KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... "Falan namaz kılıyor ya şöyle şöyle işleri de var… Tamam ben namaz kılmıyorum, oruç tutmuyorum ama..." söylemi ile kendisinin dini emir ve yasaklara uymayışına kılıf uydurma tutumu da moda oldu. Yani o oruç tutup namaz kılanın yaptığı haksızlıkları yapmıyor oluşu bir savunma mekanizması haline dönüştürülüveriyor nasıl oluyorsa. İyi de kardeşim sana yarın; "Sen emirlere uymadın, yasaklardan kaçmadın, ibadet de etmedin ama bak edenler neler neler yaptı, sen şu tarafa geç" denileceğini mi düşünüyorsun yani? Şeytanın kulları aldatmada kullandığı bir yöntem bu. Bir süre sonra bu söylemlerde bulunanlar yine şeytanın da desteğiyle iyice rahatlamaya da başlıyorlar. Sana düşen ise hem onun yaptığı ibadetleri yapıp hem de onun hatalarına düşmeyerek örnek bir müslüman olmak değil midir? Ayrıca gösteriver sen bakalım nasıl hem ibadetler aksatılmayıp hem de her türlü hakka hukuka, toplum düzenine riayet ediliyor. Çok ciddi bir göz yanılması, kasıtlı bir tersten bakış örneği. METİN SEVİL, Kısa Kısa - Sosyal Medya Tadında, SAYFA: 58
Azgın Nefsin Şerrinden Korunmak
“Nefsin şerrinden korunmak”, İslâm ahlâkının tam merkezinde yer alan en hayati ve en önemli meselelerden biridir. İnsan hayatındaki en büyük mücadelelerden biri, dış düşmanlarla değil; insanın kendi içindeki nefisle verdiği mücadeledir. Çünkü nefis, kontrol edilmediğinde insanı günaha, kibire, azgınlığa, hevâ ve arzuların peşinden körü körüne gitmeye sürükleyebilir. Terbiye edilmediğinde insanı adım adım helâke götüren bu güç, terbiye ve tezkiye edildiğinde ise insanın manevî yükselişine, olgunlaşmasına ve hakiki kurtuluşuna en büyük vesile olur. Bu konuda hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem Hadis-i Şerifler’de, ayrıca sahâbe ve tasavvuf büyüklerinin sözlerinde bizlere bırakılmış çok zengin, köklü bir miras vardır. 1. İlahi Kelâmda Nefis Terbiyesi Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de nefis terbiyesinin ve tezkiyesinin (arınmanın) gerekliliğini ve önemini açıkça ortaya koyarak şöyle bildirir: “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kirleten ise ziyana uğramıştır.” (Şems, 9-10) Başka bir Ayet-i Kerime’de ise nefsin insanı her an kötülüğe ve harama sürükleyebilecek potansiyeli şöyle ifade edilir: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, kötülüğü emreder.” (Yusuf, 53) Rabbimiz, nefsani arzuları frenlemenin ebedi mükafatını ise şu müjdeyle beyan buyurur: “Rabbinden korkan ve nefsini hevâdan alıkoyan kimsenin varacağı yer Cennet’tir.” (Nâziât, 40-41) 2. Sünnet-i Seniyye’de Nefis Mücadelesi İki Cihan Güneşi, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurmuştur: “Gerçek mücahit, Allah Teâlâ’ya itaat yolunda nefsiyle cihad edendir.” (Sünen-i Tirmizî) Manevi uyanıklığın ve akıllılığın ölçüsünü bildiren bir diğer hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır.” (Sünen-i
Hayat ve İnsan
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir şeyler için sabırsızlanıyor ve mümkün olduğunca hızlı bir şekilde öğrenmek istiyorsan, işleri akışına bırakman lazım. En iyi yöntem yaşayarak öğrenmektir.
1000Kitap
Kurumsal kütüphane sistemleri
Kurumsal kütüphane sistemlerine doğrudan ve sistematik bir entegrasyon hedefi taşımaz. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında yayınevleri, edebiyatın dolaşımında temel merkez haline gelir. Kitabın basımı, dağıtımı, tanıtımı, eleştiriye ulaştırılması ve kütüphane kanallarına girmesi büyük ölçüde yayınevi gücüne bağlıdır. Bu modelde yazarın rolü çoğu zaman üretimle sınırlanır; eserin kurumsal dolaşımı ise yayınevinin ağı, prestiji ve dağıtım kapasitesi üzerinden şekillenir. Şans ve Dans örneği bu tarihsel çizgide farklı bir yere oturur. Burada bağımsız yazar, yayınevi merkezli pasif dağıtım modelinin dışında kalarak eserin bibliyografik kimliğini kendisi kurmaya çalışır. ISBN, OCLC, Library of Congress kaydı, uluslararası kütüphane katalogları, üniversite koleksiyonları, Türkoloji merkezleri ve beşerî bilimler kütüphaneleri birlikte düşünülür. Böylece kitap yalnızca “okura gönderilen” bir nesne değil, kurumsal sistemlere adım adım entegre edilen bir bibliyografik varlık haline gelir. Bu yönüyle Şans ve Dans modeli üç açıdan ayrışır. Birincisi, model küreseldir. Tek bir ülke, şehir ya da edebî çevreyle sınırlı kalmaz; farklı kıtalardaki kütüphane ve akademik kurumlara yönelir. İkincisi, model belgelenebilirdir. Her kabul, katalog kaydı, teslim bilgisi, kurumsal yanıt ve bibliyografik görünürlük izlenebilir bir kayıt üretir. Üçüncüsü, model tekrarlanabilirdir. Doğru bibliyografik dosya, doğru kurum seçimi, doğru iletişim dili ve doğru takip sistemiyle başka bağımsız yazarlar için de uygulanabilir bir yöntem önerir. Bu nedenle Şans ve Dans örneğinde ortaya çıkan şey yalnızca bir yazarın kitabını tanıtma çabası değildir. Bu, bağımsız yazarın kendi eserini kurumsal hafızaya taşıma, bibliyografik olarak görünür kılma ve edebiyat sisteminin dışından içeriye doğru kendi yolunu açma
20 Temmuz 1971'de Francisco Presedo adlı bir arkeolog, kendisine dünya çapında ün kazandıran bir keşif yaptı. İspanya'nın güneyindeki Granada eyaletindeki Baza şehrinde, Cerro del Santuario adlı bir tepedeki nekropolde yaptığı kazılar sırasında, 2,60 metre genişliğinde ve 1,80 metre derinliğinde bir oyuk açtı. İçeride, silahlar da dahil olmak üzere zengin bir dizi mezar eşyasıyla birlikte oturan bir kadının boyalı bir heykelini buldu; bunların hepsi yaklaşık 2.400 yıldır orada yatıyordu. Presedo, MÖ 4. ve 2. yüzyıllar arasında İber Yarımadası'nın güneydoğu bölgesinde yaşayan Roma öncesi bir halk olan Bastetani'ye ait bir sanatçı tarafından yapılmış muhteşem bir heykel olan Baza Hanımı (la Dama de Baza) olarak bilinen şeyi yeni bulmuştu. Adı, aynı dönemde yapılmış daha ünlü bir başka heykel olan Elche Hanımı'nı anımsatıyor. Arkeolog, dehşete düşerek heykelin orijinal renklerinin her saat solduğunu hemen fark etti. Presedo bir kutu saç spreyi aldı ve Baza Hanımı'nı bununla kapladı. Ancak şimdi, bilim insanları renk paletini geri kazandırmak için 21. yüzyıl teknolojisini kullanıyorlar. Bu, Baza Hanımı'nı "toplumun üst ve zengin sınıflarını temsil eden, seçkin, gerçek bir İber kadınının görüntüsü" olarak görmeyi mümkün kıldı. Raporda, "Kadının yaratıldığı ve boyandığı atölyenin, yüzünü ve ellerini nüanslı cilt tonlarında boyayarak ve pelerini ve tunikini gerçekten giyilen renklere boyayarak [gerçek kadının] fiziksel görünümünü ve kıyafetini sadakatle yeniden üretmek istediği" belirtiliyor. Bu yöntem ayrıca heykelde kullanılan pigmentleri belirlemeye de yardımcı oldu: Mısır mavisi için kalsiyum bakır silikat, kırmızı için cinnabar, toprak için toprak, beyaz için alçı ve siyah için kömür. Ayrıca mücevherleri gümüş gibi göstermek için onları kaplayan çok ince bakır yaprak
"NESH" MESELESİ ve ANLAYIŞLAR...
(...) Mustafa Öztürk, tarihselciliğe yöneltilen “Kur’ân’ı nüzûl çağına gömme” suçlamasını tersine çevirmeye çalışır. Herkesin bildiği fakat açıkça söylemekten kaçındığı bir gerçeği ilân ettiğini imâ eder: Anânevî İslâm ilimlerinde kabul edilen nesh anlayışı ile modern dönemde “tarihselcilik” diye adlandırılan yaklaşım arasındaki “benzerliği” öne çıkararak, tarihselcilik gelenekten bütünüyle kopuk, Batı’dan ithal edilmiş yabancı bir yöntem değildir, demek ister. Ona göre tarihselcilik, tam aksine klasik nesh teorisinin mantıkî sonuçlarının bugünkü dile taşınmış hâlidir. Buna göre geleneksel nesh anlayışına göre Kur’ân’daki bazı hükümler, daha sonra gelen başka âyetlerle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu da, vahiy sürecinde hükümlerin belli şartlara göre değişebildiğini gösterir. Öztürk buradan hareketle, “Madem klasik ulema, vahiy devam ederken bazı hükümlerin değiştiğini kabul ediyor; o hâlde Kur’ân hükümlerinin tarihî şartlarla ilişkisini vurgulayan tarihselcilik niçin sapkınlık sayılsın?” demektedir. Ona göre tarihselciliğin yaptığı şey, neshin içinde zâten bulunan tarihî değişim fikrini daha açık ve sistematik biçimde dile getirmektir. Böylece Öztürk, tarihselciliği, İslâm ilim geleneğinin dışında değil, bizzat bu geleneğin nesh, esbâb-ı nüzul, Mekkî-Medenî ve tedricî teşri gibi kavramlarının devamı olarak konumlandırmaktadır. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -I. Mustafa Öztürk’ün Dilinden Tarihselciliğin İddiaları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik