Yazarın Notu
Son Ayı’yı yazmak için oturduğumda aklımda son derece basit, tek bir fikir vardı. O da dünyada en çok sevdiğim şeyleri yazmaktı. Bu, hayvanları, özellikle de büyük, kucaklanası hayvanları; insanların, özellikle çocukların onlarla sahip olduğu özel dostluğu; ve onların kalpleri ile bizimkiler arasında inşa edilebilecek kalıcı sevginin getirdiği derin bağları kaleme almak anlamına geliyordu.
Yazarın Notu
Diğer önemli etken, gezegene olan tutkumdu, sadece ne kadar muhteşem ve şaşırtıcı olduğu degil (ki öyle!), aynı zamanda bizim korumamıza nasıl ihtiyaç duyduğu ve ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun herkesin umut aşılayıp değişim yaratabileceğiydi. Ve son birkaç ayda dünyada yaşanan inanılmaz olaylar göz önüne alındığında okura sevgi, nezaket ve sıcaklık dolu kitaplar sunabilmek bana her zamankinden daha önemli geldi.
Reklam
“Yazarın kendi imzasını atmadan önce pek çok kitap yazması gerektiğini öğrenmem gerekiyordu, Balzac’ın öğrendiği gibi. İnsanın her şeyden vazgeçip sadece yazması gerektiğini öğrenmem gerekiyordu; dünyada herkes bırakmanı öğütlese, kimse sana inanmasa bile yazmalıydın, yazmalıydın, yazmalıydın. Bir süre sonra öğrendim de. Belki de insan sırf kimse ona inanmadığı için yazıyordu. Kitabın yetersiz, kusurlu, berbat, korkunç olması doğaldı. Daha en başında, bir dâhinin her şeyin sonunda girişeceği işe kalkışmıştım. Son sözü baştan söylemek istemiştim. Saçma ve acıklıydı. Büyük bir hezimetti, fakat omurgama demir, kanıma sülfür kattı. Başarısızlığın ne olduğunu anladım en azından. Büyük bir işe kalkışmanın ne olduğunu anladım. Bugün, o kitabı hangi koşullarda yazdığımı, biçimlendirmeye çalıştığım malzemenin büyüklüğünü düşününce kendi sırtımı sıvazlıyor, kendime en yüksek notu veriyorum. Bu işi yüzüme gözüme bulaştırdığım için kendimle gurur duyuyorum; başarsaydım canavara dönüşürdüm.”
Alıntı
Yazarın Notu: Benim için bu hikayenin temelinde anneliğin saf duygusu yatıyordu.
Yazarın notu kısmından
Aynı sular yeryüzünde dolaşıp her kıyıya vururken bizler de insanlığın ortak paydasında buluşuyoruz..
Sayfa 345·Kitabı okudu
Kuss 'un şiirleri bize çok şey anlatıyor.
Bir gün, şair Kuss bin Saide’nin bağlı olduğu kabileden bir heyet Hz. Muhammed’in yanına gelir. Kendisi sorar, ‘Kuss b.Saide’ye ne oldu?’ Onlar, vefat etti diyorlar. Bunun üzerine Muhammed onunla ilgili bir anısını anlatmaya başlar. Bir gün ben onu Ukaz panayırında gördüm, kırmızı bir deve üzerindeydi ve halka hitaben çok hararetli, ilginç bir konuşma yaptı. Onun o günkü konuşmasını hiç unutamıyorum. (Burada şu notu da ekleyelim ki, şair Kuss b. Saide miladi 600’de vefat ederken henüz Muhammed peygamberlik iddiasında bulunmamıştı; bundan on yıl sonra peygamber oluyor.) Hz. Muhammed Kuss’la ilgili gördüklerine devam ediyor: Kuss, konuşmasının başında, giden bir daha gelmiyor, yaratılması gereken de sürekli yaratılıyor. Gidenler halinden memnunlar mı ki sesleri çıkmıyor veya unutuldular mı bilemiyorum, diyor. Kuss’un, gökte haber var, yerde ibret var sözünden sonra, Muhammed onun bazı önemli açıklamalarını o gelen heyete anlatıyor.Bu konuşmada geçen bazı cümleleri Kur’an ayetleriyle karşılaştıralım: Kuss tanrıyı tanıtırken, ‘Öyle bir Allah ki erkekle kadını yarattı’ diyor. Aynı cümle, Leyl suresi üçüncü ayet olarak Kur’an’da karşımıza çıkıyor. Yine, ‘her canlı ölümü tadacaktır’ cümlesini kullanıyor o panayır konuşmasında. Bu konuya da Kur’an’da birkaç surede yer veriliyor, işleniyor.(57)Kuss, ‘Akan nehirler’ terimini kullanıyor. Kur’an’da da cennet tanıtılırken, ‘Altlarından ırmaklar akan cennetler’ deniliyor,Kur’an’da Arapçası, “Fecri inin tahtihel enhar kalıbındadır. Kussise, ‘linharün mecriyye’ kalıbını kullanıyor. Sonuçla değişen bir şey yok: Eşanlamlı iki cümle. Kuss konuşmasında dağları işlerken, ‘Dünyanın sallanmaması için bir nevi kazık görevini gören dağlar’ diyor. Bu da defalarca Kur’an’da işleniyor. ‘Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile
Reklam
Reklam