O zamanki arkadaşlarından birinin anlattığına göre bir gün komşu çocukları birdirbir oynuyorlarmış. Kendisini de çağırmışlar:
-Gel, sen de oyna, demişler.
Mustafa:
-Peki, demiş ve olduğu yerde ayakta durmuş.
-Ama eğil ki atlayalım, demişler.
Mustafa başını sallayarak:
-Ben eğilmem. Üstümden böyle atlayabilirseniz atlayın, diye cevap vermiş.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mustafa, pek küçük yaşta öksüz kaldı. Ailenin geçineceği olmadığı için anası, oğlunu okuldan alarak Lankaya taraflarında ağabeyi Hüseyin Ağa’nın çiftliğine gittiler. Dayısı, Mustafa’yı çiftlik işlerinde yetiştirmeye karar verdi. Atatürk, kız kardeşi ile beraber karga kovmak için bakla tarlası bekçiliği ettiğini hiç unutmamıştır. Devlet başkanlığı zamanında bir misafiri bu tarla bekçiliği hikayesine:
-Aman efendimiz… yollu, estağfurullaha benzer bir inanamazlık göstermesi üzerine:
-Evet öyledir. Ben de herkes gibi doğdum, büyüdüm. Doğuşumda bir ayrılık varsa Türk oluşumdan ibarettir, demişti.
İlla bir ‘İngiliz ajanı’ aranacaksa, İngiliz politikalarına ayak uydurarak ülkenin kurtulacağını düşünen ve nihayetinde İngiliz gemileri ile yurdu terk edenlerde aramak lazımdır.
Üç bini Anıtkabir’de, iki bini Çankaya’da olmak üzere beş bine yakın, şahsi kitabı var. Çoğunun altını çizerek okurmuş. Cephede bile kitap okuyan bir komutan. İşte Çalıkuşu’nu okuyor. Filibeli Ahmet Hilmi’nin kitaplarını okuyor… Hatta Milli Mücadele bitince önemli bir sözü var; ‘Şimdi savaş bitti ama yeni bir savaşımız başlıyor. O da kültür ve sanat savaşımızdır ve okumakla, kitapla olur; işte şimdi cephane taşıdığımız o sandıklara kitaplarımı koy, sandıklarla taşınsın, cephanenin yerini artık kitaplar alsın’ der.