Ekmeği karneye bağlanan bir kuşaktan geliyor Akbal. 40 kuşağından. Varlığı da yokluğu da pekala bilen bir kuşaktan. Karartma günlerinden. Sigara ışığının bile, el ayasıyla siper edildiği günlerden. Sait’in çırağı, Necatigil’in yareni. Hakikat sahibi hakiki bir Peralı. Eski, epeski bir antik İstanbol / Bizans insanı desem yeridir. Öykülerinde sözcük menşeili Sait’in etkileri görülse de, onun aksine bireyin yalnızlığını onun içsesi dairesince veren, ailevi anılarını derin bir iççekişle öyküleştiren, Sait’in zaman zaman başvurduğu sürreal ögelere handiyse başvurmayan, izlenimci yönü Sait’e göre çok ağır basmasa da bu noksanlığı bireysel duyarlılığıyla kapatan; sade, gerçekçi ve dolayısıyla özgün mü özgün bir öykü formu yakalamış, emektar bir öykücümüz Akbal.
Kaç zamandır, bol ünlemli bir içsesle, ‘’Okuyacağım!..’’ dediğim ‘’Önce Ekmekler Bozuldu’’ kitabına, nihayet bir sahaf kazısında rastladım. Elbette basım tarihi eski bir kitap değil. Çok değerli Sevengül Sönmez’in editörlüğünde Doğan Kitap’ın yeniden yayımladığı bir Oktay Akbal öykü serisinin ilk kitabı. İlk basımı Azım Bezirci kaynaklarına göre 1946 ama Akbal, 1942’den beri çeşitli mecmualarda yayımladığı öykülerini tesviye edip bu kitabı basıma hazırlamış. F.K Basımevi’nden çıkmış kitap. Elle dağıtmış, postayla yollamış, Çoğunda banknot bile edinmemiş. İsmi albenili gelmiş ki adından epey söz ettirmiş dönem itibariyle. Oysa, ‘’ Önce Ekmekler Bozuldu’’ 20’li yaşlarında olan bir gencin, II. Dünya Savaşı yıllarındaki açlığın ve sefaletin çirkin namı için, bu başlıkta bir kitap ve öykü ismiyle savaşa karşı ironi yapmak istemesiyle ortaya çıkmış. İşte Akbal o yaşlarında bile bu kadar nahif, öngörülü, pür-ü pak bir delikanlı.
‘’Basit öyküler ve gereğinden fazla melankoli’’ var diyorsunuz kitabı okumaya başladığınızda