Ey kardeşim! Rabbimiz hakkında besleyeceğimiz en güzel zan, kaybettiklerimizden daha hayırlısını bize vereceğine inanmaktır. Dünya, tüm mübahları tatmak için hırsla çalışmamıza değecek bir yer değil ki. Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Sizden birisinin cennette elde edeceği yay veya kırbaç kabzası kadar yer, dünya­dan ve içindekilerden daha hayırlıdır."
Ayrıca, Allah mekândan münezzehtir demeye lüzum var mı? "Neyi o zannedersen, zannettiğin o şey, ona hicap olur" düsturu mutlaktır.
Büyük Doğu Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
İmam Şafii
Bir kimse din kardeşine gizli gizli öğüt verirse; tesirli nasihatta bulunmuş ve iyi huylarla süslenmiş olur. Açıktan halk arasın­da öğüt verilmeye kalkılırsa tesirsiz olur. Bir bakıma ayıplamış, dolayısiyle utandırmış olur.
Cahiliye der ki: "Çokça gülmek/kahkaha atmak çok yararlıdır. Bilimsel araştırmalar, çok gülmenin ömrü uzattığını, kalp krizi riskini azalttığını ispat etmiştir." Hakikat şu ki; bu bilimsel olduğu iddia edilen araştırmalar, birer zan ve tahminden ibarettir. Doğruluğu ispat edilmemiş, iddia düzeyinde birer faraziyedir. Nice bilimsel olduğu iddia edilen "kesin" yargılar, üzerinden birkaç yıl geçmeden "kesin" bir dille yalanlanmıştır. Şu kadarını söyleme hakkımız da olmalıdır: Bilim, bilimin sahibi olan Allah'tan ve O'nun Resûl'ünden daha iyi bilecek değil ya!
Sayfa 94·Kitabı okudu
1000Kitap
Bu sahnede önemli bir şeyi fark ediyoruz: Hz. Yakup bu konuşmada yok. Kardeşler bütün bu duyguları, şikâyetleri ve vehimleri babalarının huzurunda değil, kendi aralarında dile getiriyorlar. Yani problem doğrudan Yakup Aleyhisselâm'a yöneltilmiş bir itiraz değil. Tamamen kendi iç dünyalarında büyüyen bir duygusal patlama. Aslında Yakup [as] ile ilgili bir zan ve kuşku taşımaktadırlar, fakat bunu gidip babalarıy la konuşmak yerine aralarında konu edinirler. İşte tam da bu durum, şeytanın duyguları nasıl kabarttığını ve insanı kendi vehmiyle baş başa bırakıp o vehmi büyüttüğünü gösterir.
Hidayetin sonuna, başlangıç hükümlerini yerine getirmeden, bâtınına ise zâhirine vakıf olmadan ulaşamazsın. Ey hayır murat eden kişi! Sana, hidâyet yolunun başlangıcı ile kalbini ve nefsini kontrol etmeni tavsiye ediyorum. Şayet kalbini hidâyetin başlangıcına meyilli, nefsini de itaatkar bulursan, nihayete ermeyi hedeflemeli ve ilmin deryasına dalmaya gayret sarfetmelisin. Yok, eğer hidayetin başlangıcına meyletme anında, kalbini şer'i amelleri işlemekte tembel bulursan, ilim öğrenmeye meyilli olan nefsinin nefs-i emmâre olduğunu bil. Bu nefsin şeytana itaat ettiği halde ilim öğrenmeye kalkışmıştır. Böylece şeytanın bir hasleti olan gurur ipiyle yavaş yavaş seni kendisinin hile ve tuzağına çekerek helake sürüklemek ister. Şeytanın da gayesi, insana hayır yerinde şerri işlettirerek onu amel bakımından hüsrana uğrayanların zümresine katmaktır. Amel bakımından hüsrana uğrayanları Kur'ân-ı Kerîm bizlere şöyle bildirmektedir: "Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı." (Kehf 18/104)
Din
Reklam
Reklam