Bireyselliğin ön plana çıktığı toplumlarda aile ilişkileri biz- deki kadar önemsenmeyebilir, ama ait olma yönünün baskın olduğu toplumumuzda aile önemlidir ve evlilikte ister iste mez devreye girer. Sadece bir 'birey' erkek ya da 'birey' kadın ile evlenmiyorsunuz; eşiniz olacak kişinin toplumsal ilişkileri ile de, yani ailesi, arkadaşları, dostları, çevresi, yöresi, kültürü, mutfağı, folkloru, gelenek görenekleri ile de evleniyorsunuz.
"Birbirimizi tanıyalım, birbirimiz için uygun insanlar mı yız, farkına varalım" amaçlı evlenme öncesi temaslar, buluş malar, bizim toplumda gizli kapaklı yapılır. O zaman da taraf lar birbirlerinin ailelerini gerçekten tanıma olanağı bulamaz lar. Evlenmeden önce aralarında oluşturdukları ilişki pek gü zel giderken, evlendikten sonra bir bakarsınız, tepe taklak ol muş, yürümüyor. İkisi de şaşkın ve birbirlerine öfkeli!
Evlenmeden önce müstakbel eşinizin ailesini tanımak ve ai lelerle ilişki konusunu onunla açık seçik konuşmak, ilişkinin ge leceği açısından mutlaka yapılması gereken şeylerdir.
"Uzun bir aradan sonra Şimamoto "Hacime" dedi "bildiğin güzel bir ırmak var mı? Vadinin içinde akan gü zel bir ırmak, çok büyük de değil, doğrudan denize dökülenlerden?" Söylediklerine şaşırarak yüzüne baktım. "Bir ırmak?" Neden bahsediyordu böyle? Yüzü ifadesizdi. Uzaklardaki bir manzaraya bakarmışçasına sakin duruyordu. Uzaklarda -dünyadan çok uzaklarda- olan bendim belki de, en azından bizi bölen devasa bir mesafe vardı. Bu düşünce beni melankoliye sürüklemişti. Gözlerinde hüznü çağrıştıran bir şeyler vardı."
Gece rengi gözleriyle bana bakıyordu, aynı anda hem gü-zel hem de ürkütücüydü. "Bir an için," dedi, "beni vurmaya kalkışan acaba sen miydin diye düşünmedim değil."
Suratımı ekşittim. "Ben olmadığıma nasıl kanaat getirdin peki?"
Sırıttı. "Iskalamasından."
Dîvân-ı Türkî-i Basîtin Tarih ve
Medeniyet Bakımından Ehemmiyeti
Şair Nazmî üçüncü derecede bir şair olduğu için şiir bakımından büyük ehemmiyeti yoktur. Buna mukabil kültür tarihimiz için çok mühimdir.
Divân-ı Türkî-i Basît'in 13. sayfasındaki 29 numaralı ga-zel şudur:
geldiğince qutluluğla her uruc
her müselman şen olub dutar uruc
olki gerçekden müselman olmaya
te(ng)ri saqlasun o her gün yer uruc
datlu yemek yemek olur iş haman
özge bayramdur bu qardaşlar uruc
urulur zencîre albızlar qamu
qutluluğla her qaçan erer uruc
Nazmî her gerçek müselman olanı(ng)
gecesin şenlikler qadr eyler uruc.
Bu gazelin yedinci satırındaki albız kelimesi bilhassa mühimdir. Bu kelime bugün Türkiye Türklerince kulla-nılmıyor. Bütün Türkler arasında da yalnız Altay Türkle-rinde almış şeklinde kullanılan bu kelime Verbetskiy lügatinde (s. 18) fena ruhlardan biri olarak gösteriliyor. Anadolu halk itikatlarındaki albastı ve alkarısı ile herhalde bir asıldan olan ve hiyle mânâsına gelen al kökünden gelen albız'ın 16. asırda Anadolu'da bulunması Türklerin kültür birliğini ne dereceye kadar sakladıklarını gösterdi-ği için mühimdir. Aldamak, aldatmak, aldanmak mastarları da herhalde aynı asıldan olacaktır.
Altayın şamanî Türklerinde almış şeklinde ve bir kötü ruh mânâsında kulanılan albız müslüman Türkiye Türk-lerinde doğrudan doğruya şeytan yerinde kullanılmıştır. Hiç bir Türkçe lügatte buna tesadüf etmedimse de al-bız'ın şeytan mânâsında kulanıldığı şu suretle ispat olu-nabilir:
Meşhur hadis âlimi Buhârî'nin eserinde şöyle bir ha-dîs vardır:
"Ramazan girince göğün kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur demektir."
Nazmî'nin gazelindeki:
urulur zencîre albızlar qamu