Selçuk Baran'ın Anaların Hakkı hikaye kitabından sonra hikaye türüne biraz haksızlık ettiğimi farkettim. Hayatımın düzensiz, plansız şu döneminde ara ara oturup kısa bir iki öykü okumak iyi geliyor. Hayatınızın yoğun bir dönemindeyseniz veya zihin dünyanızın karmaşık olduğu bir zamandaysanız, arada bir iki hikaye okuyarak okuma alışkanlığınızı diri tutmak iyi hissettiriyor.
Kütüphanemde Sema Kaygusuz'un üç kitabı vardı. Ben tanışma kitabı olarak Doyma Noktası'nı seçtim. İyi ki de öyle yapmışım. Diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum.
**
En beğendiğim hikaye, ilk hikaye olan "Sandık Lekesi" oldu. Zaten en uzun hikaye de bu. Çocukluk hatıralarıma dalıp dalıp gittim. Bir çocuk nasıl düşünür, nasıl hayal kurar, nasıl özlem duyar... Yazar bunu çok güzel yansıtmış.
Etkilendiğim bir diğer öykü de Kılçık oldu. Kitabın kapak tasarımı da bu öyküden esinlenilmiş. Ben öyle tahmin ediyorum.
Adamın yemek yerken bir anda sandalyesinden düşüşü ve düştüğü zemindeki seramiği hissettiği o an... Durağan seyreden bir filmde aniden sizi hiç beklemediğiniz bir gerçeklikle alt üst eden bir sahneyle karşılaşırsınız ya? İşte öyle etkileyici bir an tasavvuru yapmış Sema Kaygusuz.
Çalıntı Yürekler, Çatlak Yerlerin Kuyusu, İnsan Dipleri, ve Çöpçüler hikayeleri de hiç fena değildi.
**
Kaygusuz, kitabı neye göre adlandırmış bilmiyorum. İster istemez her hikayede "doyma noktası" teması üzerinde izler aradım. Bazı hikayelerinde "doyumsuzluk-tamahkarlık" üzerine izler sezdim sezmesine ama elle tutulur gözle görülür bağlar kuramadım.
Hikaye kitabı yazmanın en zor yanlarından biri de kitaba bir isim seçmek olsa gerek.
Kaygusuz'un dili bana çok enteresan geldi. Cümleler akıp gidiyor. Ama çok sade mi? Hayır. Kösnül, Bel bel bakmak, Ölgün, İçitmek ve İğdiş gibi hayatımda daha önce hiç