Ve tam orada melek artık zamanın olmayacağıı ilan eder. Bu kadar. Bize duyurulan dünyanı sonu değil, zamanın sonudur.
Günlerin kafesleri açılacak ve tüm
zamanlar bir araya gelecektir.
Ve tanrı geçmişi geri çağıracaktır.
Aziz Augustinus İtiraflar'ının on birinci bölümünde ne de olsa geçmiş artık yok, gelecekse henüz yok, diyor. Bu henüz'de bir teselli var yine de, gelecek yok ama gelmesi gerekiyor. Peki gelecekte artık yoksa ne yaparız? Henüz olmayan bir gelecek artık olmayandan ne kadar farklıdır? Bu yoksunluk ne kadar farklıdır? Birincisi vaatle doludur, diğeri-kıyametle.
Ortak geçmişini paylaştığın kişiler gittiğinde, yanlarına geçmişin yarısını da alırlar. Aslında tümünü, çünkü yarım geçmiş yoktur. Sanki bir sayfayı dikey olarak ikiye yırtmışsın da cümleleri sadece yarıya kadar okuyorsun, diğer kişi de sonlarını okuyor ve hiç kimse bir şey anlamıyor. Diğer ucunu tutan kişi gitmiş. O geçmişin günlerinde, sabahlarında, öğlenlerinde, akşamlarında, gecelerinde, aylarında ve yıllarında bu kadar yakın olan kişi... Geçmişi onaylayacak kimse yok, onu birlikte çalacağın kimse yok. Karım gittiğinde sanırım geçmişimin yarısını, aslında tümünü kaybettim. Geçmiş sadece dört elle, en az dört elle çalınır.