Dün- yanın süprüntüleri, birkaç maden parçası, boş şerefler, be- denin rahatlığı, sinirlerin gıcıklanması uğruna cennetteki mutluluğu kaçırdıklarını düşündükçe nasıl köpürüp öfke- leneceklerdir kimbilir. Pişman olacaklardır elbette: Vicdan kurdunun ikinci iğnesi de budur zaten, işlenen günahların geç kalmış ve faydasız pişmanlığı. Kutsal adalet bu sefil za- vallıların akıllarının her zaman suçlu bulundukları günah- larla uğraşmasında diretir ve üstelik de, Aziz Augustine'in de söylediği gibi, Tanrı bunlara kendi günah bilgisini de ve- recektir, günah onlara Tanrı'nın kendi gözlerine göründüğü gibi bütün iğrenç kötülüğüyle görünsün diye. Günahlarının pisliğini görecek ve pişman olacaklar ama artık geç, sonra el- lerine geçirip kullanmadıkları iyi fırsatlar için ağlayacaklar- dır. Vicdan kurdunun sonuncu ve en acı iğnesi budur. Vic- dan diyecek ki: Pişmanlık getirecek zamanın da, fırsatın da vardı, ama tövbe etmedin. Annen, baban seni dindar yetiş- tirdiler. Kilisenin törenleri, inayeti, endülüjansları sana yar- dımcıydı. Tanrı'nın vekili sana vaaz veriyor, yoldan çıkınca seni çağırıyor, ne kadar çok ve kötü olursa olsun günahla- rını bağışlıyordu, sadece günah çıkarman ve pişman olman gerekti. Ama hayır. Tövbe etmedin. Kutsal dinin vekilleriy- le alay ettin, günah çıkarma hücresine sırt çevirdin, günah çamurunda gittikçe derinlere batarak yuvarlandın durdun. Tanrı seni çağırdı, tehdit etti, senden O'na dönmeni diledi, Ne büyük utanç, ne büyük bir sefillik! Evreni Yöneten sen- den, çamurdan bir yaratıktan, seni yaratan O'nu sevmeni ve O'nun yasasına uymanı rica etti. Ama hayır. Dinlemedin so- zünů. Ve şimdi, eğer hala ağlayabiliyorsan, bütün cehenne mi gözyaşlarınla sele boğsan bile, bütün bu pişmanlık denizi ölümlü hayatında gözünden damlayacak bir tek gerçek piş-