Sapıkça davranışları normalleştirmeyin
Puan vermedi·%22 (108/480 syf.)·
Açıkçası bu kitaptan gerçekten de yüksek bir beklentim vardı ve bunun en büyük sebebi de Damla'nın (samimiokur) bu kitabı çok beğenmiş olmasıydı. Maalesef pek de düşündüğüm gibi çıkmadı. Belki ilerleyen sayfalarda daha ilgi çekici oluyordur ancak sabredemeyeceğime karar verdim. Yarım bırakmama sebep olan şeylerden bahsedeceğim, belki birileri için yararlı olur. Dikkatimi çeken ilk şey yazarın anlatımıydı. Cümleleri genellikle "şu olduğunda bu oldu" şeklinde kurmuş. Daha anlaşılır olması için birkaç örnek: 1. Çatık bakışlarım onu bulduğunda ürperdim. 2. Karşısında aptal gibi durduğumu anlayıp, kendime öfkelendiğimde elimdeki kalemi tezgahın üzerine bırakıp başımı dikleştirdim. 3. Duyduklarımla dudaklarım aralandığında nefesim kesildi. Yazar bence "ve" kelimesinden nefret ediyor. Bu tarzda kurduğu cümlelerin çoğunda "ve" kullanmış olsaydı çok daha akıcı ve güzel bir anlatım yakalayabilirdi diye düşünüyorum, en azından benim için. Tercih ettiği anlatım beni rahatsız etti, çok gereksiz buldum ve bazı noktalarda anlam da bozulmuştu. Bir örnek: Kaşlarım çatılıp alnımın ortasında ince bir çizginin oluşmasına neden olduğunda, parmaklarımın arasında duran zarfın maksadını çözemedim. Kaşların çatıldığı için mi zarfın maksadını çözemedin yoksa zarfın maksadını çözemediğin için mi kaşların çatıldı? Mantıkken ikinci seçeneğin olması gerekiyor, öyleyse burada cümlelerin sırası yanlış. Sonrasında her şeyin renginden bahsedilmesi var. Bordo kadife kumaş, çizim defterinin kırmızı kapağı, giydikleri her bir kıyafet, Berna ablanın yeşil kazağı, Ekrem amcanın kahverengi gözleri... Karşımıza çıkan neredeyse herkesin göz ve saç rengini biliyoruz. Bazen de aynı şeyin renginden birden fazla kere bahsediliyordu. Feray her tayt giydiğinde taytın renginin siyah olduğundan
Persona 1: KaranlıkAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 2024437 okunma
10/10
·392 syf.··
2026 20. kitabı
‎​𓋹 Karanlığın Ortasındaki Işıltı, Geçmişin İntikamı: Çalınan Kraliçe ‎ ‎​Bazı kitaplar sadece bir hikaye anlatmaz; bizi zamanın pencerelerinden geçirip, üzeri örtülmüş sırların tam ortasına bırakır. Fiona Davis, Çalınan Kraliçe ile tam olarak bunu yapıyor. New York’un göz alıcı, modern ışıltısıyla Antik Mısır’ın gölgeli, kadim dünyasını muazzam bir edebi köprüyle birbirine bağlıyor.​Mısır Sanat Müzesi’nin o görkemli gala gecesinde, kalabalığın hayran bakışları altında kaybolan bir eserle başlıyor her şey. Fakat sayfalar ilerledikçe anlıyoruz ki bu sıradan bir sanat hırsızlığı değil; yüzyıllar öncesinden bugüne yankılanan yarım kalmış bir intikamın, unutturulmak istenen bir kadim kraliçenin yeniden uyanışı... Hikaye, 1936’nın güneşin kavurduğu Krallar Vadisi ile 1978’in New York’u arasında mistik bir mekik dokuyor. ‎ ‎Romanın en büyüleyici yanı, bu mistik ve puslu atmosferin tam kalbinde, kendi varoluş mücadelelerini veren iki güçlü kadının inşa edilmiş olması. Karşımızda kusursuz kahramanlar yok; geçmişin yaralarıyla, kayıplarla ve güvensizliklerle yoğrulmuş, ancak her şeye rağmen o çöl rüzgarlarının ortasında ayağa kalkmayı seçmiş gerçek kadınlar var. ‎ ‎​Charlotte; geçmişin ağır trajedilerini ve hayal kırıklıklarını Antik Mısır’ın sessizliğine ve akademik yalnızlığına gömmüş bir kadın. Hak ettiği değeri görmeyen bir kadın firavunun izini sürerken aslında kendi içindeki o bastırılmış gücü rehabilite ediyor. Geçmişin iblisleriyle yüzleşmek pahasına çöllere geri dönecek kadar cesur, sarsılmaz bir figür. ‎ ‎​Annie ise yolculuğun başında kendi sesini bulmaya çalışan, güvensizlikleriyle boğuşan ürkek bir genç kızken; Charlotte ile yollarının kesişmesiyle adeta kabuğunu kırıyor. Kendi zihnine ve kararlılığına güvenmeyi öğrenerek, korkularından sıyrılıp kendi ayakları
Edebiyat
Çalınan KraliçeFiona Davis · Prime Kitap · 202632 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Her Sabah Sıfırdan Başlayan Bir Kabus
7/10
·376 syf.··
2026 66. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kurgusu sizi içine çeker ama hissettirdiği o yoğun klostrofobik atmosfer yüzünden okurken nefesinizi tuttuğunuzu fark edersiniz. S. J. Watson ’ın Uyuyana Kadar romanı benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Baştan söyleyeyim: Bu kitap herkesin rahatlıkla okuyabileceği, sakin bir gizem hikayesi değil; ciddi anlamda tekinsiz, gerilimli ve yer yer insanı psikolojik olarak çok rahatsız eden bir yapıya sahip. Eklemek İstediğim Önemli Bir Not: Kitabın genelinde beni hikayeden ve karakterlerden ciddi anlamda uzaklaştıran, okuma keyfimi kaçıran bazı detaylar vardı. Özellikle aralara serpiştirilmiş olan ilişki sahneleri bana hem çok gereksiz hem de anlatım tarzı olarak çok vıcık vıcık geldi. Bu sahnelerin hikayeye hiçbir katkısı olmadığı gibi, zaten var olan o tekinsiz ve sapıkça atmosferi iyice katmerlemiş. Açıkçası bu detaylar ve kitabın aşırı doz gerilimli yapısı beni çok huzursuz etti. Benim gibi bu tarz sahnelerden ve aşırı bunaltıcı, rahatsız edici ilişkilerden hoşlanmayan okurlar için kesinlikle tavsiye etmeyeceğim bir kitap hiç olmasın demiyom olsun ama şeyini çıkarmadan. Ne Anlatıyor? Ana karakterimiz Christine, her sabah hiç tanımadığı bir yatakta, tanımadığı bir adamın yanında uyanıyor. Aynaya baktığında ise beklediğinden çok daha yaşlı bir yüzle karşılaşıyor. Yanındaki adam, onun kocası Ben olduğunu ve geçirdiği büyük bir kaza yüzünden her gece uyuduğunda hafızasının sıfırlandığını söylüyor. Christine, her gün hayatını bu yabancı adamdan yeniden öğrenmek zorundadır. Ancak bir gün, doktorunun yönlendirmesiyle gizlice tuttuğu günlüğü bulur ve ilk sayfada kendi el yazısıyla yazılmış o tüyler ürpertici notu görür: "Ben'e güvenme." Bu Kitap Neden Herkese Göre Değil? (Rahatsız Edici Unsurlar) Kitabı okurken bazı okurların (ve benim de yer yer) neden çok
İnceleme
Uyuyana KadarS. J. Watson · Doğan Kitap · 2012848 okunma
Bir Kitabı Değil, Kendini Okumak
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 19:01
Bu kitabı okumadan önce, yalnızca genel hatlarına baktığımda bile içinde bana değecek bir şeyler olduğunu hissetmiştim. Okuduktan sonra da bunu farklı bir yerden doğruladım. Hikâye örgüsünü çok sevdiğimi söyleyemem. Karakterlerle her zaman güçlü bir bağ kurabildiğimi ya da onların duygularını tamamen hissedebildiğimi de söyleyemem. Ama bazı anlatıcıların sorgulamaları, bazı duygu durumları ve hayata bakışları beni durup düşünmeye zorladı. Kendi hayatımla bağlantılar kurdum, bazı şeyleri yeniden değerlendirdim. Sonunda bir okur olarak bir kez daha şunu fark ettim: Bazen bir kitap sizi hikâyesiyle büyülemez, karakterleriyle sarsmaz, hatta "harika bir kitaptı" dedirtmez. Ama düşüncelerinizi hiç beklemediğiniz yönlere çekerek zihninizde yeni kapılar açar. Ve bazen bir kitabın bıraktığı en değerli iz de tam olarak budur. Kitap beş öyküden oluşuyor. İlginç olan şu ki, yukarıdaki notu kitabın henüz ikinci öyküsünü bitirdiğimde almıştım. O sırada hissettiğim şey, kitap bittiğinde yalnızca doğrulanmadı; diğer öykülerle birlikte çok daha anlamlı bir yere oturdu. Çünkü bu öykülerde karakterlerin bazen gelişigüzel söylediği bir cümle, insanın hayat boyu peşinden koştuğu bir soruya, bir arayışa ya da bir motivasyona dokunabiliyor. Hayatın içindeki sıradan anlar nasıl bazen yıllarca unutamayacağımız anlamlar kazanıyorsa, bu öyküler de aynı şeyi yapıyor. Büyük olayların, şaşırtıcı kurguların ya da dramatik kırılmaların peşine düşmek yerine son derece sade akıyor. Fakat tam da bu sadeliğin içinde okuru hazırlıksız yakalayan düşünceler bırakıyor. Kitabı bitirdiğimde yazarın aslında yalnızca beş öykü anlatmadığını düşündüm. Bir bakıma okurluk üzerine de konuşuyordu. Çünkü herkes aynı kitabı okumuyor. Aynı sayfalara bakıyoruz belki ama herkes kendi hayatını, kendi eksikliğini, kendi
Duygu ve Düşünce
Aradığın Şey Kütüphanede SaklıMichiko Aoyama · Domingo Yayınevi · 20244,690 okunma
Hakikatin Gölgesinde Bir Roman
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 17:20
Bazı romanlar bir hikâye anlatır. Bazıları ise bir sorunun peşine düşer. José Rodrigues dos Santos’un İsa’nın Son Sırrı adlı romanı ikinci gruba ait eserlerden biri. Üstelik peşine düştüğü soru yalnızca bir polisiyenin çözmeye çalıştığı gizemlerden biri değil; iki bin yıldır din tarihinin, ilahiyatın ve insanlığın ortak hafızasının merkezinde duran büyük bir mesele: Tarihin anlattığı İsa ile inancın anlattığı İsa aynı kişi mi? Roman daha ilk sayfalarında niyetini açık ediyor. Kutsal Topraklar’ı gösteren harita ve hemen ardından gelen “Burada sunulan bütün tarihsel ve bilimsel veriler gerçektir.” ifadesi, okura sıradan bir macera romanı okumadığını hissettiriyor. Dos Santos’un amacı yalnızca sürükleyici bir hikâye anlatmak değil; tarihsel İsa araştırmalarını, İncil metinlerinin oluşum sürecini ve yüzyıllar boyunca yapılan metinsel müdahaleleri kurgu aracılığıyla tartışmaya açmak. Nitekim romanın sonunda yer alan yazar notu da bunu doğrular nitelikte. Yararlanılan kaynaklar, görüşülen uzmanlar, ziyaret edilen şehirler ve yapılan araştırmalar, kitabın arkasında ciddi bir emek bulunduğunu gösteriyor. Dos Santos’un en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor. Ortaya attığı hiçbir tezi havada bırakmıyor. En küçük ayrıntıları bile araştırıyor, olası itirazları hesaba katıyor ve okurun aklına gelebilecek soruların büyük kısmını daha sorulmadan cevaplıyor. Bu nedenle İsa’nın Son Sırrı yalnızca yazılmış değil, adeta inşa edilmiş bir roman hissi veriyor. Romanın merkezinde İncil metinlerinin tarihsel yolculuğu bulunuyor. Erken dönem Hristiyanlığın iç mücadeleleri, kutsal metinlerin aktarım süreçleri ve zaman içerisinde yapılan bilinçli ya da bilinçsiz değişiklikler, dünyanın farklı noktalarında işlenen cinayetlerle iç içe geçirilerek anlatılıyor. Akademik bir çalışmada ağır
1000Kitap
İsa'nın Son SırrıJose Rodrigues dos Santos · Pegasus Yayınları · 2017709 okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 10. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 14:04
Bu kitap, okurken altını çizmek istediğim cümlelerin hiç bitmediği eserlerden biri oldu. Felsefe ve psikolojiyi bir araya getirirken bunu sıkıcı olmadan yapabilmesi en sevdiğim yanıydı. Bazı bölümlerde temposu yavaşlasa da verdiği düşünceler buna değiyor. Özellikle insanın kendisiyle yüzleşmesi, yalnızlığı ve hayatı anlamlandırma çabası üzerine çok şey söylüyor. En sevdiğim kısımlardan biri ise kitabın sonundaki Yazarın Notu bölümü oldu. Hikâyede hangi karakterlerin ve olayların tarihsel gerçeklere dayandığını, hangilerinin kurgu olduğunu öğrenmek kitaba farklı bir gözle bakmamı sağladı. Roman boyunca gerçek ile kurgunun bu kadar başarılı iç içe geçirilmiş olması beni ayrıca etkiledi. Kitabı bitirdikten sonra o bölümü okumak, sanki hikâyenin perde arkasını görmek gibiydi.
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma