• Buralar çok soğuk , üşüyor musun ?
    İyi bak kendine canımın canı sende.
    Sabah sıkı giyin , gece üzerini ört üşüme.
    Saçlarını ıslak tutma üşütürüm.
    Gözlerine iyi bak , bakışların soğuk olmasın .
    Ellerine iyi bak , ellerimi soğuk sarmasın .
    Buralar çok soğuk canım , beni düşünme
    Sende bir biz var, ne olur iyi bak bize.
    Biz iyi oldukça soğuk dokunmaz yüreğime
    Havalar soğuk yüreğim sıcacık yüreğine
    Seni çok seviyorum kendine iyi bak .
    Beni düşünme.......
    ( Alıntı )
  • Her şey olup gider
    Sen yeter ki yüreğine iyi bak!
  • Bir yazımın başlığı “Müslümanlar ne kadar Müslüman?” idi. Bu soruyu tuttum; çünkü meselenin özüne, Müslüman insanın yakıcı gerçeğine dokunuyor.

    Maalesef birçok konuda İslâm ne demişse -özellikle son zamanlarda- Müslüman birey ve topluluklar onun tersini yapıyor. Kur’ân-ı Kerîm, bir kötülüğü, -kime karşı işlenmiş olursa olsun- “yapanın kendine yaptığı kötülük” sayar. Bu anlamda kendi kendimize yaptığımız belki en büyük ve en tehlikeli kötülük şudur: Dilimizle ve elimizle insanları üzüyor, acıtıyor, onlara zarar veriyoruz. Sevgi, saygı, kardeşlik gibi yapıcı duygularla daha kolay çözeceğimiz sorunlarımızı düşmanlık ve şiddet duygularıyla içinden çıkılmaz hale getiriyoruz. Din “Önce kendine bak, kusuru önce kendinde ara” derken biz Müslümanlar, kendi ellerimizle ettiklerimizin suçunu başkalarına yükleyip işin içinden sıyrılıveriyoruz. Bizzat sebep olduğumuz yanlışları kendimiz düzeltmemiz gerekirken, suçlu olarak içimizden dışımızdan başkalarını gösterip, insanımızı onlara saldırtıyoruz.

    ***

    Hem Kur’an öğretisinde hem Hz. Peygamber’in söz ve uygulamalarında en çok önem verilen toplumsal konu birlik ve kardeşlik ruhudur. Sırf şu ayet bile bunun İslâm açısından ne kadar önemli olduğunu göstermeye yeter: “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a/İslâm’a/birliğe) sımsıkı yapışın, ayrılığa düşmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani vaktiyle birbirinize düşmandınız; sonra Allah kalplerinizi kaynaştırdı ve O’nun nimetiyle kardeşler topluluğuoldunuz. Bir ateş çukurunun tam kenarındayken Allah oradan sizi kurtardı...”

    Tefsircilerin üstadı Taberî’nin kaydettiğine göre Hz. Peygamber sonrası neslin büyük müfessiri Katâde’nin bu ayetle ilgili açıklaması içinde şu ifadeler de vardı: “Yani siz önceden birbirinizi boğazlıyordunuz; güçlüleriniz zayıflarınızı yiyordu. Nihayet İslâm geldi ve aranızda kardeşlik ilişkisi kurdu, sizi birbirinize bağladı. Tek ilâh olan Allah’a yemin ederim ki kaynaşma rahmet, tefrika azaptır.”

    Anılan ayetin bulunduğu Âl-i İmrân suresi Medine’de indi. Şimdi o mübarek toprakları yönetenler Batı silah tüccarlarının en büyük müşterilerinden ve o silahları sadece kardeşlerine kullanıyorlar. Müslümanların bomba yağdırdığı Yemen’de açlık, sefalet, ölüm kol geziyor. Seksen bin çocuk açlıktan öldü, ölmeye devam ediyor. Diğer Müslüman yönetimler çok mu iyi? Bu durumda önce bizim sormamız gerekmez mi: “Müslümanlar ne kadar Müslüman?”

    ***

    Bütün muteber kaynaklarda geçen “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir” hadisini de dikkate alırsak, aslında hepimiz ne kadar Müslümanız? Evet!.. Özündeki ahlâkı ve insaniyeti boşalttığımız dindarlıkla buraya kadar… “Lâ ilâhe illallah” bayrağının altında bir insanı (ki, Kur’an’ın ifadesiyle haksız yere öldürülen bir insan, bütün insanlık demektir) sorgusuz sualsiz öldüren, canıyla bedeniyle yok eden bir “Müslüman” gerçeği, İslâm toplumlarındaki ahlâkî ve insani kâmil Müslümanlığın iflasıdır.

    Şunu bilelim: O cinayeti işleyen zihinle, sevgi ve kardeşlik yerine nefret ve düşmanlık duygularını kışkırtan diğer zihinler arasında mahiyet farkı yok, sadece derece farkı var. Bizim toplumda bile bu gerçeği görmek için “dindarlık” adına sosyal medyaya yansıyan mide bulandırıcı nefret çıldırmışlığına bakmanız yeterlidir.

    Bu fırtınadan kurtulmanın dünyada tek yolu var: Artık rüzgâr ekmeyi bırakıp, insanımızın beynine ve yüreğine ümmet ve insanlık için hayırlı bilgiler, duygular, değerler ekmek... Tarihin belli bir şartında meşru bir gerekçeyle putperest Araplara karşı savaşmayı emreden bir tek ayetten dört kelimelik bir cümlenin, daha barışçı bir insanlık ilişkisini emreden 134 ayeti neshettiğini (hükümsüz kıldığını) öğreten bir zihniyetin yeni dünyayı yönetecek aklı üretmesini beklemek hayalden de ötede bir aptallıktır. Bu gerçeğe işaret için ağzını açanı, kalemini oynatanı hakaret, tehdit ve türlü kuşatmalarla susturmaya çalışanlar bilsinler ki ümmetin geleceğini ateşe veriyorlar.
  • BÜTÜN YAŞAYAMADIKLARIMIN ACEMİSİYDİM,YAŞADIM, USTALAŞTIM VE YAŞAYAMADIKLARIMA ACEMİ KALDIM

    "Desene yaşam tekrarlardan oluşuyor…
    Tekrarlardan değil, dedi; tekrarların tekrarından"
    Hasan Ali Toptaş

    Ivan Denisoviç Şukov.
    "Şukov'un cezasında buna benzer üç bin altı yüz elli üç gün vardı. Kalk vuruşlarından ışıklar sönene kadar."

    Soljenitsin abiyle de tanıştım çok şükür, pişman değilim, sevinçliyim. "Acıyı bal eyledik." mecburiyetten..

    Hüküm verildi : 10 sene çalışma kampı hapishanesi,marş marş!!

    Yıllarca aynı günü yaşamak, her gün biraz daha ustalaşarak.. Anlatılan milyonların gerçek hikayesidir. Bizi buraya kim fırlattı? Bilen var mı? Var. Yok. Ne fark eder.

    "Uyku dışında cezalıların kendilerine ayırdıkları zaman , sabah kahvaltısındaki on dakikaydı. Beş dakika öğle, beş dakika da akşam yemekleri."
    "Çorba her zaman aynıydı. Karışımı sadece kışın gelen sebzelere göre değişiyordu. Geçen yıl yalnız tuzlu havuç yemişlerdi."

    Arkadaşlar, gardiyanlar, görevliler, her çeşit tutuklular, kimler ve daha kimler..

    "Kamp hayatında sabah toplantısına gitme zamanından daha acı bir an olamazdı."
    "Dikkatle dinleyin hükümlüler! Yürüyüş kolu asla bozulmayacak.Aceleye lüzum yok.Uygun adım yürüyün. Konuşmak yok!"

    Bir tabak fazla yemek yiyebilir miyim ya da bir lokma fazladan ekmek? Çay diye çok güzel bir şey vardı içtikçe iyi gelen, kahve mi o da neydi? Az daha uyusam, hava çok soğuk. Hastayım ben niye inanmıyorsunuz? Acımazlar sana. Kendini evinde mi zannettin? Kes sesini ve işine bak. Emir almaya çok alıştık. Lanet olsun hepinize..

    Zaman, hatıralarla birlikte işlerdi insanın yüreğine..

    ARALIK 2009-MAYIS 2010, YER : MANİSA

    Bölüğümüz 360 kişi. 5 koğuşta 72 kişilik ranza düzeniyle yatıyoruz. Her sabah 5.00 kalkış, KOĞUŞ KAAAAALLLLKKKK !!!!

    Tuvalet, traş, kahvaltı.. Süreniz 45 dakika marş marş !!!
    360 kişi ve 10 tuvalet. Bir tuvalete 36 kişi düşüyor.
    Kahvaltıda 2 günde bir çay var.
    Her gün traş olmak yabancı bir alışkanlık.

    Saat : 6.15
    İctima, sabah sporu, silah al marş marş !!
    Güneşin doğmasına nereden baksan 1,5 saat var. Yarasa mıyız biz? Vampir miyiz? Karanlıklar lordu mu?
    En uzun kış gecelerinde, güneşin en son doğduğu,ülkenin en batısına gelmek kimin fikriydi? (İÇ SES : Tabi ki senin fikrindi kes zırlamayı.)

    Güneşin doğması yetmez. Spil dağını da aşması gerekir, saat 8.30 ilk pırıltılar, hava açıksa tabi. Haftanın 4 günü yağmur yağar. İt gibi titremek için mi geldin buraya?

    Yürüyüş, tekrar yürüyüş. Komutan koşturur canı isterse, ister elbette. Koş, koş, koş... Süründürmek de ister bazen, sürün. Bazenler çoğalır bazen.

    HER TÜRK ASKER DOĞAR
    VATAN SANA CANIM FEDA
    1-2-3-4
    BİR-Kİ-ÜÇ-DÖRT

    Öğle yemeğine hücuuuuuummmmm !!! Bu nasıl yemek, bu nasıl et çiğnenmiyor. Bu nasıl çorba su gibi. Bu nasıl gürültü. Bu nasıl bir döngü? Bu nasıl ve niye ve niçin ?

    Akşama çok var daha. Sen gel buraya koştur şuraya. Sen öbürü diğeri falancası filancası şuraya buraya oraya marş marş !!!

    Akşam yemeğine hücuuuuummmmm !! Bu nasıl yemek. ( İç ses: Kes lan beğenmiyorsan yeme aç kal da göreyim artistliğini senin. Tamam sustum.)

    Saat 20.30 Yat ictiması, er onbaşı çavuş. Acemi usta yarak kürek toplan !!!

    Askerin bilmesi gereken üç cümle;

    Emret komutanım !!
    Emredersin komutanım !!
    Sağol !!

    Uyuyalım artık, uyursak rüyalar alemine dalarız. Uyku bizi bırakma. Uyuruz zaten pestilimiz çıkmıştır. Uyku ne tatlısın. Canım uyku. Acemilik bitsin hele, gece nöbetleri de başlayacak daha dur. Her gece 2 saat nöbet, nöbet yerine gidip gelmen de ki 3 saat. Gece uykuları bölük pörçük. Uyku süresi yaklaşık 4 saat.

    Sabah 5.00 KOĞUŞ KAAAAALLLLLKKKKK !!!!!

    Bir gün, sadece bir gün, hep aynı bir gün.. Bitinceye kadar..
  • "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
    Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen"

    Şeyh Galib'in bu beyitini tercüme edecek olursak "Kendine iyi bak çünkü alemin özüsün sen, varlıkların göz bebeği olan insanoğlusun sen" manası çıkmaktadır.Bu şiirde geçen"zübde-i alem" kelimesi "alemin özü" gibi bir anlama çıkmaktadır. Bu bölümde Şeyh Galib'in bir şiirini ele almamız ise tesadüf değildir.
    Şeyh Galib, Divan edebiyatı içerisinde insanın yaratılışı üzerine çok düşünmüş şairlerimizden birisidir. İnsan tüm kainatın özüdür,
    zira her şey onun emrine verilmek için yaratılmış, onun hizmetine sunulmuştur.
    Ey İnsan! Sen alemin gözbebeği, kainatın özü ve yaratılmışların en şereflisisin. Sarsıl! Ruhuna ve en önemlisi yüreğine yönel. Çünkü yürek seni yanıltmaz. Ve en zoru başar. En zoru şüphesiz
    insanken insan kalabilmektir.