" son bir sözün var mı Türk kızı" " vatan sağ olsun" " neden bu kadar cesur davranıyorsun, şuan titremen korkudan ağlaman gerekiyordu." " TÜRK kanı akıyor damarlarımda yüzbaşı. Sen anlayamazsın"
keşke bu yazıyı herkes okusa..
Bu ağır durum askerler arasında da kendini göstermeye başlamış ve bir çok yerde isyanlar çıkmış, protesto gösterileri yapılmıştı. Askerler arasında firar olayları da başlamıştı. 1915in Mart ayının başlarında Uzunköprü'deki garnizonda bir isyan hareketi baş göstermişti. Bu isyanın bastırılması ve asayişin sağlanması için Enver Paşa, buraya gelmek zorunda kalmıştı. 1915 yılının ekim ve kasım aylarında, Adana, Balıkesir ve Bursa'daki askeri birlikler arasında da isyan hareketleri baş göstermişti. Bursa'daki isyana dört tabur katılmış ve bir çok subay öldürülmüştü. 1915 in Haziran ayında, İzmir'de vilâyetçe firarileri ve gizli silâhları bulmak için bir baskın harekâtı tertiplenmişti. Bu baskınlar sonunda 1780 asker firarisi ele geçirilmişti. Edirne'deki Bulgar konsolosunun 9.3.1916 tarihli raporunda Kafkas cephesindeki Türk ordusunda çok geniş çapta subay eksikliği çekildiği belirtilmekteydi. Aynı raporda anlatıldığına göre, bu orduda bir çok subay askerlerle birlikte harekata katılmayı reddettiğinden asılarak idam edilmişti. 1916 Şubatında Bağdat'ta iki Alay isyan ediyordu. Suriye'de bir kaç Arap köyünde askerlik çağına gelenler Türk ordusunun saflarına katılmayı reddediyordu. Bu köyler mahalli idareler tarafından yakılmış ve isyan edenler kuvvet kullanılarak, ayrı ayrı bazı piyade birliklerine dağıtılmışlardı. Bunlardan 700ü Mаnisa'ya getirilmişti. İzmir'deki Bulgar Konsolosu Dışişleri Bakanlığına verdiği 21.7.1916 tarihini taşıyan raporda Türk Ordusundaki müslüman askerler arasında firarların son derece arttığını ve bunların birleşip dağlara çıkarak eşkiyalığa başladıkları ve son derece tehlikeli oldukları bildiriliyordu. Bütün imparatorluk içindeki kaçakların sayısı 70 binin üstüne çıkmıştı. İzmir'deki Bulgar konsolosu, bu konuda şunları yazmaktaydı: «Kaçak bakımından
Sayfa 44 - uçurumun kenarında yıkık bir ülke -9·Kitabı okuyor
Türk Tarihi
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çünkü yine gülümsüyordu Yüzbaşı.Bütün suç, o lekesiz, gri nedir bilmeyen beyaz ve ışıklı gülümsemesindeydi.Bütün suç, o gülümsemenin bir köşesinden vaatle göz kırpan gamzesindeydi.
Alıntı
ikinci afyon savaşı
yüzbaşı butler adında bir ingiliz muhabirin, çinde iki ulusun kazandığı ortak zaferin ardından ne hissettiği yönündeki yazılı sorusuna yanıt olarak victor hugo şu satırları karalamıştı: "bir gün iki haydut yazlık saraya girdi, biri yağmaladı diğeri yaktı. sonra kol kola gülücükler saçarak avrupa'ya döndüler. iki haydutun öyküsü budur. biz avrupalılar uygarız ve bizim gözümüzde çinliler barbardır. uygarlığın barbarlığa yaptığı işte budur. fransız imparatorluğu bu ganimetin yarısını cebini indirdi ve şimdi yazlık saraydan toplanmış ıvır zıvırı sergiliyor. kurtulmuş ve arınmış fransa'nın soyulmuş çine bu ganimeti geri göndereceği günün geleceğini umut ediyorum."
1950'lerde radyoda "Ordu Saati" vardı. Bu programda konuşanlardan biri de o tarihte (1955) Kıdemli Yüzbaşı olan Alparslan Türkeş'tir: "Evet, hâlâ hak kuvvetindir. Dövüşmeyi, kan dökmeyi göze alamayan milletler, hiçbir zaman, hiçbir devirde insanca yaşamağa lâyık görülmemişlerdir," diyor.
Alıntı
Başlıyoruz
Subaya önce nazikçe rütbesini sordu. Subayın rütbesi yüzbaşıydı. Ali Fuat kendisinin paşa rütbesinde olduğunu ima eden şeyler söyledi ve masasında bulunan zile bastı. İçeri giren iki askerine “Alın bunu, götürün. Bir hafta boyunca kendisine talim ve terbiye öğretin!” emrini verdi. İngiliz yüzbaşı şaşkınlık içerisinde iki Türk askeri tarafından yaka paça götürüldü. İngilizler böylece karşılarına çıkan her Osmanlı’nın teslimiyetçi ve eğik başlı olmadığını anlayacaktı.