Cemile, yazara ilk büyük şöhretini kazandıran eseridir. “İşte şimdi burada, Villon’un, Hugo’nun, Baudelaire’nin Paris’inde, kralların ve devrimlerin Paris’inde, ressamların yüzyıllık Paris’i olmakla övünen her taşı ya bir tarihi, ya bir efsaneyi hatırlatan şu Paris’te Werther, Bérénice, Antoine ve Kleopatra, Manon Lescaut, Education Sentimentale, Dominique, hepsi birdenbire gözümden düşüverdi. Çünkü ben Cemile’yi okudum. Roméo Juliette, Paolo ve Francesca, Hernani ve Dona Sol, artık bunların hiçbiri gözümde değil, çünkü ben ikinci cihan savaşının üçüncü yılı yazında, 1943 yılının o Ağustos gecesinde Kurkureu vadisinde bir yerde Zahire arabaları ile giden Danyar ve Cemile’ye, bunların hikâyesini anlatan küçük Seyit’e rastladım.”
(Louis Aragon)
..
..
İncecik ama bir o kadar da aşk kokan bir kitap. Cengiz Aytmatov'un ilk eseri ve onun ününü de dünyaya yayan kitap. Burada da tıpkı Beyaz Gemi'de olduğu gibi her şey bir çocuğun gördüklerini aktarmasıdır. Kitabın sonuna doğru Cemile'ye kızıyor insan,hani senin kocan askerde iken sen nasıl böyle bir şeye kalkışırsın? Ama kitabın sonunda pek diyecek bir şey bulamıyorsunuz. Gelelim kitapta anlatılanlara:
Dönem Rus baskısının olduğu ve savaşların yaşandığı dönem. Köylerde(avıl) kadınlar, yaşlılar ve çocuklar yaşıyor. İş gücünü daha çok kadınlar yapmakta. Cemile işte yiğit denebilecek kadınlardan biri. Evin her işine kendisi koşar, yapılabilecek bir şey varsa hemen kendi yapardı. On erkeğe bedel bir kadın. Boyu selvi gibi uzun , bir o kadar narin ve oldukça da güzel, alımlı bir bayan. Çavuş bir gün kapıya dayanır kolhozda çalışmak üzere Cemile ile evdeki atlarla birlikte kolhoza çalışmaya gelmesini kayınvalidesine söyler. İlkin kayınvalidesi karşı çıkar ama çavuş köyde hiç erkek olmadığından bu işleri anca kadınların