Acımak Kitabı İncelemesi
8/10
·159 syf.··
2026 1. kitabı
Vasat bir duygusallığa sahip birisi olarak söyleyebilirim ki benim üzerimde derin hisler bırakan bir kitap oldu. Ana karakterimiz zamanında ailesinden ve sevdiklerinden belli olaylar yüzünden ayrılmak zorunda kalmış ve bu yaşananların babası yüzünden olduğuna kendisini kaptırmış bir öğretmen: Zehra Hanımdır. Beni en etkileyen kısımlarından birisidir ki, Zehra hanım büyük bir nefret duyduğu babasının gençliğinde yazdığı günlüğü okuduğunda, babasının aynı kendisi gibi namuslu, düzgün, çalışkan ve iyi bir adam olduğunu görür. Günlüğü okumaya devam ettikçe babasının yaşadığı zorlukları ve onu korumak için yaptıklarını öğrenir. Zehra Hanım her şeyi okuduktan sonra artık "acımak" duygusunu öğrenmiştir. Bana kalırsa insanı en etkileyen kısımları, masum bir insanın kötü kalplerin dünyasında temiz kalamamasıdır.
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,6bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 429. kitabı
Zehra, Türk edebiyatının Tanzimat dönemindeki en önemli kalemlerinden Nabizâde Nâzım’ın Türk edebiyat tarihine geçen, ilk psikolojik roman denemesi ve ilk realist roman örneklerinden biri kabul edilen anıtsal bir eseridir. İlk kez 1894 yılında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilen ve yazarın ölümünden sonra 1896’da kitaplaştırılan bu roman, insan psikolojisinin en karanlık dehlizlerini muazzam bir gerçekçilikle masaya yatırır. Romanın merkezinde, zengin bir tüccarın kızı olan, aşırı kıskanç, ihtiraslı ve marazi bir ruh haline sahip Zehra yer alır. Zehra, babasının ticaret hanesinde çalışan Alp Bey ile evlenir. Başlangıçta mutlu giden bu evlilik, Zehra’nın babasının ölümü ve eve Sırrıcemal adında güzel bir cariyenin alınmasıyla tamamen yön değiştirir. Zehra’nın çocukluğundan gelen güvensizlikleri ve doğuştan gelen marazi kıskançlığı, Sırrıcemal’e karşı adeta bir cinnete dönüşür. Bu hastalıklı kıskançlık sarmalı, zamanla sadece Zehra’nın değil; kocası Alp Bey’in, cariye Sırrıcemal’in ve intikam planlarına dahil edilen Rum kızı Ürani’nin de hayatını dramatik ve kanlı bir felakete sürükler. Roman, kıskançlık ve intikam duygusunun bir insanı ve çevresini nasıl adım adım yok edebileceğini trajik bir zincirleme olay örgüsüyle anlatır. Nabizâde Nâzım, dönemin romantik edebiyat anlayışının dışına çıkarak, karakterlerin kararlarını ve duygusal patlamalarını kalıtım, yetiştirilme tarzı ve çevre faktörleriyle yani natüralist ve realist bir yaklaşımla inceler. İstanbul’un tuluat tiyatrolarından, mahalle yaşamına ve zengin konaklarına kadar dönemin sosyo-kültürel yapısını da harika bir gözlemle yansıtır. Zehra; edebiyatımızda kıskançlık psikolojisini, kadın duygu dünyasını ve tutkuların insanı esir alan yıkıcı gücünü ilk kez bu denli çıplaklıkla ve başarıyla işleyen, güncelliğini
ZehraNabizade Nazım · İskele Yayıncılık · 201815,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·256 syf.··
2026 5. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:49
Halide Edip Adıvar’ın Tatarcık romanını okurken insanın aklında yalnızca bir kadın karakter kalmıyor. Aynı zamanda bir toplum düşü ve bir insan modeli beliriyor. Roman, ilk bakışta güçlü bir genç kadının öyküsü gibi görünse de, aslında bundan çok daha fazlası var. Halide Edip, Lale yani Tatarcık üzerinden yalnızca bir karakter kurmuyor. Cumhuriyet döneminin “nasıl bir kadın, nasıl bir aydın, nasıl bir toplum” sorularına da kendi cevabını veriyor. Bu yüzden Tatarcık, yalnızca bir roman değil, aynı zamanda bir zihniyeti de temsil ediyor. Romanın merkezinde yer alan Lale, sıradan bir kadın kahraman değildir. O, babasının ölümüyle birlikte yalnızca aile içinde bir boşluğu doldurmaz. Nerdeyse onun yerini alır. Evin yükünü sırtlanır, sorumluluk üstlenir, geçim derdiyle yüzleşir. Fakat Halide Edip’in başarısı, Lale’yi yalnızca fedakar bir "ev kızı" olarak çizmemesinde yatar. Çünkü Lale’nin öyküsü yalnızca “ailesi için kendini feda eden iyi kız” öyküsü değildir. O aynı zamanda kendini yetiştiren, eğitimini sürdüren, yabancı dil öğrenen, ders veren, düşünen, araştıran, hareket eden, balığa çıkan, bisiklet süren, hayatın içine karışan bir kadındır. Yani Halide Edip, Lale’de yalnızca güçlü bir kadın değil, kendi ayakları üzerinde duran, zihinsel ve bedensel olarak özgürleşmiş bir kadın yaratır. Tam da bu noktada Tatarcık’ın kadın sorununa nasıl baktığı belirginleşir. Halide Edip için kadın, korunması gereken kırılgan bir varlık değil; kendini kurması, geliştirmesi, çalışması ve toplum içinde yerini alması gereken bir öznedir. Kadınlık, romanda edilgenlik ile değil; emekle, bilgiyle, iradeyle ve sorumlulukla tanımlanır. Lale’nin güçlü oluşu yalnızca başına buyruk olmasından değil, kendi emeğiyle var olmasından gelir. Onun kişiliği dış görünüşten ya da evlilikten değil,
Edebiyat
TatarcıkHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 2019688 okunma
Üzgünüm süreyya
8/10
·253 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 03:29
Eylül – Mehmet Rauf | 8/10 Bu kitabı sevdim mi? Evet. Ama bazı şeylere de çok sinirlendim. Öncelikle Necip karakteri beni inanılmaz rahatsız etti. Arkadaşının evinden çıkmıyor, sürekli onların yanında, sonra da arkadaşının karısına âşık oluyor. Bir noktadan sonra insanın aklına tek bir soru geliyor: “Arkadaşımın karısına karşı böyle hissediyorsam neden hâlâ bu evdeyim?” Git kardeşim, uzaklaş. Necip’in sürekli aynı ortamda kalıp sonra da vicdan azabı çekmesini çok samimi bulmadım. Suat’a gelince… Başlarda kocasını seven bir kadın görüyoruz. Süreyya kötü bir adam değil, aksine iyi niyetli ve sevgi dolu biri. Bu yüzden Suat’ın Necip’e olan duygularının gelişimi bana tam geçmedi. Özellikle eldiven olayından sonra sanki Suat’ın kafasına “Bu adam bana âşık” düşüncesi yerleşiyor ve her şey o noktadan sonra büyüyor. Bu yüzden okuduğum şey büyük bir aşktan çok, fark edilen bir ilginin zamanla büyümesi gibi geldi. Bir diğer sinir olduğum konu da Süreyya’nın hiçbir şey anlamamasıydı. Kusura bakmayın ama insan eşinin ruh hâlindeki değişiklikleri, evdeki havayı, bakışmaları hiç mi fark etmez? Bu kısım bana oldukça zorlama geldi. Yazarın Süreyya’nın gözünden daha fazla şey göstermesini isterdim. Kitabın psikolojik yönü güçlüydü ama bana göre biraz fazla uzatılmıştı. Suat ve Necip’in iç sesleri bazı yerlerde susmak bilmedi. Aynı duyguları sayfalarca farklı cümlelerle okumak beni yordu. Bu yüzden Zehra’daki psikolojik etkiyi burada alamadım. Zehra beni daha çok sarsmıştı. Yine de kitabın atmosferi çok başarılıydı. Son sayfalara doğru gelen o hüzün ve çaresizlik hissi uzun süre aklımda kaldı. En çok da Süreyya’ya üzüldüm. Çünkü roman boyunca belki de en masum kişi oydu ve olan bitenden habersizdi. Kısacası Eylül benim için güzel ama kusursuz olmayan bir kitaptı. Etkiledi,
İnceleme
EylülMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202150bin okunma
Puan vermedi
//KİTAP TAVSİYEM "BABAMDAN KALAN CÜSSELİ POŞETLER ODASI" //ALINTILAR #Issız bir adaya düşsem Kendimi yanıma almam Palmiye ağaçları saf güneş falanmidemi yakıyor Aramızda sekiz yüz yetmiş yedi kilometre var Şiir yılıyla ölçsem Bir dakika uzağımdasın... #Cama yansıyan buğularla kaybedeceğiz parmak izlerimizi, Boyun otopsinde bulunacak dudaklarım... #İnsan doğduğunda değil, rahme düştüğünde başlar zamana yenilmeye... #Sizin poşetlerinizi babanız aldı Benim poşetim babamdan kaldı... #Düğün salonlarında çalan son müziktim Ve boş sandalyelere oluyordu konserim... #Saçlarının kuşları var Herkes de sanıyor Sana özel esiyor rüzgar... #Kadında boy veren her erkek boğulur #Çok düğümlü bir ipim,uçurum manzaralı... # Senin sayende kalp reytingim, nabzımın tavanlarında... #Kaç tur attırdı acaba kainata gülüşün... (Şu cümlenin ağırlığını hangi sevda kaldırabilir azizim...) #Soydum yara kabuklarımı, Attım poşete Kollarım parıldıyor güneşte, Sizin rengarenk neşeleriniz vardı Ve sormadınız poşetinde ne var? Neden böyle çok yıpranmış diye... (Sonra hayatından insan çıkarınca sen suçlu oluyorsun. Hatrımı sormadan halimden anlamayan, nasıl elimdeki poşet kadar değerli olsun vesselam. ) //KİTAP HAKKINDA
Babamdan Kalan Cüsseli Poşetler OdasıUmut Göksal · Tün Kitap · 20265 okunma
8/10
·160 syf.··
2026 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 23:05
Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman olması sebebiyle önemli bir yer tutmaktadır .Bu kitap gerçekten çok etkileyici bir konusu olduğunu söyleyebilirim. Zehra, Suphi, Sırrıcemal, Ürani. Söyle bir söz var ya insan yaşattığını yaşamadan ölmez diye gerçekten Suphi için bu böyle de oldu. İnsanın kafasında kurduğu düşünceler gerçek olma ihtimallerini düşündükçe onu belki de bir hiçliğe sürüklüyordu. Zehra da bunu anlatıyordu insan kafasında kuruyor gerçek olduğunda ise ne kadar kurmuş olsa dahi başına geldiğinde bambaşka şeylerle karşılaşıyor. Ama bu kitapta Ben en çok kadınlara üzüldüm Suphi bir şekilde hayatını yaşamaya devam etti. Ama ona da yaşamak denirse.
ZehraNabizade Nazım · Yason Yayıncılık · 201515,3bin okunma
Reklam
Reklam