Aleksey ivanoviç'in kumar bağımlılığını anlatan müthiş bir kitap. Aynı zamanda kumarın her yönüyle nasıl bir bağımlılık yaptığını anlatan hoş bir kitap. Dostoyevski her kitabı okumayı haketiyor.
Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömrüne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu müphemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler sürüp giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur.
Kulüp arkadaşlarıyla bu yolculuğu seksen gün içinde tamamlayacağına dair bahse tutuşan Fogg, aynı gün uşağı Passepartout’yla birlikte Londra’dan ayrılır. Bu meydan okumayla başlayan bin bir türlü maceraya, bir polis soruşturmasıyla, bir de aşk hikâyesi eklenir.
Tam bir başyapıt herkesin okuması gereken bir kitap. Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. Bu kitap hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki.