Hannah Arendt’den de beslenen, gönüllü itaat ile gönülsüz itaat arasında bir ayrıma giden ufuk açıcı bir kitap. Yazara göre itaatsizlik cezalandırıldığında insanlar itaat etmeyi öğrenirler ancak günümüzde itaat gönüllü gerçekleştirilmektedir. Böylece insanlar düşünmekten kurtulur, sorumluluğu devreder ve “kurallara uydum” diyerek kendilerini temize çıkarırlar. “Kötülüğün sıradanlığı”na bir göz kırpış söz konusudur bu anlatıda.
Bir dikkat çekici husus da, itaatsizliğin illa kahramanca bir şey olması gerekmediğine ilişkin vurgudur. İnsanlar sessizce, küçük ama bilinçli bir şekilde günlük meselelerde itaatsizlik edebilirler. Bu da neyi neden yaptığına ilişkin sorguyu gerektirir. Kendi vicdanını sessize almamak, itaatin getirdiği konfor alanından çıkmak burada temeldir.
Uyum sağlamak ya da etik sorumluluk alarak kendin olmak ikilemine düşenler için düşündürücü bir kitap. “İtaat toplar, itaatsizlik böler.” Yalnızlık hissinden kurtulmak adına vicdanını susturacak mısın, susturmayacak mısın, işte mesele budur.
İtaat EtmemekFrédéric Gros · Yapı Kredi Yayınları · 2020191 okunma
Biraz sonra elindeki tepsiye yerleştirdiği incecik, zarflı fincanlarda nefis kokan, bol köpüklü iki kahveyle geldi. Birer küçük bardak su ve kahve fincanlarının yanına birer güllü lokum koymuştu. Tam eski İstanbul işi. Ne Starbucks'ta bulunurdu bu, ne de House Cafe'de İnsanlar niye bu güzel âdetleri bırakır da karton bardaklarda kahve içerler diye bir kez daha merak ettim. Hem de tadı yabancı bir kahve.
Aslında nedeni belliydi. Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan, birbirinden farklı özellikteki milyarlarca insan, aynı tür yiyecek ve içecekleri sevmeli, aynı tarz giysileri almalı, bunun için de aynı tarz bir hayat yaşamalıydı. Böylece uluslarüstü büyük firmalar, ürünlerini dünyanın her yerinde satabilirdi.. Belki de daha korkuncu, bu sistemin yerel kültürleri yok ediyor oluşuydu.