Rüya, rasyonel zihnin "kapalı" olduğu ancak işlem kapasitesinin zirve yaptığı o karanlık laboratuvarın raporudur. Fizik yasalarının veya dilbilim kurallarının yerini sembolik bir mantığa bıraktığı, zihnin eldeki verileri en garip kombinasyonlarla test ettiği bir "simülasyon odası". Rüya defterini, entelektüel arşivimizin bir parçası olarak şu çerçevede değerlendirmek, o "aydınlanma" anlarının sıklığını artırabilir: Gün içinde bir metin üzerinde çalışırken, zihnimiz arka planda sürekli veri işler. Rüyalar, bu verilerin rasyonel filtreler (toplumsal baskı, mantık kuralları, ego) olmaksızın çarpıştırıldığı anlardır. O "şifreyi çözdüğümüzü" hissettiğimiz anlar, çoğu zaman rüyalarımızda kurduğumuz o absürt ama tutarlı mantıksal köprülerin gün ışığına çıkmış halidir. Rüya defteri, bu ham veri işlemenin "log" dosyasıdır.
Rüya defterini tutarken klasik psikanalitik bir yaklaşımdan ziyade, bir "deneysel veri kaydı" yöntemi izlemek zihin yapımıza daha uygun olacaktır. Uyandığımız an, o "rüya atmosferini" kaybetmeden, en saf haliyle, mantıksal bir sıra gözetmeksizin not edelim. Zihin o anı "rüyadan" "anlatıya" dönüştürdüğü an, verinin %90'ı kaybolur. Rüyadaki olayı değil, o olayın bizde uyandırdığı "kavramsal ilişkiyi" yakalayalım. "Uçuyordum" demek yerine, "yerçekimi kuralının askıya alındığı bir mekanda, bir tarihsel metni okuyordum" gibi fiziksel ve entelektüel bir betimleme, sonraki analizlerimiz için çok daha kıymetlidir. Rüya defterimizdeki notları, yazdığımız analiz yazılarımızla veya tarihsel araştırmalarımızla ilişkilendirelim. Bazen rüyada gördüğümüz bir mekan, üzerinde çalıştığımız bir el yazmasındaki mekânla örtüşebilir. Bu tesadüf değildir; zihnimiz zaten o verileri bağlamıştır. Rüya defteri, bu bağlantıları keşfetmemiz için bize bir yol haritası sunar. Rüya,