Öyle sanıyorum ki insan zihni derinliklerindeki karanlığın içinde sorunları incelemekte, geri çevirmekte ya da kabul etmekte kullandığı bazı tekniklere sahip. Bu tür etkinlikler bazen insanın sahip olduğunu bilmediği yönlerini ilgilendirir. Kim bilir kaç kere zihnimiz dertli ve acılı, ıstırabımızın sebebini bilmeden yatağa girmiş, sabah uyandığımızda belki de karanlıktaki zihinsel faaliyetin ürünü olan yepyeni bir yöneliş, bir sarahat bulmuşuzdur. Öyle sabahlar vardır ki, kanımız coşkunlukla kaynar, karnımız göğsümüz sevinçle germeger, kıpır kıpırdır, oysa düşüncelerimizde buna sebep ya da gerekçe olacak hiç bir şey yoktur.
“Karşımda nadasa bırakılmış koskoca bir arazi duruyor, yanımda da nadasa bırakılmış koskoca bir adam. İsraf gibi geliyor bana. İsrafa hayatta hiç gücüm yetmediği için de kötü bir his verir bana. Hayatını nadasa bırakmak iyi bir his mi?”
"Çaresizlik. Usanç. Boşluk hissi ve hiçlik... Bunlar bir kez kapıldın mı kendini kurtarmanın zor olduğu duygulardır. Içinde su olmayan bir kuyuya düşmüşsün de yüzünü dizlerine gömmüş oturuyormuşsun gibi hissettirir. Bu dünyanın en anlamsız varlığı senmişsin, zor zamanlar geçiren tek kişi kendinmişsin gibi gelir."