzmunu kartların düzülüş sxeminə görə birləşir və Taronun köməyi ilə tale öncədən xəbər verilir. Kitabın sonundakı əlavədə Taro kartlarının necə oxunması barədə məlumat var. Eyni zamanda, Böyük sirrin açılması üçün hər bir açar haqqında ayrıca şərh verilib.

Hər fəsildə nəql edilmiş hekayələr oxucunu hadisələri anlamağa çağırır.

Diqqətimi çəkən məsələlərdən biri kişi dünyasında qadın talelərinin təsnifatlaşdırılması idi. Burada müxtəlif davranış modellərinə sahib qadın tiplərinin hansı kişi dünyasında (qalib-məğlub, tənha-çoxluqda olan) olub-olmaması və ya romanın mətnində olduğu kimi "üçüncü ayaqqabı kimi" tipli, yəni üçüncü tip olması qeyd olunur və bu, yazıçının özünəməxsus sehrli ədəbi dili ilə çatdırılır. Romanı oxuyarkən insana elə gəlir, onunla oyun oynanılır.
Belə hesab edilir ki, romanı oxuyub bitirən oxucu, ona təklif edilən kartları düzəcək və alınmış bölgüdən, fəsilləri yenidən oxuyaraq Taroya görə öz taleyini öyrənəcək.

Beləliklə, "İstanbulda son məhəbbət" romanın oxunmasının üç üsulu varmış: (müasir dövrümüzdə bir romanı bircə dəfə oxumağa güclə vaxt tapırıq, Milorad bəy bizə əsərini üç dəfə oxutdurmağa çalışır). Birinci üsul klassik üsüldur, yəni oxucu romanı kartlara baxmadan oxuyub, bitirir.

İkinci üsul romanın sadəcə falçılıq vəsaiti kimi istifadə olunaraq oxunmasıdır, yəni bütün əsər deyil, kitabın arxasında verilmiş Taro kartları sxeminə əsasən isitfadə etmək.

Üçüncü üsul kartları və romanı birlikdə istifadə etməklə Taro kartlarının roman əsasında oxunmasıdır. Hər kart müəyyən fəslin simvolu ilə birləşib və onlar birlikdə romanın açılmasına kömək edir.

Romanda təsvir edilmiş obrazlar barədə geniş nəsə yazmağa ehtiyac görmürəm, çünki obrazların davranışları qəribətərzdə çatdırılıb. Doğrusu, Milorad Paviçin bu fantaziyasını tam anlaya bilmədim, sanki xəstə tipləri təsvir edib. Yaratdığı obrazları təsəvvürdə canlandırdıqda anlaşılmaz mənzərə ilə rastlaşırsan.

Roman haqqında qısa araşdırma apardıqdan sonra, öyrəndim ki, "İstanbulda son məhəbbət" bir psixoterapevt qadının (Alyona Oleşko) başqa qadınla (Olqa Davıdova) bilik və bacarıqlarını birləşdirərək böyük layihə yaratmalarına səbəb olub. Onlar hazırda ödənişli fəaliyyət göstərən "Ruhun mövsümləri" layihəsi ilə onlara müraciət edən yüzlərcə qadına "öz talelerini idarəyə", "xoşbəxt olmağa" kömək edirlər. Romandan bu cür fayda görən oxucular da var. Ancaq romanı kəskin tənqid edən ədəbiyyat nümayəndələri də var. Məsələn, Nabokov roman barədə tənqidlərini yazıb, hər abzasda dolaşıq cəfəngiyyat və dərin düşüncədən əskik fikirlərlə qarşılaşdığını bildirib. Panikovskiy romanı "yazıq və dəyərsiz" kitab adlandırıb.

Yazarın biyografisi

Adı:
Milorad Paviç
Unvan:
Sırp romancı, şair, öykü yazarı ve edebiyat tarihçisi.
Doğum:
15 Ekim 1929 Belgrad, Yugoslavya
Ölüm:
30 Kasım 2009 Belgrad, Sırbistan

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 39 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 59 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.