Zeytin’s Library

Zeytin’s Library
@zeytinslibrary
Puan vermedi·160 syf.··
2020 42. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Aralık 2020 17:32
Paul Auster’dan beklentim hep beni şaşırtmasıyken kitap bitince bunu gerçekten yapmış olmasına da ayrı şaşırıyorum. Bu konuda Auster’ın benim için ilk olduğunu söyleyebilirim. Her kitabı bambaşka dünyalara açılıp bambaşka bilgi denizinde yüzdüyor sizi. Kitap basit bir polisiye roman olmasına karşın adeta bir buzdağı. Görünmeyen kısmında Eski Ahit, John Milton-Kayıp Cennet, Lewis Carroll- Alice Aynanın İçinden ve Cervantes- Don Quijote var. İnanılmaz değil mi? Polisiye roman olarak başladığınız kitap size “İnsan doğuştan konuşma güdüsüne sahip midir? Sahipse hangi dili konuşur?” Sorularını düşünmeye itiyor. Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşunu temel alan Cam Kent insanı kendini aramaya, olduğunu sandığı kişiyi sorgulamaya itiyor. Bir polisiye romandan daha fazlası olduğunu düşünüyorum, bu sebeple benim için hiçbir zaman standart bir roman olmayacak. Açıp açıp tekrar okumalık bir hazine. Şimdiyse serinin ikinci kitabı Hayaletler ile serüvenime hız kesmeden devam edeceğim. Okuduğuma memnun olduğum, kitap sitelerinde stok beklediğim her dakikaya değen bir eser oldu
Cam KentPaul Auster · Can Yayınları · 20181,618 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·632 syf.··
2020 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2020 20:38
“ Viktorya çağı” olarak adlandırılan çağda yaşayan kardeşlerin sanıyorum ki en ses getirenlerinden biri de Charlotte Brontë olmuştur. Ona bu başarıyı sağlayan ise şüphesiz Jane Eyre kitabıdır. Bu kitap ilk basıldığı zaman Charlotte adını gizlemekte pek ısrarcıydı. Kitap ilk olarak Currer Bell mahlasıyla basıldı. Okurlar “the Jane Eyre fever” (Jane Eyre ateşli hastalığı) olarak nitelendirdikleri bu kitabın yazarının kadın mı erkek mi olduğu konusunda tartışırken, çoğunluk yazarın erkek olduğuna adı kadar emindir. Çünkü ancak bir erkek bir aşkı anlatırken böylesine ileri gidebilir diye düşünürlerken, başarının bir lütfu olarak yazarımız kimliğini okuruna bahşeder. Viktorya Çağı’nın en önemli dergilerinden biri olan The Quartely dergisi ise, Jane Eyre kitabının “improper” (ahlaka aykırı) ve “wicked” (ahlaksız) olarak nitelendirir. Kitabın bu denli yargılanmasının asıl sebebi ise, tutkulu bir aşkın bu denli yalın ve yoğun anlatılmasıydı. Charlotte Brontë yalnızca ahlaksız ve edebe aykırı değil, o dönemin bütün yazarlarının yaptığı gibi protagonist’i (ana karakter) bir peri güzelliğinde betimlememiş olmasıydı. Jane Eyre gibi bir karakterin bu denli akılda kalıp okuyucular tarafından sevilmesi de sanırım onda herkesin farklı şeyler sezinlemesidir. Başına buyruk halleri, kimseye boyun eğmeyişi, sağduyulu oluşu ve kıvrak zekası beni okumaya daha da teşvik eden önemli unsurlar oldu. Shakespeare oyunlarına pek çok atıfta bulunulması, mitolojik ögeler içermesi açısından keyifli bir okuma oldu benim için. Okumayı düşünüp hacminden korkanlar içinse bu söylediklerim yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Akıp giden ve her satırın altını çizmek istediğim bir kitaptı. Viktorya çağında kadın erkek ilişkilerine göz
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,1bin okunma
Puan vermedi·464 syf.··
2020 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2020 19:26
İlk kez geç okuduğuma pişman olmadığım bir kitap var. İki şehir, geçmişten beridir kavgası süren iki ülke. Paris ve Londra arasında geçen aşk, ihanet, özveri, hırs ve öç alma konuları etrafında kurgulanmış bir kitap. Dickens’ın Fransayı ufak ufak yermesinin de kendisinin milliyetçi bir İngiliz oluşundan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Neden daha önce okumadığıma sevindiğime gelirsek; kitabın konu aldığı Fransız devrimi öncesi ve sonrasına dair bilgilerim taze değildi. Belki daha önce okusaydım döneme dair aktarılan bilgiler benim için havada kalırdı. Fransız Devrimine dair bilgiler tatlı tatlı verilirken bütün çıplaklığıyla sınıf ayrımını, eşitsizliği, o dönemin din algısını ve adaletsizlik içerisinde adalet aramayı gözler önüne seriyor Dickens. Hatta bana yer yer George Orwell-Hayvan Çiftliği kitabını anımsattı. Ezilenin, gücü kendinde bulduğunda ne denli gözlerini hırs bürüyebiliyor tekrar hatırlamış oldum Dickens’ın güzel kalemi eşliğinde. Konusu genel itibariyle haksız yere Bastille Hapishanesi’nde on sekiz yıl yatan doktor Manette ile her şeyden habersiz bir yaşam süren kızı Lucie’nin yollarının kesişmesiyle gelişen olaylar dizisi. Mitolojik ögelerin de bulunduğu orta akıcılıkta ama fazlasıyla etkileyici bir kitaptı. İnsana dair birçok duygunun işlendiği ve aynı zamanda tarihe ışık tutan bir kitap oluşu itibarıyla kütüphanemdeki sevdiğim kitaplardan biri olarak kalacak.
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Can Yayınları · 202376,5bin okunma
8/10
·538 syf.··
2020 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2020 00:23
Öncelikle bu konuda okuduğum ilk kitap olmadığı bilgisini geçeyim. Konuya hakim olduğum için kitabın konu aldığı din baskısı, kilisenin kendi çıkarına yönelik olayları yönlendirdiği bir toplum çevresine aşinaydım. Kitap benim için saydığım sebepler doğrultusunda bunaltıcı olmadan akıp gitti. Yunanistan’ın Likovriski bölgesinde bir köyde Paskalya yortusu için İsa’nın çarmıha gerilişini tekrar canlandırmak isteyen köyün ileri gelenleri köy halkından bu gösteriyi canlandırmaları için; İsa, Mecdelli Meryem, Yahuda ve Petrus seçerler. Durumlar öyle bir gelişir ki, bu seçimler köyün karışmasına sebep olur. Herkes farkında olmadan kendi rolüne bürünür ve aslında eğlenmek isteyen burjuva sınıfı, tahtının sallandığını pek sonraları anlar. Kitabın daha ilk sayfasından itibaren komünizmi iliklerime kadar hissettim. Din baskısı ve hatta o hep bahsedilen kilise baskısı omuzlarıma yük oldu. Gelişen durumlar sırasında sinirlenmemek, sayfaların arasına girip köyün ileri gelenlerini şöyle bi güzel pataklamak istememek mümkün değildi. Ayrıştırmanın, ötekileştirip fişlenmenin ne demek olduğunu açıkça sergilemiş Kazancakis. Bu konuda bir şeyler okumak isterseniz başlangıç kitabı niteliğinde olabilir. Bir köy halkının sonunu getiren “Yeniden Diriliş” tiyatrosu İsa’nın hayatına da ışık tutmayı ihmal etmiyor. İlgilisine yıldızlı önerimdir efenim.
Edebiyat
Yeniden Çarmıha Gerilen İsaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 2014750 okunma
10/10
·432 syf.··
2020 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2020 02:10
İnternette okuduğum birçok övgü için “acaba abartı mı?” diye düşünsem de kitabı bitirdikten sonra “az bile övmüşler!” Dedim. O kadar keyif aldığım bir okuma oldu ki nasıl övsem de bu kitabı bir an önce okumanızı sağlasam bilemiyorum. Hepimizin en az bir kez adını duydugu gerçek kişilerin kurgu etrafında müthiş dansını seyrediyoruz. Seyrediyoruz diyorum çünkü okurken zihnimde sahnelerin istemesem de canlandığını fark ettim. Dr. Breuer’in kliniği, Nietzsche’nin kaldığı pansiyon... Okurken betimlemelerin böylesine sıkıcılıktan uzak olması okumayı daha da keyifli hale getirdi benim için. Lou Salome’nin Nietzsche için Dr. Breuer’i bulup, onu içinde bulunduğu umutsuzluktan kurtarmasını dilenmesiyle girizgahı yapıyoruz. Dr. Breuer’in de en az Nietzsche kadar umutsuzluk içinde olduğu dönemde doğan bu nefis dostluk hikayesi, diyalogları okurken “hiç bitmese” dedirtiyor. Freud’a da rastladığımız bu dostluk hikayesinde yazarın yalın bir dille Nietzsche’nin fikirlerini aktarması; Nietzsche’nin daha anlaşılır olmasına yol açıyor. Felsefe ve kurgunun iç içe geçtiği, sayısız tekrarda okunabilecek bu kitap her kütüphanenin demirbaşı sayılmalı. Hala okumayanlarımız varsa acilinden kitabı temin etmelerini tavsiye ederim.
Edebiyat
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma