Çocukluk: Yabancılaşmanın Başlangıcı
Yōzō, küçük yaşlardan itibaren diğer insanları anlamakta zorlanır. İnsan davranışları ona “garip” ve “anlamsız” gelir. Bu yüzden gerçek duygularını gizleyerek sürekli şaka yapan, komik bir maske takan biri haline gelir. İnsanlarla bağ kuramaz, Sürekli korku ve güvensizlik hisseder , “Normal” olamadığını düşünür. Bu dönem, onun “insanlıktan kopuşunun” temellerinin atıldığı evredir.
Bunun temel sebebi ise kitabın sonunda verilen mesaj;
Yōzō’nun babası fiziksel olarak vardır ama Soğuk ve mesafelidir, Otoriterdir, Çocuğunun duygularıyla ilgilenmez. Yōzō için baba figürü: sevgi değil, korku ve mesafe demektir (Duygusal Yokluk (Asıl Sebep)
Yōzō’nun insanlardan korkması bir anda başlamaz. Çocukken babasına karşı kendini ifade edemez, Yanlış bir şey yapmaktan sürekli korkar. Doğal davranamaz. Bu durum genellenir:
“Babam = korku” → “İnsanlar = korku” ( İlk “İnsan Korkusu”nun Kaynağı)
Yōzō’nun ünlü “palyaço maskesi” aslında burada başlar. Babasının yanında gerçek benliğiyle var olamaz. Kabul görmek için rol yapar, Kendi duygularını bastırır. Yani: Maske önce evde takılır, sonra tüm hayata yayılır (Maskenin Doğuşu)
Sağlıklı bir çocuklukta: Çocuk kendini ifade eder, Kabul görür, Kimliğini oluşturur.
Ama Yōzō’da: Bastırma var, Korku var, Kabul yok.
Sonuç:
“Ben kimim?” sorusuna hiç cevap bulamaz (Kimlik Gelişiminin Bozulması)
Yōzō roman boyunca genelde kendini suçlar
“Ben anormalim”, “Ben insan değilim” Ama en sonda: Bu yükü dışarı yönlendirir
Bunun anlamı: İlk kez kökeni fark eder, Sorunun sadece kendisi olmadığını sezebilir, Ama bu farkındalık geç gelir.
Yani bu bir “uyanış” değil, geç kalmış bir kırılma
Sonuç
Yōzō’nun babasını suçlaması: Bir öfke patlaması değil, Bir savunma değil, Geç kalmış bir farkındalıktır. Ama trajik olan şu: Bu