Cansu

Cansu
@yesomerci
7 Mayıs
259 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
8/10
·560 syf.··
Beğendi
·
2020 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2020 21:59
Kitap, mitolojiye giriş kitabım oldu. Genel hatlarıyla bilgi vermesi açısından gayet yeterli buldum, içeriğine bakarsak bunun nedenini anlayabiliriz zaten: Kitap; mit, kahramanlık efsaneleri ve tarih gibi temel kavramları açıklayıp ilk-Yunanlıların dönemini ve mitlerinin hangi kültürlerin mitleriyle iç içe geçtiğini anlatıyor. Sonrasında Roma mitolojisinin Yunan mitolojisinden nasıl etkilendiğinden bahsediyor. Devamında mit dünyasına mitolojide yerlerden giriş yapıyoruz. Gökyüzü, Yeryüzü, Erobos, Tartaros... Ardından mitsel anlatının özellikleri, tanrı, insan, doğa cinleri, tanrı ve insan doğaları hakkında bilgi verip zaman kavramına geçiş yapıyoruz. Klasik mitolojide ne oldu? Her şey nasıl başladı? Yeryüzü, gökyüzü, tanrıların ve ilk insanların oluşumunu biyolojik ve fiziksel olmak üzere bilinen iki model üzerinden okuyoruz. İnsanlar ve tanrılar arasındaki anlaşmazlık, Prometheus'un ateşi çalması, tanrıların ilk insanlara bir nevi çile olarak ilk kadını göndermesi, büyük tufan gibi önemli mitler yer alıyor. Sonraki bölümde bizi tanrılar, temalar ve kavramları içeren A'dan Z'ye bir bilgi deposu karşılıyor. Tanrılar ve mitler anlatılırken oldukça nesnel davranılıyor aslında, yazar kendi düşünceleriyle ya da felsefeyle bağdaştırmıyor hiçbir şeyi bu yüzden başlangıç olarak ideal bir kitap olarak görüyorum devamında da felsefe, sosyoloji, diğer dinler gibi konularla bağdaştırılmış kitaplara yönlenilebilir. Olumsuz olarak gördüğüm şey ise diğer incelemelerde yazıldığı gibi tekrarlar.. Bir şey bir kere tekrar etse kabul edilebilir fakat bu tekrar genelde dörde varıyor. Nasıl olduğunu şöyle örnekleyebilirim: "Genç Teiresias çifteleşen iki yılan gördü, sopasıyla dişi yılanı öldürür öldürmez bir kadına dönüştü. Bir süre dişi olarak yaşadıktan sonra, aynı yılanların
Yunan ve Roma MitolojisiWilliam Hansen · Say Yayınları · 2017113 okunma
Reklam
Tek Bir Umut, Koca Bir Ömür
8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2019 63. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2019 22:53
İnsan belirli bir yaşa kadar, kendisine sonsuz görünen yolda hiç endişe etmeden, kimi zaman ayaklarını sürüyerek kimi zaman durup çevresine merakla bakarak ilerler. Bir zaman sonra ise ileride onu bekleyen güzel şeylerin umudunu tadar. Nedir o güzel şeyler: mesleki bir başarı, işe yarar olmak veya büyük bir iş başarmak; kısacası kendi kendine var oluşunu kanıtlaması insanın, ‘’Ben bu dünyadaydım!’’ diyebileceği işler başarması. Peki ne kadar zaman kalmıştır bu güzel işleri yapmaya? Ohoo, daha çok zaman vardır yahut iyice yaklaşmıştır. Belki iki yıl kalmıştır, belki bir ay, belki dört gün. Ha oldu ha olacaktır, varlığını kanıtlayacaktır bir gün. Bunun umuduyla yaşar, hep o günü bekler, yaşadığı hayatı kabullenmesini sağlayan tek tutamaktır belki de. Bir gün bu tutamaktan vazgeçmeye çalışsa bile diğer seçeneklerin ona kapılarını kapattığını görür. Umuduyla yoluna geri dönmüşken de bu sefer yolun sonu görünmüştür. Ne yapmıştır peki o zamana kadar? Tek bir umut belki de hırs peşinde tüm hayatını harcamıştır. Teğmen Drogo’nun hikayesi de böyledir işte. Akademiden yeni mezun olmuş bir askerdir. İlk olarak Bastiani Kalesi’ne gönderilir. Bastiani Kalesi yıllardır en ufak bir saldırının dahi yaşanmadığı Tatar Çölü diye anılan bir yerin yakınındadır. Burada kendi isteğiyle kalan askerlerin çoğu, Tatar Çölü’nde hâlâ Tatarların olduğu, birgün mutlaka saldırı olacağı ve kahramanca mücadele edecekleri günü beklerler. Drogo da o askerlerden biri oluverir, bekler, bekler, bekler durur. Bastiani Kalesi’ne gelmesi yukarıda bahsettiğim hayata atılmasıdır. Yalnızca bir umut uğruna yıllarını bu kalede geçirmiştir. Yazarımız ise düşüncelerini Drogo’nun hayatı üzerinden bizlere sunar. Kitap, altında yatan felsefeye rağmen kolay ve keyifli okunabilen bir kitap. Kesinlikle zaman kaybı
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
İstemek Özgürlüğü
9/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2019 24. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2019 01:01
Yeraltından Notlar ‘’Yeraltı’’ ve ‘’Notlar’’ olarak iki kısımdan oluşmakta. ‘’Yeraltı’’ kısmında kendini, tabiat ananın yarattığı içi dışı bir, gerçek ve aynı zamanda ahmak olarak gördüğü insandan ayırıp kendini üstün anlayışlı, üstün anlayışlılığın sonucunda önceleri yalnızca fare kadar değerli gören sonraları ise bir haşere kadar değerli görmeyen bir adamın yeraltı dünyasını okuyoruz. Bu adamın, kendi yeraltına ait birtakım fikirleri bulunuyor bu yüzden kitabın ilk bölümünü hızlı bir şekilde okumaktan ziyade durup düşünerek bazı şeylerin altını çizerek okuyorsunuz. Kahramanımızın sürekli vurgu yaptığı şey, isteme hakkına sahip olmak. Yani, bir davranışın seçimini yaparken bunun illaki mantığa uygun olması veya yarar sağlayacak bir şey olması gerekmediğini, insan için en güzel şeyin özgürce seçebilmek olduğuydu. Bunun için de şu sözleri sarf etmiştir: Sorunların; ödevler, erdemler ve inançlar göz önüne alınarak çözümlenmesinin gerekliliğinin, iki kere ikinin dört ettiği kadar doğru olduğunu söyleyenler için, ‘’ Hey Tanrım, ya herhangi bir sebeple bu kanunlardan ve iki kere ikinin dört etmesinden hoşlanmıyorsam, tabiat kanunlarından, iki kere ikinin dört etmesinden bana ne?’’ şeklinde serzenişte bulunmuştur. Mantıklı karar vermenin bir doğa kanunu gibi görülmesine karşın ise şunları söyler: ‘’ Gerçekten, ya günün birinde bütün arzu ve kaprislerimizin de formülü bulunur, daha doğrusu, bunların esasına, hangi kanunlara bağlı olarak meydana gelip nasıl geliştiklerine, çeşitli durumlarda hangi yolları takip ettiklerine vs. dair kesin bir matematik formül ortaya çıkarsa, O ZAMAN İNSAN MUHTEMELEN, HATTA MUTLAKA HİÇBİR ŞEY İSTEMEMEYE BAŞLAR.’’ İkinci bölüm olan notlar kısmında ise, yeraltı dünyasında yaşayan, asosyal, kendi varlığını kabul ettirme isteği bulunan
Edebiyat
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,3bin okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2019 19. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mart 2019 18:32
‘’Biliyor musun, ilk mektuplarımda ‘Bana böyle şeyler yazma, sonra sana deli gibi âşık olurum,’ demiştim, oldum işte…’’ Sabahattin Ali’nin, eşi Aliye ve kızı Filiz’e göndermiş olduğu mektuplardan oluşuyor kitap. Sabahattin Ali’nin Aliye Hanım’a nişanlılık dönemlerinden itibaren gönderdiği mektuplar bulunuyor. Aliye Hanımın da mektuplarının bulunmasını çok isterdim. Fakat, Sabahattin Ali’nin aşkını ve hasretini satırlara çok güzel bir şekilde dökmüş olması doyurdu beni. 1935-1948 yılları arasında yazılmış olan mektuplar, bize Sabahattin Ali’nin yaşantısı hakkında bilgiler veriyor. Hapishaneden, İstanbul’dan, İzmir’den, Çankırı’dan Aliye Hanım ve küçük kızı Filiz’e her zaman umut dolu mektuplar yazıyor. Sevgi dolu bir eş, ilgi dolu bir baba… Lakin mahkemeler ve birtakım işler hep ayrı düşürüyor onları. Mektuplarında hep kavuşmak ve özlem temaları yer alıyor. Mektup tarihleri 1948’e yaklaştığında, sonunu bildiğiniz için üzülüyorsunuz. Bir mektubunda ise şöyle diyor: İhtiyarladığımda çekilmez bir adam olacağım hakkındaki iltifatına teşekkür ederim. Ama bu tahmin doğru çıkmayacak sanırım. Çünkü ihtiyarlayacağımı kim söyledi? Hep genç kalacağım. Nitekim dediği gibi de oluyor Sabahattin Ali’nin, hep geç haliyle hatırlıyoruz onu çünkü 2 Nisan 1948’de kalleşçe öldürülüyor. Kitabı okumadan önce Değirmen adlı öykü kitabını okumanızı tavsiye ederim. Aliye Hanım’a kitabı beğenip beğenmediğini soruyor ve bazı öyküler hakkında fikirlerini belirtiyor. Bunun haricinde Markopaşa Yazıları ve Ötekiler kitabını da bu kitaptan önce okumanızı tavsiye ederim. Neden hapishaneye düştüğünü anlamanız ve derginin çıktığı zamanlar mektuplarına yansımasından ötürü.
Edebiyat
Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202031,5bin okunma
9/10
·226 syf.··
Beğendi
·
2019 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2019 19:14
Sabahattin Ali’nin öykülerindeki ve romanlarındaki o naif dilinden çok hoşlanıyorum bu yüzden kendisinin hayatı ve görüş açısı hakkında daha çok şey bilmek istedim. Bilmukabil aldım elime kitabı… Kitabın içeriğine bakarsak: Kitap, kitabı derleyen Hikmet Altınkaynak’ın Sabahattin Ali’nin eserlerinin hakkındaki yorumlarıyla ve hayatını tarihi sıralamayla vermesiyle başlıyor. Sonrasında, bizleri ‘’Anket Yanıtları Ve Konuşmalar’’ bölümü bekliyor. Bu bölümde Sabahattin Ali’ye sorulan soruları ve onun cevaplarını okuyarak edebiyat hakkındaki görüşlerini görebiliyorsunuz. O zamanki muharrirler, şiirler; Mehmet Akif, Halk Edebiyatı ve birkaç farklı şahsiyet ve konuya dair de düşüncelerini okuyabiliyorsunuz. Bir sonraki bölümümüz ise ‘’Yazılar’’. Bu bölümde edebi tenkitler yoğunlukta. Knut Hamsun, Shakespeare hakkında yazılar; Yabancı ve Türk yazarların kitapları hakkında tenkitler bulunmakla beraber çeviri, devlet tiyatrolarında oynanmış birkaç tiyatro oyunu hakkında eleştiri yazıları bulunmakta. Bunların ardından bizi Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rifat Ilgaz ve Mustafa Uykusuz’un kurduğu mizah dergisi olan Markopaşa dergisindeki yazılar bekliyor. Ne mizah ama… Bu kısımları okurken dönemin siyasi durumunu ve Sabahattin Ali’nin o dönemdeki siyasi görüşünü bir miktar idrak edebiliyorsunuz. Hürriyet, İstiklal, Yabancı Sermaye, Demokrasi, Emperyalizm başlıkları altında yazılmış muhalif yazılar görüyorsunuz. Görmekle kalmayıp bu yazıların yakın tarihte yazılmış olduklarını bile zannedebiliyorsunuz bazen. Biliriz ki tarihten ders çıkarmak pek ehemmiyetli gelir bize. Tam da bu yüzden o yazıların bugünlerde yazılmış gibi olduğunu hissettim. Ben en çok bu dergide yazan yazıları okurken keyif aldım ve bunun nedeninin günümüzle bağdaştırmam olduğunu düşündüm. Son birkaç sayfada
Edebiyat
Markopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 20242,754 okunma
Reklam