Murat Gültekingil

Murat Gültekingil

Editör
7.9/10
1.425 Kişi
·
4.982
Okunma
·
1
Beğeni
·
106
Gösterim
Adı:
Murat Gültekingil
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
113 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bir apartmandaki bütün dairelerin zillerine basıp sonra başka bir binanın arkasına koşturup ev sahiplerinin gergin halini izleyen muzip bir çocuk Barış Bıçakçı. Eğer tek cümleyle yazarı tarif et deseydiniz böyle bir cümle kurardım.

Kitapla tanışmam İpek Kamuran ‘ın harika incelemesi ile oldu. Eğer öyle sevimli, bir o kadar da dolu incelemesi olmasaydı kitabı başka bir zamanda okuyabilirdim.

İpek, Herkes Herkesle Dostmuş Gibi’den bahsederken “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane.” diye bir cümle kurmuş. Kitap gerçekten de okurken katman katman açılıyor. İlk başlarda yazarın ne yapmak istediğini anlamasanız da sonradan anlayabiliyorsunuz. Spoiler vermemek için bu konudan çok bahsetmek istemiyorum. Romandaki bulmacayı çözmek okuru, bir kedinin bir yumak ipi çözmesi gibi daha mutlu edecektir.

Yine de bazı şeylerden bahsetmem gerekecek. Romanda pek çok kişinin hayat hikayesi bir arada verilmiş. Ben bazen öykülerin içine girmekte zorlandım. Art arda birçok öykü okurken güçlükler yaşadığım, odaklanamadığım oldu. Ben ki her gün yeni bir film izlememek için art arda üç yüz bölüm Kurtlar Vadisi izlemeyi tercih eden biriyim. Tembelliğime düşkünüm. Yeni karakterleri art arda tanımaktansa aynı karakterlerin maceralarını izlemek bana daha konforlu geliyor. Eğer tembel değilseniz ve saksıyı bolca çalıştırmak istiyorsanız Bıçakçı tam size göre.

Yazarın dilini ve tespitlerini ise Oğuz Atay’a benzettim. O da hayattan sıradan bir ayrıntıyı alıp, küçük bir olaya mercek tutup dahiyane bir tespit yapabilir. Barış Bıçakçı da Oğuz Atay da ironik bir dille bu işi çok iyi yapabiliyorlar. Aynı kumaştan olduklarını sanıyorum. İnce düşünen bir zekaları, saf bir dimağları var. İkisinin çocuk ruhlu olduğunu da söyleyebilirim. Hatta Mina Urgan’dı sanırım Oğuz Atay’ı bir kediye benzetiyordu. Konuşsa bir anda kedi konuştu gibi olacaktı, diyor onu bir yerde izlerken. Aynısı Barış için de geçerli olabilir belki.

Truva filminde şehri ele geçiremeyen askerler, düşmanlarına tahtadan devasa bir at hediye ederler. Gece olduğunda atın içinden onlarca asker bir anda çıkıp şehri ele geçirir. Karakterler açısından öyle bir kitap. Her taraftan birçok karakter fışkırıyor ve sizi ele geçirmeye çalışıyor. Teslim olmayın! :)

İyi okumalar.

Not: Bahsettiğim inceleme: #32403330
167 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
Merhaba,

• Final haftam bittikten sonra kütüphanede ders çalışırken gözüme kestirdiğim kitaplardan biri olan “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” ile başladım açlığımı gidermeye. O ya da bu sebepten ötürü okumaktan uzun bir süre ayrı kalınca özlem duygusu ile doluyorsunuz ya işte o zaman artık okumak bir ihtiyaç fark ediyorsunuz…Aslında, bahanelerimizi bir kenara koyup günde yarım saat ayırabiliriz. İnsan nelere vakit ayırmıyor ki… Hakikaten nelere üzülüyor, nelere şaşırıyor, nelere zaman harcıyor olduğuma üzülüyor, şaşırıyor ve zaman harcıyorum.
Kişi burada biraz kendisiyle yüzleşti, geçelim.
Bıçakçı’nın okuduğum ilk kitabı olmakla birlikte birilerinde ya da birileri aracılığıyla övgüsünü çok duyduğum “okumalıyım hissiyatı” oluşturan kitaplardandı. Elimde görüp, sıkılırsın ama sen diyen bir kesim olduğunu da söylemek isterim. Sıkılırsın diyenleri düşünüyorum, belki siz de haklısınız. Belki anlatılmak istenen haddinden fazla basit, belki sözcükler haddinden fazla yalın… Ama, insan bazen sakinleşmek,durup düşünmek istemez mi? Sizi uyarayım okuyucular, hareketlilik ve olaylar zinciri arıyorsanız yanlış yerdesiniz. Bizim Büyük Çaresizliğimiz, durum anlatıcılığı yapılmış bir eser.

• “Yaşamak aslında birbirinden kopuk yaşantılar arasında bağlantılar kurmaktır. Bir hatırayı diğerine bir fotoğraf albümü değil yaşayan bir insan bağlar.”

Kitabın sonlarında ki bu alıntıyı not alırken onlarca sayfayı düşünme imkanı buldum. Çetin, Ender ve Nihal...

Çetin ve Ender’i birlikte yazıp Nihal’i ayrı yazmam bile seni üzerdi değil mi Ender? Bir araya gelmeleri beklenmeyen, ummadığı ve karşı koyamadıkları duygulara sürüklenmiş üç insanın hikayesi. Genç bir kadın, orta yaşlı iki erkek... Bu üçlüyü okurken, aynı zamanda onları seyrediyor gibi hissediyorsunuz. Bu üçlüyü okurken dostluk tanımı üzerine kafa yoruyor belki kıskanıyor, belki uzaktaki birine selam ediyorsunuz. Belki hikayeye hiç hakim değilsiniz, belki hikaye “sıkıcı” ama Ender, ufak ayrıntılara öyle dikkat ediyor ve onları öyle tatlı sunuyor ki bize o fotoğraf albümündeki insanlarınızı hatırlıyorsunuz... Ne kadar çok “belki” dedim değil mi? Biliyorum.
Çünkü Ender de diyor ki: “İkimizde Nihal’in birimizden birini seçmesi gibi bir olasılığı hiç düşünmemiştik. Sanki ikimizi birden sevecekti, bu tek seçenekti. Böyle bir şeyin yaşanabilir olup olmadığı konusunu ise Fransız sinemacılara bırakıyorduk.”
112 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Kitapçıdan aldım bir tane eve geldim bin tane. Bereketle açılıyor kitabın sayfaları önümde. Neden böyle söylüyorum ? Çünkü öyle hissettiriyor kitap. Barış Bıçakçı yine pişman etmedi beni. İlk sayfalarda anlayamadım tam olarak kurguyu. Kitabın kahramanı kim ? İsimler birbirine karıştı tam oturtamadım. Anlamamaya her insanın farklı bir tepkisi vardır. Ben öfkelenirim genelde. Yinede okudum daha başındaydım çünkü. Ve bu adamın kitapları her zaman insana ilham veren cümlelerle doludur.. Başta anlamamış olmama rağmen bu cümleler yüzünden bırakamadım.

Bir kaç sayfa sonra anladım olayı. Vay be akıllıca dedim :) Söylediklerimle Barış Bıçakçı’nın sırrını ele vermekte istemiyorum aslında. Yani bunu okuyanın kendi çözmesi büyük bir haz veriyor. Kimseyi bundan mahrum bırakmak istemem. Bir bulmaca çözerken ya da karmaşık bir şeyi çözerken duyduğunuz o, aferin bana hissi. Rengarenk bir yaylı oyuncağa benziyor kitap. (Bu yaylı oyuncağın başka ismi var mı bilmiyorum. 90’ların oyuncağıydı. Başka ismini bilen varsa bana da söylesin.)Yani aynı bütün içinde kıvrımlarla devam eden farklı renkler. Ama aynı bütün. Böyle bir kitap beklemediğim için belki de beni bu kadar heyecanlandırdı çözünce.

Birbirini durmadan teğet geçen bir sürü insan. Hepsi kendi hikayelerinin baş kahramanı. Bu kadar kısa bir kitaba bu kadar çok hikaye sığdırmak ustalık olsa gerek. Hemde o hayatları öyle bir yerinden yakalamış ki gözü hiç arkada kalmıyor insanın. En can alıcı noktasından o hayatın özeti sayılacak bir yerden yakalamış. Hepsini. Ve hiç tekrara düşmeden sıkmadan. Bunu yapabilmesi de ayrı bir güzellik.

Kitaba başlıyorsunuz. Kafanız karışıyor. Sonra anlamaya başlıyorsunuz. Çözmeye. Ve bir sürü insanın hayatına bakıp geçiyorsunuz. Ve sonunda başladığınız noktaya ustalıkla geri getiriyor sizi Barış Bıçakçı. Bir geziye çıkarıyor bizi ve aldığı yere geri bırakıyor. Bu kadarını söylememde sakınca yok diye düşünüyorum. Çok daha fazlasını yapabilirdi bu kitapta eminim. Daha çarpıcı okuyucuyu neye uğradığını şaşırtan, afallatan bir kitap olabilirdi. Ama nazikçe göstermiş ustalığını. Daha sonraki kitaplarında böyle çarpıcı olabileceğini düşünmek beni inanılmaz heyecanlandırıyor.

Daha önceki incelemelerde de söylemiştim, Onur Ünlü’ye benzeyen bir kafa yapısı var. Tarzları benziyor. Ama yine de ikisinin verdiği haz ayrı. Bu adamlar absürdü normalleştiriyor. Hiç gözüne batmadan ikna edilmeye gerek duymadan ne yazsalar büyük bir zevkle okuyorsun, izliyorusun. Bu kitabında absürt olaylar olmasa da bu yönünü es geçmek istemedim yazarımızın. Barış Bıçakçı’nın gerçek üstü dünyasını sizde seveceksiniz. Kitapla kalın.
167 syf.
·4 günde·7/10
Aşkınız için dostunuzdan vazgeçer misiniz?

Ya da dostunuz için aşkınızdan?

Barış Bıçakçı 'nın etkinlik vesilesiyle okuduğum ilk eseri bu. Kendisiyle yeni tanıştık. Ağır okumalardan sıkılmışsanız dinlence tadında bir okuma yapmak için ideal bir kitap. Yalın anlatımlı, beyninizde fırtınalar koparmayan bildik bir hikaye. Bir kadın ve iki adam... Malzeme bunlarsa tabi birazda baharat olarak aşk katabiliriz...

Eserde esasen aşktan çok dostluk kavramı işlenmiş. Ender ve Çetin'in dostlukları ve o muhteşem dingin kafa rahat hayatları. Ben herzaman iki erkeğin dostluğunun iki kadınınkine nazaran daha sağlam olacağına inanmışımdır. Hatta karşı cinste en çok kıskandığım şey dostluklarıdır diyebilirim.

İki iyi dostun bir arkadaşları daha var Fikret Amerika'da yaşıyor Türkiye'ye geldiğinde bazı şeyler oluyor ve üvey kız kardeşini bu arkadaşlarına emanet edip tekrar Amerika'ya dönmek zorunda kalıyor olaylar böyle başlıyor.
İki iyi dostun hayatına dahil olan Nihal hem renk katıyor hem kaos...

Kitaptaki aşk yersiz geldi bana yani Ender de Çetin de olgun sağlam karakterler Nihal karakteri çok güçsüz yani bu iki adamın da ona aşık olabilme ihtimalini canlandırmıyor bence okurun kafasında en azından benim öyle olmadı. Yani böyle iki güçlü karakteri bir aşkta denk düşüreceksek en azından buna değsindi bu kadın...

Peki ya siz aşkınız için dostunuzdan vazgeçermiydiniz? Ya da dostunuz için aşkınızdan? Ben hiç böyle zor bir durumda kalmadım ama aşk çabuk sönen bir şey olduğundan mütevellit ben dostluğu tercih ederdim. Gerçi benim dost diyeceğim insan beni benden iyi tanır daha ben aşık olduğumu bilmeden o anlar keza ben de öyleyim hal böyle oluncada iş o noktalara zaten gelmez o da ayrı mesele.

Sevgiyle ve kitapla kalın keyifli okumalar...
113 syf.
·2 günde·Beğendi
CANIM KURBANDIR CANANA
GEL GİDELİM DOSTTAN YANA..

Evet, sevgili 1000K dostları,
Etkinlik kapsamında Barış BIÇAKÇI'nın kaleminden okuduğum ikinci eseri tam da günümüz ortam, eş dost hatta akraba ve topluluklarının ruhuna ithaf olunur gibi nokta atışı "HERKES HERKESLE DOSTMUŞ GİBİ" ... bir isimle okurlara sunulmuş.
Genel prensip olarak Yazar ve tarzını özümsemek adına bir değil birkaç farklı eserini okumayı yeğleyen bir kitap sever olarak BIÇAKÇI okumaya devam ederken elime aldığım bu eserle ilgili birkaç cümleyle özetlemek adına şunları diyebilirim:

Kitaba başlangıç bölümünde giriş hikaye, kahraman vb. kim, nerede, ne zaman, neyi, nasıl, ne yapıyor (5N1K) bölümleri biraz zorladı diyebilirim.
İlk okuduğum "Baharda Yine Geliriz" adlı eseri gibi çekirdek çerez olmadığını söyleyebilirim sipoiler vermemek adına..
Olsun zoru severim, zira benim için imkansız olan sadece bir zaman meselesidir diyorum :))))
Yazarı ilk okuyanlar için çok sayfa sayısı olmayan incecik eser, zor görünen ancak ilham veren temalı cümleler içermekte...

Zaten yazar eserini vakit geçsin, oyalanayım vb tarzda okuru değil sanki sabırlı ve zorlu, dişli bir okur kitlesini hedeflemiş olmalı diye düşündürdü..

Zira incecik kitaba bu kadar hikaye ve her hikayenin bir sürü baş kahramanı paralel evren gibi teğet geçirtip nasıll yaaa:)) dedirtip sonrasında Hııımmmm dedirdip ardından anladımm!!! afferin bana dedirtip okura bulmaca çözdürmesi hikayedeki ilk yokuş rampasını geçenlere ödül gibi bir akış...

Barış Bıçakçı nın incecik kitaba konsantre hikaye sığrıdıp okuyunca kocaman bir büyülü, gizemli, bulmacalı dünyada çıkardığı turda okuru aldığı noktaya kaybolmasına izin vermeden zihinsel doygunlukla aldığı noktaya paket servis misali:) sessizce bırakıyor.

" MIŞ, MUŞ," GİBİ DEĞİL, GERÇEK DOSTLUKLARI Bulmanız dileğiyle Bıçakçı’nın ilginç kalemi ile sunduğu dünyanın keşfine etkinlik sahibi güzel yürek https://1000kitap.com/patasana76 Hocaya selam verip, keşfe devam diyorum. Ve "Mış Gibi" değil Gerçekten kitabı tavsiye ediyorum. Dostlukla kalın...
167 syf.
Aslında ilk olarak, Barış Bıçakçı'nın Tarihî Kırıntılar kitabını okumak istiyordum ama kulüp için Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i seçince yazarla bu kitabıyla tanışmış oldum.

Aynı evde yaşayan Çetin ve Ender'in ev arkadaşlığına Nihal'in de dahil olmasıyla başlıyor hikaye. Tahmin edeceğiniz gibi iki yakın arkadaş aynı kıza aşık oluyor ve Ender'in Çetin'e içini dökmesini okuyorsunuz.
Son derece samimi bir anlatım var kitapta, sanki bana anlatıyor, kahve içerken dinliyorum onu.

Hayatın içinden bir hikaye; yaşanması çok muhtemel, hepimizin tanık olduğu hatta belki de benzerini yaşadığı bir hikâye, fakat 1 hafta sonra 31 yaşını geride bırakacak bir okur olarak beni doyurmadı, yavan geldi. Kötü bir kitap değildi fakat kesinlikle ilk gençlik dönemlerinde okusaydım daha çok severdim.
Tarihi Kırıntılar'ı da okuduğumda yazarla ilgili daha genel bir kanaat sahibi olacağım.
Kulübe dahil olup, eşlik eden herkese çok teşekkür ederim.
Benim dışımdaki okurların yorumlarına https://instagram.com/...igshid=18o6fff32iqzv hesabından ulaşabilirsiniz.
167 syf.
·3 günde·9/10
Kitabı okuyalı epey oldu ama kitaptan sahneler ara ara dönüp dolaşıp gelip aklımda takılı kaldıkça kitaba inceleme yazmak istedim.

Kitap bir insanı hamlıktan olgunluğa ulaştıran duyguların en büyük paydaya sahip olanı,en gaddarı ile yani ölümle başlıyor. Birisinin ölüm haberini almak ne denli yıkıcıdır,hele bu birisi ailemizden biriyse. O noktadan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacakmış gibi hissederiz. Hiç gülemeyecekmişiz, bir daha mutlu bir an yaşayamayacakmışız gibi gelir.
Tabi ölüm haberini vermek de son saniyelerinden geriye doğru sayan bir bombayı izlemek gibidir. Haberi alan kişi de izlenen bomba gibi patlayabilir ya da tehlike imha edilerek savuşturulabilir.

Işte Nihan'la iki dostun durumu da böyledir. Ellerinde kendilerine emanet edilmiş,ölüm acısıyla yüklü, her an patlamasından korktukları bir genç kız vardır. Acısını paylaşsalar mı her şey normalmiş gibi devam mı etseler bocalar dururlar.


Sonra ne mi olur? " Ortada iki erkek ve bir kadın varsa, edebiyat ve sinema başımıza taş yağdırır,kolla kendini!" diyor Barış Bıçakçı. Bu tezi de kitaba yayıyor. Ikisi birden Nihal'e aşık oluyorlar ve bu durum onların büyük çaresizliği oluyor. Hop diyorlar tamam aşık olduk da durum nerden baksan racona ters. Kız arkadaşımızın kardeşi, bizden yaşca çok küçük , e sonra hadi hepsini oldurduk biz dostuz birbirimizden vazgeçemeyiz ama ikimizde aynı kişiye aşık olduk,dostluğumuzdan mı vazgeçeceğiz. Dostluğumuzdan vazgeçmiyorsak aşkımızdan mı vazgeçelim. Alın size çok bilinmeyenli denklem.

İşte böyle platonik platonik sancılar çekmeye devam ederler ama ikisi de açılmaz Nihal'e. E sonrasında da ben diyorum kollayın kendinizi. Ortada platonik bir aşk varsa, her zaman aşk acısı yanında bonus olarak gelir. :)

Aslında ben bu kitaptaki Ender ve Çetin'in dostluklarını bir parca, Tutunamayanlar'ın Turgut ve Selim'im dostluğuna benzettim.(Bana her şey seni hatırlatıyor.) Ama tersten... Yani bu ikisi de başka kimseye ya da başka bir şeye tutunamamış,hayat pek yüzlerine gülmemiş onlar da gidip birbirlerine tutunmuş. Ikisi de bir diğeri olmadan eksik gibi. Oğuz Atay'dan esinlenmiş olabilir yazar.

Çok yalın,çok samimi duygularla süslenmiş bir dostluk,biraz aşk, biraz hayat hikayesi. Şunu da belirteyim ki kitap herkesin sevebileceği bir kitap değil bence. Olay örgüsünü ve karakterleri başta takip etmekte biraz zorlanabilirsiniz. Bir eskiye bir şimdiye dönüşü alışana kadar biraz bocalatıyor.

Barış Bıçakçı'nın duyguları yansıtışı çok güzel,kelimeleri duygu yüklü. Melankolik bir mizahı var. Farklı kitap tarzları tatmayı seviyorsanız bu kitap tam size göre. Hem altı çizilip instagramda paylaşılacak epey söz de var içinde. :))
99 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bir Akdeniz şehrinin sıcaklığından nasibini almış, ki şehirler ; insanların genetik haritasında etkilidir bence, nohutlu patlıcan dolmasından içli köfte kokusuna kadar, derimizi kavuran pişmanlık renginde bir güneşe direne direne, mahalleden geçen simitçinin o tanıdık sesiyle, bahçede hortumla yıkanmanın ferahlatan etkisi arasında, iç içe geçmiş, çocukluktan ihtiyarlığa, insana özgü pek çok evrenin bir çocuğun gözüne yansımış akisleri bunlar.

Abisini hayatında bambaşka bir yere koyan, anlamaya çalıştıkça içinde çoğalttığı yaşama dair ne varsa kısmen altında kalan, sıcak aile bağları içerisinde yoğun bir çaresizliğin işlendiği yürek burkan bir hikaye.

Böyle olmasında en büyük etken, bir çocuğun dilinden anlatılması. Saf, masum, çıkarsız, süslemeden, kısa cümlelerle ama oldukça etkili.

"Anneannem ve ben.. Biz.. Biz ölüme karşıyız.. "

Evet karşıyız. Bir babanın evinden apar topar götürülmesine, didik didik aranan kitapların odanın her yerine dağılmasına, babanın bıyıksız olarak dönmesine, döndüğünde bile çocuğun içindeki yaranın bir türlü iyileşmemesine karşıyız.

Direnip direnip bir anda yıkılmaya karşıyız.

Ait olduğumuz yerde yabancı sayılmaya karşıyız.

Bizim gözümüzde her zaman dağ gibi olan babamızın bazı zamanlarda küçüldükçe küçülmesine karşıyız.

Her şey hayata dair ve Barış Bıçakçı size en yakın mesafeden sesleniyor.
Yaşayarak zihnimize kazıdıklarımızın benzerlerini ustaca dile getirmiş.

Kendi deyimiyle aynı soyadının altında toplanan insanların, ortak acıları, sevinçleri, çaresizlikleri ve bir o kadar da birey olma çırpınışları duru bir anlatımla sizi bekliyor.


Keyifli okumalar.. :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Murat Gültekingil

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 4.982 okur okudu.
  • 84 okur okuyor.
  • 1.822 okur okuyacak.
  • 37 okur yarım bıraktı.