9,0/10  (27 Oy) · 
74 okunma  · 
25 beğeni  · 
1.404 gösterim
İnceldiğinde, çeşitli sebeplerle delindiği de olur uykunun. Ne
bileyim, bazen zihnimizdeki sivri uçlu bir hatıra deler onu; bazen
henüz hazmedemediğimiz bir sözün acısı, bazen kolu bacağı
aklımızın dışında kalan bir düşünce yahut bir duygu, bazen de
etrafımızda olup biten, bizim fark edemediğimiz meçhul bir şey deler.

İşte o vakit delinen yerden içerisi görünmez ama dışarısı görünür.
Hakikat oradan gerçekte olduğu gibi görünmez tabii; uykunun sisi yüzünden, kendisinin biraz berisinde yahut gerisinde görünür.

Sise benzemeyen tuhaf bir sisin içindeydi şehir. On dokuzuncu katın hizasında ben gerçeğim diyen bir güvercin kanat çırpıyordu. Binnaz Hanım'ın tombul elleri vardı. Ucu bucağı görünmeyen bir boşluğa düştü Ziya. Hışır hışır öten naylon şeritler. Te ilerde Suriye! Kaldır başını! Huoop! Yüzü çilli bir çocukluk. Efil efil tüten bir pişmanlık.

Hiç işte, hiçbir şey olmadı. Şikâyetçi misin? Değilim Komutanım.

Kolonya, limontuzu ve su. Bakma öyle karanlıkta Mensur. Aynalı
kahve. Güzel Nefise. Kim o uzaktaki adam? Tufana emanet bir dünya.

Her kötülük, bir iyiliğin içine akıyor işte...

Heba, göz gözü görmez insafsızlığın, doğruya benzemeye muvaffak olan yalanın, utanmazlığın, lincin, kıstırılmışlığın romanı.
Edebiyatın kirişlerini çatlatan büyük bir yazardan yalnızlığın, pişmanlığın, askerliğin, heder olmuş bir ömrün romanı. İpek kadar yumuşak ve ipek kadar sağlam.

Sadık okurları için yeni keşifler sunacak, yeni tanışanları sadık
okurlara dönüştürecek bir Hasan Ali Toptaş romanı...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2013
  • Sayfa Sayısı:
    308
  • ISBN:
    9789750511585
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Doğan Yalçın 
 16 May 02:12, Kitabı okudu, 4 günde, Beğendi, 10/10 puan

Hasan Ali Toptaş uğruna " Yazar için Türkçe öğrenilmeli..." sözüne muhatap olan bir kelime dahisidir. Edebiyat çevresinde yazar bir işçidir aslında. Ama öyle bir işçi ki; kelimeleri dillin içinde cımbızla çeken, cümlelerinin başını ve sonunu eline aldığı, dilline doladığı ve bunları yaparken aslında kendisini ve kahramanlarını anlatırken bize edebiyatı,toplumu, hayal gücünü ve yazmayı öğreten bir işçidir. Tüm kelimeleri nasıl böyle yerine oturttuğuna, kelimeleri seçerken ince elleyip sık dokunuşunda gösterdiği çabaya, bu çabanın sonunda meydana gelen cümlelerin büyüsüne, o büyüde aslında dillin sonsuzluğuna, bu sonsuzlukta hayal gücünün katkısına, hayal gücüyle gerçeklik arasında o ince ufuk çizgisine, o ufuk çizgisindeki doyumsuz hazza, hazzın aslında; hayalden, kelimelerden, konuşma dillinden çok daha yüce çok daha ulvi çok daha muteber bir heyecan bir yaşantı bir aşk olduğunu fark edeceksiniz.

Yazarın muhteşem bir dille bu kadar muhteşem bir hayal gücüyle bu kadar titiz bir işçilikle dokuduğu kitaplarında aldığınız tat bir yerden sonra hayret verici bir hal alıyor aslında. Bugüne kadar en zorlandığım kitap yine yazarın başka kitabı olan “ Bin Hüzünlü Haz” kitabıdır. Kitap aslında belki de edebiyattın ulaşılmaz basamaklarının yarısındadır ama Alladin’in kendini bulma çabası o içinde bulunduğu ruh hallini anlatmak bu basamakların fersah fersah uzaklığında yazan yazarların başarabileceği bir şey değildir. Burada yazar aslında kelimelerin ve hayal gücünün tüm olanaklarına değil birazına belki de yazara göre çok azına sahip olurken ortaya neler çıkacağını anlatan en güzel kitabıdır. Edebiyattın sınırsız kelime gücüne ve hayal gücünün doruklarına bayrak dikmese de aslında o bayrağı elinde tutan yazarlar arasındadır bunu kimse inkar edemez. Bugüne kadar o bayrağı eline alan yazarın sayısı sanırım bir elin parmağını geçmiyordur.

Gelelim Heba’ya. Bu kitabı okurken bence elinizin altında bir kalem bir de defter bulunsun. Eğer gerçekten kelimelerin gücünü anlatan, kelimelerin envai çeşitlerinin bir aradaki uyumunu merak eden, beni bugünkü kullandığımız kelimeler tatmin etmiyor diyen varsa buyurun şimdi bu kitaba başlayabilirsiniz. Bin Hüzünlü Haz kitabına göre çok daha sade bir dille yazıldığı muhakkak ama bu kesinlikle ondan eksiktir anlamına gelmiyor. Bu kitapta defterine yazacağınız çok kelime olacak. Daha önce hiç duymadığınız kelimeler, kelimelerin içindeki uyumun ortaya çıkardığı cümle bütünlüğü sizi bir kere daha cümle bilgisine ve anlamaya yönlendirecek ve de yazmaya dair düşünceye sevk edecektir.

Kahramanımız Ziya bir kuş öldürdüğü için vicdan azabı çekmektedir. Bu vicdan azabı hayatındaki her deminde kendisini bir şekilde baskın halle getirip Ziya’nın hayatında yer edinir. Bir rüyada ev sahibi Binnaz hanımın aslında hayata dair derslerini belki de bu vicdan azabından, kendi yaşadıklarından Ercüment beyin kendisine uzanan yardım elliyle okuyucuya ip ucu vermektedir. Binnaz hanımın hayatını yazar elle alırken çok az bir konu sınırları içerisinde; cinselliğe, paraya, ikili ilişkilere, çalışanlarla patron ilişkisini ve tüm bunların toplumla ilişkisini rüya bölümünde yani ilk bölümde bize anlattır. Bu anlatımda aslında büyülü gerçekçiliğin o doyumsuz hazını size en çok hissettireceği yerdir. Ve diğer tüm bölümlerde bunu görmek mümkündür. Aslında beni en çokta şaşırtan bu oldu yani; yazarın büyülü gerçekçiliği bu kadar ustaca kullanması ve kalemine bu kadar yakışması. Daha önce Kaan Murat Yanık ve Hakan Bıçakçı’dan örneklerini okumuştuk ama kesinlikle Hasan Ali Toptaş ile kıyaslanamaz.

Kitap bir çok bölümden oluşmaktadır. Belki de asıl bölüm kitabın Sınır kısmından geçen Ziya’nın yaşadıklarıdır. Bu bölüm belki de askeriyede ki hiyerarşi düzeni bu düzenin içindeki askerlerin üstlerine , birbirlerine , sivil hayata karşı, içinde bulunduğu koşuların harmanlanıp daha sonraki sivil hayatta olan etkisini, etkisinde doğan sonuçları ve vefa borcunu en güzel anlatan bölümdür. Bu vefa sonradan Ziya’yı şehir hayatından koparır taşra ya da köy hayattı dediğimiz bir hayatta hapseder. Hapseder diyorum çünkü insanın olduğu yerde bana sorarsanız ben hürüm, ben tamamen huzurlu bir şekilde hayatımı devam ettirebiliyorum demeleri imkansız. Bu imkansızlığı aslında Ziya ilk kalp çırpınışlarına maruz kalırken hissetmiştir. Kenan’ın yani askerlik arkadaşı, bir yerden sonra aynı hayattı aynı kaderi paylaşan dostunun kardeşidir bu kalp çırpıntısının sebebi. Bu sebep aslında ikisinin de hayattan kopuşlarının direkt olmasa da dolaylı sebebidir. Tabi ki Kenan’ın yeğeni Besim ve annesi Cevriye hanım da etkenlerden biridir. Tüm bu nedenlerden alevlenen köy insanların düşmanlığıyla ve hüzünlü bir sonla bitter kitap.

Kitabı anlatmaya ne sayfalar yeter ne de hafızamdaki kelimeler. Ben söyle bir toparlayayım: Eğer kelimelerin gücüne tanıklık etmek istiyorsanız, cümlelerin içindeki uyumu ve işçiliği görmek istiyorsanız, hayal gücünün sınırsızlığında yüzmek istiyorsanız, büyülü akımın Türkçedeki en güzel örneğini görmek istiyorsanız, farklı kelimeler ve kelimelerin oluşturduğu müzikal ritme kulak vermek istiyorsanız, emek ve alın terinin o tatlı meyvelerin verdiği hazzı duymak istiyorsanız, eleştirmenlerin dünyasında derin iz bırakan bir yazarla tanışmak istiyorsanız Hasan Ali Toptaş’ın kitaplarına hemen başlayın derim. Ben geç başladım ama hiç kopmayacağım artık gibime geliyor. Ve iyi ki edebiyat, kitap ve de kelimler var dediğim sınırlı yazarlardan biri oldu benim için. Ve bizim edebiyatta ilk üç yazarımın arasında yerini aldı kesinlikle. Şimdi diğer kitaplarının vereceği heyecanı düşünerek bu yazıya son veriyorum. Hepinize iyi okumalar.

Esra 
 26 Eki 2015, Kitabı okudu, 6 günde

Heba, Hasan Ali Toptaş'ın son kitabı. Ziya'nın 42 yıl önce bir ruh karmaşası sırasında öldürdüğü kuşun ardından yaşadığı vicdan muhasebesi; bununla birlikte şehir hayatından tabiata kaçışı, askerlik yılları ve arkadaşları anlatılıyor. Ziya, zor şartlar altında hâlâ "insan" kalmaya çalışan ancak HEBA olmaktan kurtulamayan bir Toptaş kahramanı.
Özellikle kitabın sonu Gölgesizler'deki puslu anlatımı hatırlattı bana. Yine düş ve gerçeğin birbirine karıştığı üslubuna hayran kaldığım bir Hasan Ali Toptaş kitabı.
İyi okumalar...

Yasemin Bektaş 
4 saat önce, Kitabı okudu, 3 günde, Beğendi, 10/10 puan

Öncelikle yazarın kelimeler için verdiği değere, gayrete hayran kalmamak mümkün değil. Kitabı okurken elbette konunun içindesiniz fakat o kelimelere giydirilen kıyafet, yüklenen anlamlar gerçekten daha çok etkiliyor.Kitapta diyaloglar oldukça az, betimleme ve anlam aktarmaları fazlaca hakim olmasına rağmen gayet akıcıydı.
Heba; delinmiş bir uykunun ve onu bulanların hikayesi...deniliyor. Çok doğru.Hayata tutunamayan Ziya ve arkadaşının hikayesi iken diğer tarafta delinmiş bir uykuyu bulamayanların da hikayesi. Yazarın ilk okuduğum kitabı Kuşlar Yasına Gider idi. Orada da yazar kelimeleri dize getiriyordu ama Heba'da ki sonun algıya açık bir şekilde bitirilmesi çok hoşuma gitti.Özellikle ilk ve son bölümleri beğenerek okudum.
Hasan Ali Toptaş ile tanışanlar zaten biliyordur kullandığı dili, betimlemeleri, kelimeleri irdeleyerek sanatını icra ettiğini. Fakat herkese önerebileceğim bir kitap değil kesinlikle. Bu kitap çok güzel kesinlikle oku diyemem. Hele ki uzun betimlemelerden, anlam aktarmalarından yorulan kişilere öneremem. Ama bir çocukluk hatırasına süzülmek isteyen, vicdanı, merhameti, minneti, arkadaşlığı okumak isteyene tavsiye edebilirim.

Ferah 
19 Şub 2015, Kitabı okuyor, Puan vermedi

Çocukluğunda öldürdüğü bir kuşun ruhu tarafından 42 yıldır yargılanan, takip edilen, hayatı, hayatları HEBA olan Ziya ve dostlarının hikayesi... Sonunu çok merak ediyorum...

Ezra Aydın 
20 Eyl 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Ruhunu kavanozlara üleştirenlerin yazarıdır Hasan Ali Toptaş!
Son kitabı olan Heba; tüm kitaplarını sevdiğim bu yazarın farklı bir biçimde bağlandığım eseri oldu. Genel olarak insanlar en çok Gölgesizler'i sevdiler, Heba'da bir parça ufak tereddüt yaşadılar ancak ben Heba'yı alıp listenin başına koydum. En olgun çağında birdenbire hepimizi aynalar yardımı olmaksızın salt rüyalar ve sanrılar ile kendimizle yüzleştirip dehşete düşürmek için yazılmış bir fragmanlar topluluğu idi âdeta. Adam-kadın-çocuk-köy-söylentiler-fısıltılar ve doğruluğundan asla emin olamayacağınız görüntüler. Tüm bunlarla birlikte gerçek ve hayal, evren ve zihin arkasındakileri barındıran kutunun kapağını aralamış ve ortaya bin yıllık bir dehşet salmış gibiydi yazar. Birbirine değer bileziklerin çıkardığı ses yaklaşık üç sene sonra dahi kulaklarımda çınlıyor ben bu satırları yazarken. Kendimi Hasan Ali'yi yorunlayabilecek mertebede görmüyorum asla ancak; eğer okuyorsanız bu satırları mutlaka okuyun bu yazarı. Okudu iseniz diğer kitaplarınıda okuyun ruhun ölümcül sırlarının bir uyuşturucu misali bünyenize nüfuz etmesine müsaade edin.

Zebercet 
17 Ağu 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

hayata ayak uydurmak, ona tutunmak büyük bir beceridir. Heba da bu hayata tutunamayanları etkili cümlelerle anlatan bir kitap. Hasan Ali Toptaş kelimeleri ile bazen yüreğine bir bıçak saplıyor yüreğine insanın bazen de yüreğini okşuyor. Kelimelerden büyülü anlamlar yaratan bir yazar.

ihtiyar 
25 Ağu 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 8/10 puan

Ben çok beğendim, anlatımı, diyalogların çok az olması tam benim aradığım bir tarz. Kitabı okurken harcanan emeği görmek gerekir. Bence yazarın emeği, cümleler üzerine yorduğu kafa es geçilmemeli. Her bölümde o kadar gerçek şeyler göreceksiniz ki evet ya doğru bu böyle diyeceksiniz. Özellikle sınır bölümünde yaşanan askerlik anıları, askerlik yapmış erkekler benim kuşağım ve önceleri anlatılanlar için çok doğru diyeceklerdir. Yeni nesilde askerlik hakkında pek bilgim yok, onlar nasıl değerlendirir bilemiyorum ama kitapta anlatılanların gerçek olma olasılığı -aşağı yukarı-yüksektir. Benim ilgimi çeken yada bana tuhaf gelen sadece bazı karakterlerin, özellikle köyde yaşayan bazı karakterlerin çok bilge konuşmalarıydı. Gerçekten o karakter mi konuşuyordu, yada yazar mı onu öyle konuşturuyordu bilemiyorum. Şunu demek istiyorum edebi açıdan böyle bir teknik var mı bilmiyorum, normalde bir köylünün bu kadar bilge konuşmaması gerekiyor, sadece köylü karakterleri için değil kitabın bazı yerlerinde diğer karakterlerde de bu durum dikkatimi çekti. Özetle kesinlikle okunmalı diyorum ve 308 sayfalık kitabı çar çabuk okuyacağınızı da düşünüyorum.

Mehmet Aksoy 
09 Şub 2015, Kitabı okudu, 10/10 puan

Askerlik öncesi okumak pek iyi gelmedi ama kitabın başında okumakta zorlanacağımı düşünüp süründürdüm kitabı. Ancak sınır karakolunda yaşananları okumaya başlayınca sabaha kadar uyumayıp bitirdim işe de geç kaldım, zerre de pişmanlık duymadım tüm gün yarı uyanık vaziyette Ziya'yla beraber "meret" içip durdum sanki.

Suskun/ca 
11 Ara 2015, Kitabı okudu, 14 günde, Beğendi, 8/10 puan

İlk Hasan Ali Toptaş kitabım an itibariyle bitmiş bulunuyor. Genelde okurlar Gölgesizler'den başlıyormuş okumaya ama ben neden bilmem son kitabını tercih ettim başlangıç için... Heba'yı anlatabilecek kelimeleri nereden bulup çıkarsam diye düşünüyorum şuan şu satırları yazarken... En iyisi siz okuyup kendiniz hissedin...

nt 
 29 Eki 16:07, Kitabı okuyor, Puan vermedi

bi an bile dalmanıza izin vermiyor eğer kitaba tam odaklanmazsanız tam anlayamazsınız.. altı çizilecek pek çok cümle barındırıyor. Küçükken vurduğu kuşun vicdan azabını 42 yıl çekebilecek kadar yüreği güzel bir adam Ziya. Onun ve etrafındaki insanların hayatlarının nasıl heba olduğunu görüyoruz aslında. Kitabın sonlarına geldikçe yavaşladım ayrılmak istemiyorum galiba kitaptan. Ayrıca kitabın 2016 FT/Oppenheimer finalisti olduğunu unutmamak lazım.

Kitaptan 48 Alıntı

''...İyi görünmek için gerekli olan malzeme gerçekten kötülük müdür bilemiyorum ama, şu yeryüzünde kötüler bazen iyilerden daha iyi görünebiliyorlar...''

Heba, Hasan Ali ToptaşHeba, Hasan Ali Toptaş
zebercet zengin 
08 Ağu 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Gökyüzü bile insana daha yakın, baksana, elimizi uzatsak dokunacağız sanki.

Heba, Hasan Ali ToptaşHeba, Hasan Ali Toptaş

"İnsan yandığı vakit yürek gövdenin içinde değildir de, gövde yüreğin içindedir belki...''

Heba, Hasan Ali ToptaşHeba, Hasan Ali Toptaş
zebercet zengin 
10 Ağu 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

'... her inancın kıyısında köşesinde bir miktar şüphe olmalı ki inanç kendi içinde manevra yapıp varlığını tamamlayabilsin. Yoksa ne kıymeti kalır ha?

Heba, Hasan Ali ToptaşHeba, Hasan Ali Toptaş

Bu arada dikkat ettin mi bilmiyorum, teğmen öküz, bugün dayak atan komutan da hayvan diye bağırdı bana. Karargâhtaki subay da it dedi. Bu fukaralar insanı yüce, hayvanı da aşağılık bir şey sanıyorlar.

Heba, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 168)Heba, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 168)

Bir insanın, kendisine zulmedene gülümsemeye mecbur bırakılmasından daha beter bir zulüm olamazdı yeryüzünde.

Heba, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 226)Heba, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 226)

“Zaten hayat çoğu zaman akıl gözenekleri geniş ve gevşek olanların ağzından konuşur.”

Heba, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 83)Heba, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 83)
Yasemin Bektaş 
Dün 21:08, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Kulağınıza küpe olsun, kuralsızlığı örtmek için kurallardan daha kalın bir örtü bulamazsınız, hayatınız boyunca işte şimdi yaptığımız gibi yapacaksınız, yoksa toplum denen çok kıçlı ve çok başlı gardiyan canınızı fena yakar, diye öğüt veriyordu.

Heba, Hasan Ali ToptaşHeba, Hasan Ali Toptaş
Maya 
11 May 23:33, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Bende gördüğün değişikliğin birazı sendeki değişikliktir.

Heba, Hasan Ali ToptaşHeba, Hasan Ali Toptaş
5 /