Genel olarak motivasyon kaybı yaşadığım bir dönemde karşıma çıkan ve bana iyi gelen kitaplardan biri oldu. Okurken yazarın anlatım dili bana sık sık Aykut Oğut'u hatırlattı. Özellikle düşünce gücü, inanç kalıpları ve hayata bakış açısıyla ilgili anlatılan bazı konular iki yazar arasında benzerlikler kurmama neden oldu. Ancak bu benzerlikler, daha önce okuduğum bir kitabın tekrarıymış hissini vermiyor hatta tam tersine tanıdık gelen fikirler farklı örnekler ve farklı bakış açılarıyla ele alınıyor. Bu da anlatılanları üzerinde düşünerek benimseyerek hayatıma katmamı kolaylaştırdı diyebilirim.
En sevdiğim yanı ise okurken üzerimdeki zihinsel yorgunluğu hafifletmesi oldu. Sayfalar ilerledikçe olaylara daha olumlu ve sakin yaklaşmaya başladığımı farkettim.
Sen Yeter ki İstePierre Franckh Kesinlikle bu kitabı doğru zamanda en ihtiyacınız olan bir dönemde okuyacaksınız buna eminim çünkü enerjisi çok başka.
Sen Yeter ki İstePierre Franckh · Koridor Yayıncılık · 2025323 okunma
"Ne kadar kötü olduğunu düşünseniz bile yazmaktan vazgeçmeyin. Şiir yazmak için şair olmaya gerek yoktur aslında... Aşık bir yüreğin haykırışları yeter de artar bile."iir yazmak için
Bütün ŞiirleriSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 201927,6bin okunma
Medusa'nın Ölü Kumları 4Maral AtmacaBüşra
"Şükürler olsun, bitti!" diyerek derin bir nefes almak isterdik ama içimizdeki sinir harbi henüz yatışmadı.
Sena ile birlikte ilk kitaptan beri karakterlerin olgunlaşmasını bekledik, araya sıkıştırılan gereksiz uzatmalara katlandık, "ikinci kitap ilkinden beter çıktı" dedik, üçüncü kitapta sırf Itır'ın hatrına biraz umutlandık..Meğer sorun tek bir kitap değil, serinin ta kendisiymiş.
Hayatım boyunca yüzlerce karakter okudum ama bu kadar itici, kibirli, narsist ve tahammül sınırlarımı zorlayan bir karakterle çok nadir karşılaştım.
Güçlü kadın karakter yazmak istemişsiniz ama ortaya çıkan şey güçlü değil; sürekli kendini öven, herkesi aşağılayan, karşısındakini insan yerine koymayan yürüyen bir ego olmuş. Karakter değil, yazarın dokunulmazlık zırhı resmen.
Herkes aptal, bir Elzem akıllı.
Herkes güçsüz, bir Elzem güçlü.
Herkes hata yapıyor, bir Elzem kusursuz.
Yeter ya!
Ve en sinir olduğum şey şu: Kitap sürekli bana Elzem'e hayran olmam gerektiğini söylüyor. Hayır. Hayran olmadım. Aksine okudukça karakterden daha fazla nefret ettim. Bir noktadan sonra Elzem'in konuştuğu her sahnede göz devirmeye başladım. Baş ağrısı yaptı resmen.
Değişmeyen Kibir, Bitmeyen İşkence: Yazar dört kitap boyunca bize "güçlü kadın" okutuyorum adı altında, hayatımızda görebileceğimiz en egoist, en narsist ve en tahammül edilemez karakter olan Elzem’i dikte etmekten bıkmadı.
Dört kitap boyunca karanlık fantastik sat, ölüm sat, travma sat, savaş sat... Son sayfalarda ise sanki romantik komedi finali yazıyormuş gibi herkesi evlendir, çocuk sahibi yap, mutlu sona bağla.
Bunca kitaplık kaosa, çekilen onca çileye ve sinir krizlerine böyle vizyonsuz, klişe bir evlilik cümbüşüyle son verilmesi resmen okurun sabrını sınıyor.
Bu seri benim için tam anlamıyla
Neşesi Yeter...
Kesinlikle neşesi yetti de arttı bile.
Oldukça yoğun bir dönemde kafamı dağıtacak bir şeyler ararken kitaplıkta gözüme takıldı. İyi ki de okumuşum sanki yakın bir arkadaşımla sohbet ediyormuşum gibi sade yormayan ve içten bir anlatımı var. Yazarın kendi çocukluğunu ve yaşamını bu şekilde doğal bir dille anlatması okurken bendeki anıları da canlandırdı. Birçok yerde Aaa bunu ben de yaşadım diyerek yüzümde tebessümle bitirdiğim bir kitap oldu...
(Küçük bir not: Okuduğum gün sayısına bakmayın, bir ara kitaba başladığımı tamamen unuttum :)
Bazen tek sözcük bile bir öyküdür, sanat eserine uzanan bir ışıktır. Yeter ki o sözcüğü sezgilerinle algıla, içtenlikle yansıt.
Can'lı Yolculuk uzunlu kısalı öykülerle dokuyor bir hayatı. Kimi zaman dolu dolu yaşanan bir ömürden kesitler veriyor kimi zaman da karşılaşılan ilginç bir olayı, hatıraları ve beklenmedik rastlantıları anlatıyor. Amerika'da trenlerde, Paris sokaklarında, köylerde, deniz kıyılarında, ormanlarda yol alıyor yazar. Aynı zamanda ressam da olduğundan benzersiz gözlem yeteneğiyle birbirinden ilginç portreler çiziyor. Kumsaldaki bir kuş ölüsüne de, karşısına çıkan, gözüne ilişen ilginç figürlere de, bulutlara da aynı dikkat ve ihtimamla bakıyor. Böylece yolculuklarla, maceralarla dolu, zaman zaman doğaya övgüler düzen sımsıcak bir kitap çıkıyor ortaya. Yazarın çizimleriyle adeta ışıl ışıl parlıyor. Hayatın, ilişkilerin, keşfederek bakmanın ne denli heyecan verici ve her sonun bir başlangıç olabileceğini gösteriyor okurlara.
Kara Kış Beyaz DüşFatma Erdek
Selam kitap dostlarım
Bugün sizlere kalemini çok sevdiğim sevgili Fatma Erdek'in Kara Kış Beyaz Düş kitabıyla geldim. Yazarın eline emeğine sağlık her zaman yeri bende çok ayrı olacak , kalemine sağlık.
Yıllar önce okuduğum bu kitap da benim için ruhuma işleyen bir baş yapıt .
Aradan geçen zamandan sonra yeniden okuyunca ,bu kez hikâyenin acısını çok daha derinden hissettim.
Eskiden Zeynep'e dönüp "Neden sustun?" diye sormak isterdim. Şimdi ise suskunluğunun ardındaki çaresizliği görüyorum. Çünkü bazen insan konuşsa da duyulmuyor, haykırsa da anlaşılmıyor. Özellikle de bir kadınsa...
Babasının şehit düşmesiyle başlayan eksikliği, annesinin Selim'le yaptığı evlilikle bambaşka bir karanlığa dönüşür. Dışarıdan bakıldığında saygın, başarılı ve kusursuz görünen Selim'in gölgesi, Zeynep'in gençliğinin ve hayallerinin üzerine çöker. Onun hayatına bıraktığı izler sadece bir kalbi değil, bir ömrü yaralamaya yeter.
Güven Yüzbaşı'nın hayatına girmesiyle Zeynep için umut ışığı doğsa da geçmiş, peşini bırakmıyor. Kara kışlar insanın ruhundan kolay kolay çıkmıyor çünkü...
Fatma Erdek bu romanında sadece bir aşk hikâyesi anlatmıyor; suskunlukları, yarım kalan hayatları, kadınların görünmeyen mücadelelerini ve insan ruhunun en kırılgan yanlarını anlatıyor.
Ve sonra Akgül...
Onun hikâyesiyle karşılaştığımda içimdeki sızı daha da büyüdü. Zeynep için bu, adeta bir milat olur. Geçmişin acı yüzü onu derinden etkilerken, Akgül'ün yaşadıklarıyla kendi yaraları arasında bir bağ kurar. Belki de ilk kez, geçmişinin yükünü omuzlarından indirmeye ve küllerinden yeniden doğmaya cesaret eder.
Akgül için verdiği mücadele, Zeynep'in yıllardır taşıdığı acılara bir sünger çekme çabasıdır. Çünkü bazen başkasının yarasını sararken, insan kendi yaralarını da iyileştirmeyi