9/10
·243 syf.··
2026 56. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 13:18
Bitirdikten sonra birkaç gün etkisinde kaldığım bir günce... Daha önce Nijinsky ve Van Gogh'un güncelerini de okumuştum fakat Ahmet Uluçay, belki de bizden biri olduğu için insanın içine çok daha fazla işliyor. 2000 - 2004 yılları arasındaki düşüncelerini günlüğüne aktarmış Ahmet Bey. Kısa ama son derece etkili ifade etmiş kendini. Okurken Ahmet Uluçay'ın olayları ve dünyayı farklı bir şekilde görebildiğine, gerçekten özel bir insan olduğuna şahit oluyorsunuz. Güncenin içeriğinden de anlayabileceğiniz üzere; bir hayali olan ve bu hayalinin peşinden inanılmaz bir inatla giden yönetmen, normal bir insan için son derece ağır, kaldırılması pek güç meşakkatlerle ve sancılarla dolu bir yol seçmiş. Benim için kitaptaki en özel kısımlar, şüphesiz Ahmet Uluçay'ın bu sıkıntılar karşısında yaradana sığınış şekli ve seçtiği güzel dualar oldu. Gerçekten temiz bir kalbin ve güzel bir insanın kurabileceği türden, insanın içine işleyen cümleler... Kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar. :)
Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?Ahmet Uluçay · Küre Yayınları · 2018306 okunma
6/10
·106 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:26
Ünlü Alman yönetmen, yapımcı ve yazar #WernerHerzog’un kaleme aldığı #BuzdaYürüyüş kitabı çok sıradışı bir deneyimi konu alıyor. 1974 yılının Kasım ayının sonuna doğru bir haber alıyor. Geçen yüzyılın en önemli sinema eleştirmenlerinden yakın arkadaşı Latte Eisner, Paris’te hasta yatağında ölmek üzere. Bunu duyan Herzog şöyle der: Olamaz, şimdi ölemez, Alman sineması şu an onsuz yapamaz, bu önemli kadının ölmesine izin veremeyiz. Bir karar alıyor; belki bir totem, oraya yürüyerek giderse Eisner’in ölmeyeceğine, adımlarının onu iyileştireceğine dair çılgınca bir inançla Münih’ten 23 Kasım’da sert kışta 21 gün sürecek olan o yola koyuluyor. Bir sırt çantası, bir harita ve bir çift yeni bot ile çıktığı bu yolculukta köylerden, tarlalardan, dağ yollarından, kar buz içinde geçerken karşılaştıklarını kendine has üslubu ile kağıda aktarır. Sadece çok özel olan kısımları çıkartarak bu notlarını herkesle paylaşmaya karar verir ve ortaya bu kitap çıkar. Bu kitap; dostluğa, ölüme meydan okumaya, inanca ve insan iradesine dair yazılmış bir eylem kitabı aslında. Herzog için yürümek fiziksel bir eylem olmaktan çıkmış, her adım ölümden bir saniye çalıyor. Bu yönüyle kitap aslında kaçınılmaz olan sona karşı çekilen bir rest gibi. Nitekim Lotte Eisner bu yürüyüşün ardından iyileşmiş ve yıllarca daha yaşamıştır, bu da kitaba efsanevi bir hava katar. Kitap günlük formunda. Herzog yol boyunca maruz kaldığı amansız doğa şartlarını; fırtına, çamur, kar, buz, ayaklarındaki yaraları ve sığındığı terk edilmiş ya da boş evleri, ahırları, barınakları anlatır. Ancak dışarıdaki bu kasvetli, ıssız ve donmuş coğrafya, aslında yazarın iç dünyasındaki kaygının, delilik sınırındaki yalnızlığın ve dostunu kaybetme korkusunun bir yansıması. Buzda Yürüyüş, Werner Herzog sinemasını anlamak için de bir
Buzda YürüyüşWerner Herzog · Jaguar Kitap · 2016508 okunma
Reklam
Puan vermedi·192 syf.··
2026 70. kitabı
Bir insanın yazdığı eserler yıllar sonra hala yolculuğuna devam edebilir mi? Bu kitabı okurken Nâzım Hikmet’in şiirlerinden çok başka bir tarafını gördüm. Sayfalar boyunca oyunlar, provalar, sahneler, mektuplar ve tiyatrolar arasında dolaştım. Bazen bir oyunun yazılmasından çok, sahneye çıkabilmesi için verilen uğraş dikkatimi çekti. Demokles’in Kılıcı’ndan İstasyon’a, Kör Padişah’tan Herşeye Rağmen’e kadar pek çok oyundan söz ediliyor. Ama ben en çok oyunların perde açıldıktan sonra da yaşamayı sürdürmesini sevdim. Bir yerde seyirciler alkışlıyor, başka bir yerde bir yönetmen metin üzerine uzun uzun konuşuyor, yıllar sonra başka bir şehirde aynı oyun yeniden sahneleniyor. Mektuplar da kitabın sevdiğim taraflarından biri oldu. Bazen bir oyunun sahnelenmesini bekleyen, bazen gelen haberlere sevinen, bazen de hayal kırıklığı yaşayan bir Nâzım okudum. Bu sayfalarda şair kimliğinin yanında, emeğinin karşılığını görmek isteyen bir insan da vardı. Yalnızca oyunları değil, o oyunların çevresindeki insanları da tanıdım. Yönetmenler, oyuncular, çevirmenler, dostları derken kitap beklediğimden daha kalabalık bir yere açıldı. Nâzım Hikmet’i yıllardır şiirleriyle tanıyordum ama bu kez sahne arkasında koşturan, oyunlarının peşini bırakmayan başka bir Nâzım’la karşılaştım.
Nazım Hikmet ve TiyatrosuAntonina Sverçevskaya · Cem Yayınevi · 20037 okunma
Ciddi anlamda spoiler içerir !!!!!!!!
10/10
·120 syf.··
2026 1. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 23:48
Zülfü Livaneli’nin Elia ile Yolculuk adlı eseri klasik anlamda bir roman değil; anı, biyografi, gezi yazısı ve dostluk hikâyesinin iç içe geçtiği, gerçek olaylara dayanan edebi bir anlatıdır. Kitabın merkezinde dünyaca ünlü yönetmen Elia Kazan ile yazar Zülfü Livaneli arasında yıllara yayılan dostluk ve birlikte yaptıkları son Anadolu yolculuğu bulunur. Eser, Elia Kazan’ın yaşamının son dönemlerinde doğduğu topraklara duyduğu özlem nedeniyle çıktığı duygusal bir dönüş yolculuğunu anlatır. Kitap, Livaneli’nin New York’ta başlayan anılarıyla açılır. Okur daha ilk sayfalardan itibaren Elia Kazan’ın yalnızca ünlü bir Hollywood yönetmeni olmadığını, aynı zamanda kökleri Anadolu’ya uzanan karmaşık bir kişiliğe sahip olduğunu öğrenir. Asıl adı Elias Kazancıoğlu olan Elia, Osmanlı döneminde İstanbul’da doğmuş, ailesiyle birlikte çok küçük yaşta Amerika’ya göç etmiş bir Rum çocuğudur. Amerika’da büyümüş, tiyatro ve sinema alanında olağanüstü başarılara ulaşmış, birçok Oscar kazanmış ve dünya sinema tarihinin en etkili yönetmenlerinden biri hâline gelmiştir. Ancak bütün bu başarılara rağmen içinde hiç dinmeyen bir Anadolu özlemi taşımaktadır. Kendisini tam anlamıyla Amerikalı ya da Yunan hissetmez; en çok “Anadolulu” olarak tanımlar. Bu duygu, kitabın temel eksenlerinden biridir. Livaneli ile Elia Kazan’ın dostluğu da bu ortak Anadolu duygusundan beslenir. Kitap boyunca sadece Elia’nın hayatını değil, Livaneli’nin kendi yaşamından kesitleri de görürüz. İki sanatçı farklı kuşaklardan, farklı coğrafyalardan gelmiş olsalar da sürgünlük, aidiyet arayışı, sanat ve memleket özlemi gibi ortak duygularda buluşurlar. Yolculuk sırasında yaptıkları sohbetler, kitapta olaylardan daha önemli bir yer tutar. Bu sohbetlerde siyaset, tarih, sanat, insan doğası, göç ve kimlik meseleleri sık sık
Alıntı
Elia ile YolculukZülfü Livaneli · Karakarga Yayınları · 202012,5bin okunma
Puan vermedi·163 syf.··
2026 24. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 18:49
Bu kitap ilk bakışta kaybedenlerin ve dibe vurmuşların hikâyesi gibi görünse de; özünde, kitabın başkarakteri Bakır'ın, hayata tutunma çabasını da anlatır aynı zamanda... Bakır, tabiri caizse denize düşmüştür ve boğulmamak için tutunacak bir dal aramaktadır. Yoksulluk ve yalnızlığın girdabında kulaç atmaya çalıştıkça daha çok dibe batar. Bu yoksulluk sadece paranın değil, sevgi ve umudun da yoksunluğudur aslında... Bazen kaybettiğiniz için yalnız kalmazsınız, yalnız kaldığınız için kaybedersiniz hayatta... Yanında tutunacak bir el, bir nefes, bir ses arar insan... Yani bir anlâm arayışı... O anlâmı bulamadığında ise hayat size yol ayrımları sunar; ya hakikâti buldurur o yol, ya da yanlış tercihlerinizle dibi gördürür. Bakır, maalesef uyuşturucu ve alkol bağımlılığıyla birlikte intiharın eşiğinde gezen, savrulan bir gençtir. "Müptezel" tanım olarak; "saygınlığını yitirmiş, değersiz, bayağılaşmış ve ayağa düşmüş kişi," anlâmlarına geliyor. Bazı sevgili okur arkadaşlarımız kitaba dair "inceleme"lerinde bolca küfür içerdiği için kitabı fazlasıyla eleştirmişler ama adı üzerinde: "bayılaşmış, saygınlığını yitirmiş" insanların nazik bir İstanbul türkçesiyle konuşmaları beklenemezdi sanırım değil mi? Bence Emrah Serbes yapmacıklıktan uzak, tam da olması gerektiği gibi küfürlü bir dil kullanmış ve bu dil, kitabı çok daha samimi ve gerçekçi kılmış. Örneğin, Brad Pitt'in "Furry" filmini izlediyseniz hatırlarsınız, filmde bir amerikan subayını oynamıştı ve saçlarını yıkadığı bir sahne vardı. O sahnede saçlarından simsiyah bir çamur akmıştı. Yönetmen, aslında o sahneyle birlikte izleyiciyi tam anlâmıyla savaş atmosferinin içine çekmek istiyordu. Bir de bizim dizilerimizdeki dağlık arazide gezip çatışmaya giren ve botları dahi kirlenmeyen başrollerimizi aklınıza getirin ve
MüptezellerEmrah Serbes · İletişim Yayınları · 20168,6bin okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 23:49
Bu kitabı okurken içimde bir şeyin çıt diye kırılıverdiğini hissettim. Sanki bir kandırmacadan yaşamın gerçeklerine uyanıvermişim gibi geldi. Bir edebi eser okuyucuda sayısız farklılıkta duygu uyandırabilir. Bu hikayenin benim aynamdaki yansıması ise kahramanın yaşadığı kazadan sonra kaybettiği yüzü kadar ürperticiydi. Yazabilmek bir marifettir, hatta okuyabilmekte. İlki yetenek ister, ikincisi de sabır. Yani herkesin harcı değildir okumak da yazmak da. Bu sebeple her ikisini de yapabildiğim için kendimle övünür, bu kümeye ait insanlar olarak ayrıcalıklı olduğumuza inanırdım. Ama insan edebiyata öylesine düz yolda giderken rastlamazdı ki. Kırılan yerden yeşerirdi edebiyat. Acının, özlemin, yitik duyguların omuzlarında yükselirdi. Işık gibiydi evet, ama yalnızca zifiri karanlıkta anlamlıydı; dosttu, bu yüzden yalnızlıkta değerliydi. Okuyorsan çaresizdin, yazıyorsan yaralıydın. Boğulmuyorken çırpınmazdın, düşmüyorken tutunacak dal aramazdın. Dostoyevski Çar’ın idam mangasının önünde ölümle yüz yüze gelmeseydi, ne Raskolnikov’dan haberimiz olacaktı, ne de Ölüler evinden. Kafka babası tarafından değer görseydi, ölümünden sonra dahi olsa kırılgan duygularına tanıklık edemeyecektik. Savaşlar, sürgünler, politik kavgalar olmasa duyar mıydık Sandor Marai’lerin Milan Kundera’ların adlarını. Romanın daha ilk bir kaç sayfası beni can evimden vururken bunları düşündüm.Ve kendime şu soruyu sordum; “ Hayatın debdebesinden, acılarımızdan kacarken, ama okuyarak ama yazarak, edebiyata sığınan bizler hakikaten ayrıcalıklı kesim miydik?” Sorunun cevabını vermeden önce kitabı inceleyelim. Yazarın kendi hayat hikayesinden esinlenerek yazdığı bir roman Almodovar Teoremi. Kahramanımız Antoni Matematik bölümünden başarı ile mezun olduktan sonra kız arkadaşı ile birlikte mezuniyet
Almodovar TeoremiAntoni Casas Ros · Sel Yayıncılık · 2013947 okunma
Reklam
Reklam