Devletlerin gücü ve zayıflığı, milletlerin refahı ve fakirliği sadece yöneticilerin dindarlığına veya kötülüğüne bağlı değildir. Yöneticiler, iyi veya kötü de olsalar, kahraman veya zalim de olsalar kendi halklarının birer parçasıdırlar. Milletlerinin ruhunu yansıtırlar. Kendi milletlerinin birer ürünüdürler. Halk nasılsa onlar da öyledir. Her halk hak ettiği şekilde yönetilir.
Sayfa 12·Kitabı okuyor
İnsan "dokuzdan beşe" çalışan bir kişi olarak işgücünün ya da yöneticiler ve şeflerin bürokratik gücünün bir parçası olmuştur. Çok az inisiyatife sahiptir.
Sayfa 38 - Say Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Harika
Ülkemizde, yönetici sınıfın, saygınlığın ya da varlıklılığın sırça köşkünde yaşamadığı, gözlerini dışarıda olup bitene yummadığı bir dönem oldu mu hiç? Bu “yönetici sınıf”ın adalet, adil dövüş, eşitlik, düzen, hatta sosyalizm gibi sözcükleri kullanması ne fark eder, hiç etti mi? Onları kullanıyor, bir süreliğine onlara inanıyorlardı da, ama bu arada, yöneticiler hâlâ, her zamanki gibi en kötüsüne karşı zırhlı, kalkanlı bir şekilde yaşayıp giderken, her şey parçalanmakta, lime lime olmaktaydı; en kötüyü var güçleriyle def etmeye, savuşturmaya, afaroz etmeye çalışıyorlardı, çünkü onu kabullenmeleri demek, kendilerinin yararsız olduğunu kabul etmek, onlara sağlanan, doyasıya yararlandıkları ekstra güvenliğin ise verdikleri hizmete karşılık aldıkları maaş değil, resmen hırsızlık olduğunu itiraf etmek demekti...
Edebiyat
Toplumlar ne yapacaklarına düşünerek karar vermezler Suzan. Yöneticiler onların yerine düşünürler. Sokaktaki insanda beklenen,seçtiği yöneticilerin arkasında durmasıdır o kadar. Kötü bir şey söylediğimin farkındayım. Bu modelin ideal bir toplum modeli olmadığını kabul ediyorum. Ama böyle.
Sayfa 345·Kitabı okudu
Tanış mənzərədir
Bu işe yaramaz gençleri ne yapmalıydı? Ebeveynleri ve akrabaları, yöneticiler üzerinde nüfuzların ve bağlantlarını kullanarak bu uygunsuz varlıkları Finlandiya'daki önemli memuriyetlere getirmeyi başardılar. Bunlar gibi bin hatta iki bin memurdan neler beklene-bileceğini tahmin edersiniz. Yalan, ahlaki açıdan yozlaşmış, birkaç senelik eğitim almış bu insanlar zamanlarının çoğunu işyerlerinden çok pahalı barlarda ve eğlence yerlerinde geçiriyorlardı. Çalşmayı ne istiyor ne de becerebiliyorlardı. Kaba ve cahillerdi. Hizmetlerinde dikkatsiz, halka karşı kibirliydiler. İşe geç gelip erken ayrlıyorlardı. Mesai saatlerinde kahve ve tütün içiyor, gazete okuyor, arkadaşlarıyla sohbet ediyorlardı. Onlara işi düşenler saatlerce beklemek zorunda kalıyordu. Kaba ve zorbalıkla insanlara, "Müdür meşgul, toplantısı var, bekle," diyerek işi geçiştiriyorlardı. Birisi nihayet beklemeyi göze aldığında veya beklemek zorunda kaldığında uykusuzluktan kanlanmış gözleriyle suratsız, aptal yüzlü müdür ziyaretçiyi şişmiş bir hindi gibi karşılardı. Genellikle de sözünü keser, konuşmasına izin vermezdi. Yarın gelin, bugün meşgulüm. Ama lütfen yapmayın, taşradan geliyorum .. Yarın dedim! Hindi suratlı memur iyice dikleşirdi. Ama param yok, bekleyemem... Yarın dedim, hemen dışarı çık! Düzenledikleri eğlencelerde pahalı şaraplar su gibi akar, sayısız hafif kadın toplanırdı. Bütün bunlar çok para gerektiriyordu. Bu yüzden böyle yerlerde aklı başında insanları dehşete düşüren şeylere karar veriliyor ve uygulanıyordu. "Bu nasıl iş? Stockholm bunlara nasıl izin veriyor? Daha ne kadar böyle sürecek?" diyordu herkes. Halk inim inim inliyor, şikâyet ediyor, olanlara kızyordu. Dahası onlar da gittikçe kötü örneğe daha çok ayak uyduruyordu. "Amir böyleyse biz niye fırsatı tepelim? diyorlardı."
Sayfa 21 - İş bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Kitaptan sectiklerim
Küçük çocuğu olan neredeyse tüm yöneticiler ekran kullanımını neredeyse tamamen yasaklıyor. Sosyal medya hesapları biryana, çocukların fotoğraflarını bile paylaşmıyorlardı.
Sayfa 125·Kitabı okudu