Bir insana değer verirsiniz ve daha sonrasında da onu olduğu gibi görmek yerine kafanızda kurduğunuz çerçevede yaşatırsınız ya, işte kitabı okurken de kafanızda canlanan karakter Oblomov sahip olduğu uyuşukluktan kurtulacak ve hayatın güzel pınarından kana kana içecek sanıyorsunuz. Oysa Oblomov sizin gördüğünüz güzellikleri kabul etmiyor ve etmeyecektir de. Zira Ştolts onu sevgisiyle harmanlarken potansiyelinin farkındalığı da eklenince Oblomov'dan gerçek bir soylu çıkacağına inandı. Ne Olga ne Ştolts bu zavallı adamın değişmeyeceğine inandılar. Onu olduğu gibi gören ve inanılmaz bir aşkla (tıpkı büyük bir sevgiyle kucaklayan Olga ve Ştolts gibi) kucaklayan yalnız Agafya oldu. Zavallı öyle birini sevmişti ki... Oblomov temiz güzel karakterli dürüst bir insandı, doğrusu sevilmeyecek bir insan değildi de. Ancak ruhunu teslim ettiği uyuşukluğu onu bu dünyadan uzaklaştırırken dünyanın da sevgisini ve gözyaşını kendisinden esirgemediğini görmek ruhumu darlığa sürükledi. Birçok kez "hadi" dedim ancak okudukça bir ölüyle muhatap olmanın ne demek olduğunu gördüm. Yürek burkan bir hikaye. Gerçekten de bazı insanlar için umut yok...
Kaliteli bir roman. Okumanızı tavsiye ederim. Bakalım sizler ne bulacaksınız.
Okurken romandaki o mücadeleleri kahramanla birlikte veriyorsunuz, onunla seviyor ve ağlıyorsunuz. Çileyi tadıyor, umudu harlıyor kah kazanıp kah kaybediyorsunuz. Öyle ki okunmadan ölünmemeli...
Kitabın bazı hususları tam orta yerinden basit ve sadelikle açıklaması elbette okuyucuyu tatmin ediyor ve bazı hususlara ışık tutuyor. Ancak kitabın yarısı benim görüşüme göre Türk toplumunun tanınmaması dolayısı ile önyargılı ithamlardan oluşuyor. Bu da Celal hocanın zannediyorum haklı söylevlerinin gölgede kalmasına hatta hiç önemsenmemesine sebep oluyor. Özellikle başörtüsü ve pornografi için bahsini ettiği şeylere katılmıyorum. Zira şahsının başörtüsünün değişmez bir "önyargı" olduğu ifadesi zannımca kendisinin önyargısıdır. Çağdaş medeni bir toplumun kılık kıyafet veyahut ideolojik sembollerle uğraşması bana göre eğer ki bir suç unsuru barındırmıyorsa gereksiz bir uğraştır. İş üniversiteye gelince, hocanın bahsettiği gibi önyargı sahibi bir öğrenci derslerinde başarılı olamaz ise mezun edilmez olur biter. Bu konuda katı karşıtlığı hocanın belki kötü niyetle olmasa da kati bir izlenimle İslam dinine has bir düşmanlığı olduğu kanaatini uyandırmaktadır. Bu görüşler kişiseldir. Sevgiler.
Tek nefeste bitirmek istediğim bir eser oldu. Nasıl olur da bu zamana kadar okumadım bunu kendime hayret ediyorum doğrusu. Faust'u okuduğumda yürekte bir şeyler hissetmiştim ancak Ruh Adam sarsıcı bir etki bıraktı bende. Öyle ki bazı yerlerde kalbime hançerler saplandı bazı yerlerde az sonra gerçekleşecek olayların kafamda umduğum sonlarla neticelenmesini arzuladım, öyle hayal kırıklığı ve öyle de umutlar yaşattı okurken. Velhasıl Selim Pusat'ı yaşadım, kızdım, öfkelendim ve keşke böyle olmasaydı dedim... Kim bilir keşkelerimizin kaynağını çıkaran bir eser okumuşuzdur?
FaustRuh AdamHüseyin Nihâl Atsız
Eser keyifle okunabilecek bir eser. Öyle ki siyaset bilimi alanıyla alakadar olmayanların da gayet hoşuna gidebilecek sözleşmeci filozoflardan Rousseau'nun kaleme aldığı bir kıymet. Elbette ki bir roman edası ile ilerlemiyor ancak bazı fikirleri bir tohum gibi zihin tarlanıza ekiyor diyebilirim...