"insan en çok sabahları arar sevdiği kadını"
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü çiçekler alınıp verilebilir sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sanılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımparataşı gibi acımasız
...
"her şeyden biraz kalır"
diyor birileri, çoğulluk haklılıktır
kavanozda biraz kahve
kutuda biraz ekmek
insanda biraz acı
insanda biraz mutluluk
ama en geçerli söz
"insan en çok sabahları arar sevdiği kadını"
Türkiye’de ve Dünya’da
Uzun süre düşündüm, nedir ağzımdaki yaban tad
üvez değil,
karadut değil, sevdiğim bir şey değil
ama bana yabancı gelmiyor
ve alıştırıyor kendine
bir ses, bir açıklama bir
evet ya da hayır değil
Eski bir şey,
evi olan eski bir bahçe
Alnım değişmez biçimini buluyor sanki
karadut karasından, üvez kokusundan
birisi geliyor karşıma oturuyor bahçede
bir ölüm olayına ilişkin bir şeyler soruyor
önce çayınızı için diyorum, hayır diyor
ısrar ediyorum hayır diyor ben hiç çay içmem
özellikle alacakaranlıkta hüzün verirmiş ona
Birden usuma vuruyor haklı olduğu
evet alacakaranlıkta herkesin sahipsiz olduğu
ölüme ilişkin o konuşmayı da hatırlıyorum
ölümler sahipsizdir yoldaki kötü çukurlar gibi
gelip gitmezler bile kendileriyle kalırlar
1918’ deki bir ölüm eski bir bahçedir belleğimizde
ve evi yoktur üç odalı, duvarları resimli
bir adam çıkar o evden belki bir yere gider
Sonra ölüm konuşulur fısıltılar düzeyinde
aşkm adı geçmez ama belleğin bir yerlerindedir
çocuk gibi defne dalı gibi rüzgar gibi bir şey olarak
lambanın sönmesini durdurur ocaktaki ateşi tazeler
susulur saygı duyulur oturulur oturulur
Ey evsiz eski bahçe bir evin olmalıdır