Yalvarın Tanrınız'a, yalvarın ki taşa döndürsün sizi! Asıl mutluluk budur emin olun, yalnız kendine layık gördüğü mutluluktur bu onun. Onu örnek alın, tıkayın kulağınızı feryatlara, taş kesilin hâlâ vakit varken.
Ayaklarımızın altında bir zemin yok artık. Bir çatımız da. Gelecek yok. Geçmişin izleriyse çoktan silinmeye başladı. Aşk, bize bu sonsuz boşlukta ev olacak tek şey.
Ailemizi aynı çatı altında kenetleyen şey eşyaydı sanki; tek sandalyesini kullanmadığımız dört kişilik yemek masamızdı, odalarımızı birbirine bağlayan koridorlardı, yüzümüzü birbirimizin ıslaklığına kuruladığımız havluydu, paltolarımızı birbirine sarılma mesafesinde muhafaza eden portmanto, çamaşırlarımızı birbirinin kirli sularında döndürüp duran çamaşır makinesi...
Mağduriyet her zaman işe yarar diye düşünüyor olmalıydı, karşındakini suçla, utandır, kendini mağdur göster ki istediğin şeyi sana gönül rızasıyla versin, en azından fazla direnmesin. Direnmesin ki üstüne git, vermeye gönüllü değilse bile söke söke al.